Anoreksiya nervoza - bir yeme bozukluğu
Anoreksiya nervoza - bir yeme bozukluğu

Anoreksiya Nervoza bireyin beden algısının bozularak kendisini şişman algılaması neticesinde beslenmeyi reddederek aşırı kilo kaybı yaşaması olarak da tanımlanabilir. Yemek yememe, az uyuma ve buna rağmen çok aktif olma Anoreksiya Nervoza’nın belirgin başlangıç göstergeleridir. Sonraki etapta kişi çok şişmanladığı kanısı ile abartılı bir biçimde rejim uygulamaya başlar. Kişi kendini kusturmanın yanı sıra abartılı gıda rejimi ile aşırı hareket, laksatif, diüretik ve iştah baskılayıcı ilaçlar da kullanır. Önceleri kontrol edilebilen iştah bir süre sonra gerçekten de yok olur ve zayıflama sağlık ölçüleri aşar.

Anoreksikler yemek yememelerine rağmen iştahlıdırlar ve sürekli yemek ile ilgilenirler. Yemek tarifi okurlar, asla pişirmeyecekleri yemek tarifleri toplarlar ve arkadaşları ile ailelerine büyük bir özenle yemek hazırlarlar. Ancak kendileri yemezler.

Anoreksikler kendilerini olduklarından çok daha kilolu görür. Hatta klinik ortamda boy aynası karşısında beden çeperini çizmeleri istendiğinde, beden çeperlerini olduğundan çok daha geniş çizerler.

Anoreksiya Nervoza hastalarının büyüme döneminde desteklenen cinsel çocuksulukları; cinsel ilişki kurma ve gebe kalma ile ilgili kuvvetli korkuları; büyüme, anneden ayrılma ve bireyleşmeye karşı kuvvetli korkuları bulgulanabilir.

Aslında hastalar için Anoreksiya Nervoza başkalarının karar vermesine karşı çıkabildikleri bir dirençtir. Anoreksikler üzerinde söz sahibi olabilecekleri, kendilerine bırakılmış tek alan olan kendi bedenlerini kontrol ettiklerine inanırlar.

Anoreksiklerin büyük bir kısmında anne-kız ilişkisine baktığımızda, annenin kendi ihtiyaçlarını ve doyumunu kızınınkinden önde tuttuğu görürüz. Çocuk bu nedenle annesinden kendisine değer veren, önemseyen, kabul gösteren ve kendi varlığını fark edip geliştirebileceği geribildirimleri almadığı için sağlıklı bir benlik algısı oluşturamaz ve kendisini annesinin bir uzantısı olarak algılamayı seçer.

Anoreksiklerin baba-kız ilişkilerine baktığımızda ise, genelde babaların ilgili ve destekleyici göründüklerini, ancak kızları gerçekten kendilerine ihtiyaç duyduklarında, kızlarını duygusal yönden destekleyemediklerini ve yalnız bıraktıklarını görürüz.

Anoreksiya Nervoza yaşamı tehdit edebilecek ve ölümle sonuçlanabilecek kadar riskleri yüksek bir bozukluktur. Anoreksiklerin büyük bir kısmı da maalesef tedaviden kaçma eğilimindedirler. Tedavi olurlarsa, kilo almaları gerektiğini bildikleri ve bunu kontrolü kendilerine bırakılan tek alan olan bedenlerinin kontrolünü kaybetme olarak algıladıkları ve bu durumdan şiddetle korktukları için, tedaviden kaçma oranları çok yüksektir. Anoreksiya Nervoza hastalarının hastalığı ve dolayısıyla yardımı kabullenmemeleri, hastalığın seyrini olumsuzlaştırmakta ve yaşamsal risklerin oluşmasına neden olmaktadır.

Sağlıklı bir beslenme çizelgesinin oluşturulmasının akabinde yeni beslenme biçimi başlamadan, psikoterapi gerekli yöntemlerle devreye girer. Psikoterapi diğer eşleşen problemlerin de işlendiği, ancak esas olarak kişinin yeme davranışı ile ilgili oluşturduğu yanlış düşünce kalıplarının ve olumsuz beden algısının kognitif-davranışçı terapilerle değiştirilmesine dayanır başlangıçta. Psikoterapinin oluşturulmasında dinamik yaklaşımın da önemi büyüktür. Anoreksiya Nervoza’yı oluşturan bilinçaltı çatışmaların bilince çıkartılarak kişiliğin sağlıklı ve özgür gelişmesinin sağlanması çok önemlidir. Bireysel terapinin yanı sıra mutlak aile terapisi de tedavi protokolünde yer almalıdır. Anoreksiya Nervoza hastalarının hemen hepsinin temelinde aile problemleri vardır.

Psikoterapinin gerektiğinde – özellikle depresyon ve obsesyonların olduğu durumlarda – destekleyicisi psikofarmakoterapidir.

Dr.phil. R. Meltem KAVCAR SIRMALI


İstanbul Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!