Travma Sonrası Kimlik: “Ben” Duygusunun Yeniden İnşası

Travma, kişinin dünyaya, diğer insanlara ve kendisine dair temel varsayımlarını sarsar. Güvenli olduğunu düşündüğü dünya artık tehlikeli; güçlü olduğunu sandığı benlik artık kırılgan hissedilebilir.
Travma ve Benlik Algısı
Travma sonrası benlik algısı üç temel alanda değişir.
Kendilik değeri: Kişi kendini yetersiz, kusurlu veya suçlu hissedebilir.
Kontrol algısı: Hayatın kontrol edilemez ve öngörülemez olduğu inancı güçlenir.
İlişkisel güven: Başkalarına yakın olmanın tehlikeli olduğu düşüncesi gelişebilir.
Özellikle çocukluk travmalarında, çocuk yaşadığı olumsuzluğu anlamlandıramadığı için suçu kendine yükler. “Ben böyle olduğum için başıma geldi” düşüncesi, yetişkinlikte de içsel bir gerçeklik gibi varlığını sürdürür.
Travma Sonrası Tepkiler Birer Uyum Çabasıdır
Travma sonrası ortaya çıkan davranışlar çoğu zaman patolojik olarak etiketlenir. Oysa aşırı kontrol, kaçınma, duygusal donukluk, insanlardan uzak durma gibi tepkiler bir zamanlar kişinin hayatta kalmasını sağlamış stratejilerdir.
Sorun, bu stratejilerin artık işlevini yitirmiş olmasına rağmen otomatik olarak devam etmesidir. Terapötik süreçte amaç bu tepkileri ortadan kaldırmak değil, onların neden ortaya çıktığını anlamak ve kişiye yeni, daha esnek baş etme yolları kazandırmaktır.
Kimlik Yeniden Nasıl Kurulur?
Travma sonrası kimlik inşası doğrusal bir süreç değildir. Kişi bazen güçlü, bazen kırılgan hisseder. İyileşme; “hiç etkilenmedim” noktasına gelmek değil, etkilendiğini kabul edebilmek ile başlar.
Bu süreçte önemli adımlar şunlardır:
*Yaşananın adını koyabilmek
*Kendini suçlamayı bırakmak
*Duygulara izin vermek
*Sınır koymayı öğrenmek
*Bedeni yeniden güvenli bir alan olarak deneyimlemek
Kişi travmayla birlikte şekillenen kimliğini sorguladıkça, “travmadan ibaret olmayan” yönlerini de fark etmeye başlar.
Travma ile Yaşamak Değil, Travmayla Birlikte İlerlemek
Travma iyileşmesi, geçmişi silmez; ancak geçmişin bugünü yönetmesini engeller. Kişi zamanla travmanın hayatının tek belirleyicisi olmadığını deneyimler. Bu noktada travma, kimliğin merkezinden çıkar ve yaşam öyküsünün bir parçası haline gelir.
İyileşme sürecinde en güçlü dönüştürücü unsur, kişinin kendisiyle kurduğu ilişkidir. Yargılayan iç ses yerini anlayan ve koruyan bir iç sese bıraktığında, travmanın bıraktığı izler yumuşamaya başlar.
Travma kişiyi değiştirebilir; ancak bu değişim yalnızca bir kayıp olmak zorunda değildir. Doğru destekle, kişi kendini daha derin, daha gerçek ve daha bütün bir yerden tanımayı öğrenebilir.
Hazırlayan:
Uzman Psikolog Mustafa Cem Oğuz

