Sevilmek mi, Anlaşılmak mı?

Sevilmek çoğu zaman davranışlar üzerinden ifade edilir. İlgi göstermek, yanında olmak,
destek olmak ya da fedakârlık yapmak sevginin görünür hâlleridir. Anlaşılmak ise daha
sessiz bir ihtiyaçtır. Kişinin duygularının, düşüncelerinin ve içsel deneyiminin fark edilmesiyle
ilgilidir. Anlaşılmak, yalnızca dinlenmek değil; doğru yerden duyulmak demektir.
Bazı ilişkilerde sevgi vardır ama temas yoktur. Partnerler birbirine bağlıdır, birlikte zaman
geçirir, sorumluluk paylaşır. Ancak kişi, zorlandığında ya da karmaşık duygular yaşadığında
karşısında gerçekten kendisini anlayan bir alan bulamaz. Bu durumda sevgi, kişinin iç
dünyasına ulaşamayan bir çerçeveye dönüşür.
Anlaşılmamak, sevilmemekten daha derin bir yalnızlık yaratabilir. Çünkü kişi, sevilse bile
kendisi olarak var olamadığını hisseder. Duygularını açıklamak zorunda kalmak, sürekli
kendini anlatmak ya da yanlış anlaşıldığını düzeltmeye çalışmak zamanla yıpratıcı hâle gelir.
Bu yorgunluk, ilişkide sessiz bir geri çekilmeye yol açabilir.
Bazı bireyler için sevilmek, anlaşılmanın yerine geçer. Yeterince sevildiğinde, anlaşılmamayı
tolere edebileceğine inanır. Ancak bu denge uzun vadede sürdürülemez. Çünkü kişi, iç
dünyasını paylaşamadığı bir ilişkide kendini yalnız hissetmeye devam eder. Sevgi,
anlaşılmadığı sürece doyurucu olmaz.
Tersine, anlaşılmak da tek başına yeterli olmayabilir. Kişi anlaşıldığını hissedebilir ama sevgi
davranışları eksik olduğunda, ilişkide bir boşluk oluşur. Bu nedenle sevilmek ve anlaşılmak
birbirinin alternatifi değil; birbirini tamamlayan iki temel ihtiyaçtır.
Bu ayrımın kökeni çoğu zaman erken ilişkilerde yatar. Bazı bireyler çocuklukta sevilmiş ama
duygusal olarak yeterince anlaşılmamıştır. Bazıları ise anlaşılmış ama sevgi davranışlarıyla
desteklenmemiştir. Yetişkinlikte kurulan ilişkilerde bu eksik kalan parça, daha baskın bir
ihtiyaç hâline gelebilir.
İlişkilerde sıkça yaşanan çatışmalardan biri de, tarafların farklı ihtiyaçlar üzerinden ilişkiyi
değerlendirmesidir. Biri “beni seviyorsun ama anlamıyorsun” derken, diğeri “anlamaya
çalışıyorum ama yetmiyor” hissi yaşayabilir. Bu durum çoğu zaman sevgisizlikten değil,
ihtiyaçların farklı dillerle ifade edilmesinden kaynaklanır.
Terapi sürecinde bu soru ele alındığında, bireylerin çoğu ilk kez şunu fark eder: Aslında neye
ihtiyaç duyduğunu tam olarak bilmiyordur. Sevilmek mi istiyor, anlaşılmak mı; yoksa her
ikisini de ama nasıl olduğunu tarif edemiyor mu? Bu farkındalık, ilişkide daha gerçek bir
temasın kapısını aralar.
Sağlıklı bir ilişkide sevilmek ve anlaşılmak birbirini besler. Kişi anlaşıldığında, sevgi daha
derin hissedilir. Sevildiğinde ise kendini ifade etmek daha güvenli hâle gelir. Bu iki ihtiyaç
dengelendiğinde, ilişki yalnızca sürdürülmez; yaşanır.
Sevilmek görünür bir ihtiyaçtır. Anlaşılmak ise sessiz ama derin bir arzudur. İlişkilerde asıl
soru, hangisinin daha önemli olduğu değil; hangisinin eksik kaldığıdır. Ve bu fark edildiğinde,
kişi ilişkide neyi aradığını daha net görmeye başlar.

