Duygusal uyuşma : Hissetmek de psikolojik bir tepki midir?

Peki duygusal uyuşma nedir? Duygusal uyuşma kişinin normalde duygusal tepkiler vermesi gereken
durumlarda duygu yaşamakta zorlandığı veya duygusal ifadelerini sınırlı veya eksik bir şekilde ifade
ettiği psikolojik bir durumdur. Bu durumda kişi, normalde duygusal bir tepki uyandırması beklenen
olaylar karşısında belirgin bir duygu yoğunluğu hissedemeyebilir. Ne yoğun bir üzüntü ne de belirgin
bir sevinç yaşanır; bunun yerine daha çok hissetmeme, boşluk ya da kopukluk hissi ön plandadır.
Duygusal uyuşmayı ilgisizlik veya duygusuzluk ile karıştırırız bazen. Ancak bu durum, duyguların yok
olmasından ziyade , duygulara erişmekte zorluk yaşamak olarak ifade edilir. Kişi, “hiçbir şey
hissetmiyorum” ifadesini kullanırken aslında, o an için duygusal deneyimine ulaşmakta güçlük
yaşadığını anlatıyor olabilir.Ve ayrıca duygusal uyuşma patolojik bir rahatsızlık değildir . Daha çok
bireyin iç dünyasında yaşadıklarını açıklamaya yardımcı bir kavramdır.
Duygusal uyuşma ve duygusal bastırma çoğu zaman aynıymış gibi gözükebilir . Ancak duygusal
bastırma kişinin hissettiği bir duygunun farkında olması ancak bu duyguyu göstermemeyi ya da
yaşamamayı bilinçli ya da yarı bilinçli biçimde tercih etmesidir.Bu durumda birey, örneğin üzüldüğünü
ya da öfkelendiğini hisseder; fakat bu duyguyu ifade etmemeye çalışır. Yani duygu vardır, ancak geri
planda tutulur.
Duygusal uyuşmada ise birey , bastırmada olduğu gibi yoğun bir duygunun farkında olmayabilir. Asıl
zorlanılan nokta, duyguyu kontrol etmekten çok, duyguyu hissedememektir. Duygusal uyuşmanın
depresyon, kaygı , aşırı stres , travma sonrası stres bozukluğu, istismar ve yas gibi nedenlerden dolayı
olabilir.
Bazı yaklaşımlarda duygusal uyuşma, kişinin yoğun duygularla baş etmekte zorlandığı durumlarda
ortaya çıkan bir tepki olarak ele alınır. Bu durumda kişi, yaşadığı duygulara bir süreliğine mesafe
koyarak günlük yaşamını sürdürebilir. Bu süreç her zaman bilinçli değildir ve çoğu zaman
kendiliğinden gelişir.
Bu tür deneyimler yaşayan bireylere yaklaşırken, durumu hemen düzeltmeye çalışmak yerine,
yaşanan deneyimi anlamaya odaklanmak daha yapıcı olabilir . Bu deneyimi yaşayan bireylerin
“duygusuz” ya da “ilgisiz” olarak etiketlenmemesi, sürecin daha sağlıklı anlaşılmasına katkı
sağlayabilir. Ayrıca kişi, yaşadığı durumu hemen değiştirmeye çalışmak yerine, bunu bir deneyim
olarak fark etmeyi tercih edebilir. Duyguların her zaman yoğun yaşanmak zorunda olmadığını kabul
etmek, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiye katkı sağlayabilir. Günlük yaşamda küçük farkındalıklar
geliştirmek, duygusal deneyimi yeniden tanımaya yönelik ilk adım olarak görülebilir
HAZIRLAYAN:
Uzman Psikolog Mustafa Cem Oğuz
Stajyer Psikolog Zübeydenur Genç

