Doktorsitesi.com

Psikolojik Travma: Yaşanan Olaydan Çok, Zihinde ve Bedende Kalan İz

Uzm. Psk. Mustafa Cem Oğuz
Uzm. Psk. Mustafa Cem Oğuz
6 Ocak 202620 görüntülenme
Randevu Al
Psikolojik travma çoğu zaman yaşanan olayla tanımlanır; oysa travmayı travma yapan, olayın kendisinden çok kişinin o olayı nasıl deneyimlediği ve sonrasında zihninde ve bedeninde neyin kaldığıdır. Aynı olaya maruz kalan iki kişiden biri günlük yaşamına devam edebilirken, diğeri yıllar sonra bile aynı duygusal yoğunluğu yaşayabilir. Bu fark, travmanın öznel doğasını gözler önüne serer.
Psikolojik Travma: Yaşanan Olaydan Çok, Zihinde ve Bedende Kalan İz

Travma; kişinin başa çıkma kapasitesini aşan, ani, yoğun ve tehdit edici bir yaşantı karşısında zihinsel, duygusal ve bedensel dengenin bozulmasıdır. Burada kritik nokta, olayın “tehlikeli” olması değil, kişinin o an kendini çaresiz, kontrolsüz ve yalnız hissetmesidir.

Travmanın Sinir Sistemi Üzerindeki Etkisi

Travmatik yaşantılar sırasında beyin, hayatta kalma moduna geçer. Amigdala aşırı uyarılırken, prefrontal korteks (mantıklı düşünme ve değerlendirme merkezi) devre dışı kalabilir. Bu nedenle travma anıları çoğu zaman kronolojik, sözel ve mantıksal bir hikâye şeklinde değil; görüntüler, bedensel duyumlar, kokular ve yoğun duygular şeklinde depolanır.

Bu durum travma sonrası şu belirtilerle kendini gösterebilir:

*Nedensiz gibi görünen yoğun kaygı veya öfke patlamaları
*Bedensel belirtiler (çarpıntı, mide ağrısı, baş dönmesi)
*Olayı hatırlatan durumlardan kaçınma
*Duygusal uyuşma veya kopukluk hissi
*Sürekli tetikte olma hali

Kişi çoğu zaman “Neden hâlâ bunu yaşıyorum?” diye kendini suçlar. Oysa bu tepkiler, zayıflığın değil, sinir sisteminin tehdit karşısında geliştirdiği otomatik koruyucu tepkilerin sonucudur.

Görünmeyen Travmalar

Travma denildiğinde akla çoğu zaman kazalar, doğal afetler, saldırılar gelir. Ancak psikolojik travmalar her zaman dramatik ve tek seferlik olaylardan oluşmaz. Uzun süreli ihmal, duygusal istismar, değersizleştirilme, görülmeme ve sürekli eleştirilme de travmatik etki yaratabilir. Bu tür yaşantılar “kompleks travma” olarak tanımlanır ve özellikle çocukluk döneminde yaşandığında kişinin benlik algısını derinden etkiler.

Kompleks travmaya maruz kalan bireylerde sıkça şu inançlar gelişir:

“Bir şeyler bende eksik.”
“Sevilmek için çabalamalıyım.”
“Hata yaparsam terk edilirim.”

Bu inançlar yetişkinlikte ilişkilerde, iş yaşamında ve kişinin kendisiyle kurduğu iç diyalogda belirleyici olur.

Travma Neden Unutulmaz?

Travmatik anılar, beynin “tehlike arşivi”ne kaydedilir. Beyin, benzer bir durumla karşılaşmamak için sürekli alarmda kalır. Bu yüzden kişi, bilinçli olarak hatırlamak istemese bile beden hatırlar. Travma, hatırlanan bir anıdan çok, yeniden yaşanan bir deneyim gibidir.

Bu nedenle travma iyileşmesi sadece “konuşmak” değil, aynı zamanda bedenin ve sinir sisteminin de yeniden düzenlenmesini içerir.

İyileşme Mümkün mü?

Travma iyileşmesi, yaşananların hiç olmamış gibi silinmesi değildir. İyileşme; anının artık kişiyi yönetmemesi, bugünle geçmiş arasındaki sınırın yeniden kurulmasıdır. Güvenli bir terapötik ilişki içinde kişi, travmatik yaşantıyı parça parça, tolere edilebilir düzeyde ele alabilir.

İyileşme süreci şunları içerir:

*Güvenlik duygusunun yeniden inşası
*Duygularla temas edebilme
*Bedensel farkındalığın artması
*Kendine yönelik suçlayıcı iç sesin dönüşmesi

Travma kişiyi kırar; ancak doğru koşullarda, doğru destekle, kişi yalnızca iyileşmez, aynı zamanda kendisiyle daha derin ve şefkatli bir ilişki kurmayı da öğrenebilir.

Hazırlayan:
Uzman Psikolog Mustafa Cem Oğuz

Yazar Hakkında

Uzm. Psk. Mustafa Cem Oğuz

Uzm. Psk. Mustafa Cem Oğuz

Mustafa Cem Oğuz, 1983 yılında Ankara’da doğmuştur. Psikoloji alanındaki eğitimini tamamlayarak Türkiye’de pedagojik diplomaya sahip nadir uzmanlardan biri olmuştur. Genel psikoloji alanında yüksek lisans yapmış, eğitim sürecinde okul, huzurevi ve hastane gibi farklı kurumlarda stajlar gerçekleştirmiştir.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.