Oyunun Evrensel Dili ve Otizm Spektrumundaki İyileştirici Gücü

Çocuklar; korkularını, meraklarını, hayallerini ve içsel çatışmalarını yetişkinler gibi soyut kavramlarla değil, kurdukları oyun sahneleriyle dışa vururlar.Bu bağlamda oyun, sadece boş zamanı değerlendiren bir eğlence aktivitesi değil; zihinsel, fiziksel ve ruhsal gelişimin en temel besin kaynağıdır.
Normal gelişim gösteren bir çocuk için oyun, aslında hayatın güvenli bir provasıdır. Çocuklar oyun oynarken problem çözmeyi, paylaşmayı, yenilgiyle baş etmeyi ve toplumsal kurallara uyum sağlamayı öğrenirler. Bir çocuk kumdan kule yaparken fizik kurallarını ve odaklanmayı, arkadaşıyla evcilik oynarken ise empati kurmayı ve sosyal rolleri deneyimler.
Klasik kuramcılar oyunu "fazla enerjinin boşaltılması" veya "gelecekteki ciddi işlere hazırlık" olarak görürken, modern yaklaşımlar oyunu çocuğun zihinsel ve sosyo-kültürel gelişimi için vazgeçilmez bir ihtiyaç olarak tanımlar.
Her ne şekilde tanımlanırsa tanımlansın, oyun çocuğun en özgür olduğu, kontrolün kendisinde bulunduğu ve
yaratıcılığını sınırsızca kullandığı yegane alandır.
İşte oyunun bu doğal iyileştirme potansiyeli, profesyonel bir düzleme taşındığında "Oyun Terapisi" adını alır.
Oyun terapisi, çocukların kendilerini ifade etmekte zorlandığı veya kelimelerin yetersiz kaldığı durumlarda, eğitimli bir uzman eşliğinde yürütülen bilimsel bir sağaltım yöntemidir. Terapi odası, çocuğun iç dünyasındaki düğümleri
çözebilmesi için tasarlanmış güvenli bir limandır. Burada çocuk, yönlendirilmeden ve yargılanmadan kabul edilir. Bu güven ortamında çocuk, yaşadığı travmaları veya taşınması güç duyguları örneğin bir kardeş kıskançlığı, boşanma sürecinin kaygısı veya okul korkusu gibi- oyuncaklar aracılığıyla somutlaştırır. Bebeklerle, kuklalarla veya sanat materyalleriyle kurulan bu sembolik dil, çocuğun ruhsal bir rahatlama yaşamasını ve özsaygısını yeniden kazanmasını sağlar.
Bu iyileştirici süreç, özellikle Otizm Spektrum Bozukluğu olan bireyler için hayati bir önem taşır.
Otizm; temelde sosyal etkileşimde sınırlılık, iletişim güçlükleri ve tekrarlayan davranışlarla kendini gösteren nörogelişimsel bir farklılıktır. Otizmli çocuklar dünyayı bizden daha farklı bir duyusal filtreyle algılarlar ve genellikle akranları gibi "mış gibi yapma" (sembolik oyun) becerilerini kendiliğinden geliştiremeyebilirler.
Onlar için bir oyuncak araba, sürülüp bir yere park edilecek bir araçtan ziyade, sadece tekerleği dakikalarca çevrilen bir nesne olabilir.Oyun terapisi ile otizm arasındaki ilişki tam bu noktada bir köprü görevi görür.
Terapi süreci, otizmli çocuğun kısıtlı ve tekrarlayıcı dünyasından çıkıp dış dünyayla sağlıklı bir bağ kurmasına olanak tanır. Terapist, çocuğun oyununa dahil olarak onunla "ortak dikkat" kurar ve bu sayede çocuğun sosyal becerilerini kademeli olarak geliştirir.
Sembolik oyun becerileri güçlenen otizmli çocuk, olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurmaya başlar ve duyusal problemlerini oyun yoluyla yönetmeyi öğrenir. Ayrıca, ailelerin de dahil edildiği "Filial Terapi" gibi modellerle bu gelişim ev ortamına da taşınır; böylece ebeveyn ve çocuk arasındaki bağ daha da güçlenir.
Sonuç olarak; oyun terapisi otizmli bir çocuk için sadece bir "öğrenme süreci" değil, anlaşıldığı ve kendi olduğu haliyle kabul gördüğü bir keşif yolculuğudur. Kelimelerin sustuğu noktada oyuncakların konuşmaya başlaması, otizmli bireylerin hayat kalitesini artırırken, onlara dünyayı daha anlamlı ve güvenli bir yer olarak algılama şansı verir. Oyunun bu birleştirici ve iyileştirici gücü, her çocuğun hakkı olan o sağlıklı gelişimin en kıymetli anahtarıdır.

