BEYNİMİZ TEHDİDİ NASIL ALGILAR?

Beynin tehdit algısından sorumlu en önemli yapılarından biri amigdaladır. Amigdala,
limbik sistemin bir parçası olarak duygusal değerlendirmeleri yapar ve özellikle korku,
kaygı ve öfke gibi temel duygularla ilişkilidir. Tehlikeli bir durumla karşılaştığımızda,
duyusal bilgiler önce talamusa gelir ve buradan iki farklı yol izler. Birincisi hızlı ve ilkel olan
“kısa yol”dur: Bilgi doğrudan amigdalaya iletilir. Bu yol, detaylı analiz yapmaz ama hayatta
kalmak için hız sağlar. İkincisi ise daha yavaş ama detaylı olan “uzun yol”dur; bilgi önce
prefrontal kortekse ulaşır ve mantıksal değerlendirme burada yapılır.
Sorun şu ki; modern dünyada karşılaştığımız birçok durum fiziksel bir tehdit oluşturmasa
da beyin bunları gerçek tehlike gibi algılayabilir. Eleştirilmek, reddedilmek, yalnız kalmak,
başarısız olmak ya da sevilmediğini hissetmek gibi deneyimler, beyin tarafından sosyal
tehdit olarak kodlanır. Beyin için sosyal dışlanma, ilkel dönemlerde hayatta kalamamak
anlamına geldiği için bu tür durumlar da amigdala tarafından alarm olarak algılanır.
Tehdit algılandığında, hipotalamus-hipofiz-adrenal (HPA) aksı devreye girer. Bu sistem
stres hormonlarının (özellikle kortizol ve adrenalin) salgılanmasını sağlar. Kalp atışları
hızlanır, kaslar gerilir, sindirim yavaşlar ve beden “savaş, kaç ya da don” tepkisine
hazırlanır. Bu süreç kısa süreli olduğunda adaptiftir; ancak uzun süreli stres durumlarında
beyin ve beden için yıpratıcı hale gelir.
Kronik stres altında çalışan bir beyinde, özellikle prefrontal korteks işlevlerini sağlıklı
şekilde yerine getirmekte zorlanır. Prefrontal korteks; karar verme, dürtü kontrolü, empati
kurma ve olaylara geniş perspektiften bakma gibi becerilerden sorumludur. Stres arttıkça
bu bölgenin etkisi azalır ve amigdala baskın hale gelir. Bu da kişinin daha tepkisel, daha
sabırsız ve daha duygusal davranmasına yol açar.
Bu noktada sıklıkla danışanlardan duyulan “Mantıksız olduğunu biliyorum ama elimde
değil” cümlesi, aslında beynin bu işleyişini çok iyi özetler. Kişi durumu mantıksız olarak
değerlendirebilir; ancak beyin, tehdidi gerçek olarak algıladığı için duygusal tepkiyi
sürdürür. Bu nedenle sadece “düşünceyi değiştirmek” çoğu zaman yeterli olmaz; aynı
zamanda sinir sistemini regüle etmek gerekir.
Beynin tehdit algısını yatıştırmanın en etkili yollarından biri güven duygusunu artırmaktır.
Güven hissi, vagus siniri üzerinden parasempatik sinir sistemini aktive eder ve bedene
“tehlike geçti” mesajı verir. Nefes egzersizleri, bedensel farkındalık çalışmaları, güvenli
ilişkiler ve duygusal olarak anlaşıldığını hissetmek bu nedenle terapötik açıdan son
derece önemlidir.
Ayrıca, tekrar eden deneyimler beynin nöroplastisite özelliği sayesinde yeni sinir ağları
oluşturur. Yani beyin, tehdit olarak algıladığı durumları zamanla yeniden değerlendirmeyi
öğrenebilir. Ancak bu öğrenme, yalnızca bilişsel düzeyde değil; duygusal ve bedensel
düzeyde gerçekleştiğinde kalıcı olur.
Sonuç olarak, beynimizin tehdit algısı bizi korumak için vardır; ancak modern yaşamda bu
sistem çoğu zaman aşırı çalışır. Kişinin kendini “zayıf”, “dayanıksız” ya da “kontrolsüz”
olarak etiketlemesi yerine, beynin bu otomatik işleyişini anlaması psikolojik iyilik hali
açısından dönüştürücü bir adımdır. Çünkü anlaşılan bir beyin, regüle edilmeye daha
açıktır.
HAZIRLAYAN:
Uzman Psikolog Mustafa Cem Oğuz
Psikolog Cansu Hatice Karcıoğlu

