Doktorsitesi.com

Obezite ve Depresyon: Bir Kısır Döngünün Nörobiyolojik Hikayesi

Uzm. Psk. Tuğçe Esra Özbey
Uzm. Psk. Tuğçe Esra Özbey
18 Temmuz 2018135 görüntülenme
Randevu Al
Obezite ve Depresyon: Bir Kısır Döngünün Nörobiyolojik Hikayesi
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Depresyon ve Obezite Arasındaki Karmaşık Bağlantı

Obezite, dünya genelinde yaygınlığı hızla artan ve hayati riskler taşıyan kronik bir hastalıktır. Özellikle gelişmiş ülkelerde daha belirgin olan bu durum, sadece fiziksel bir sorun değil, aynı zamanda psikolojik süreçlerle de yakından ilişkilidir. Depresyon ve obezite arasındaki etkileşim, bireyin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen çift yönlü bir mekanizmaya sahiptir.

Her bireyin deneyimlediği kaygı, mutluluk ve üzüntü süreci kendine özgüdür. Bu bağlamda depresyon belirtileri de kişiden kişiye farklılık gösterir. Bazı bireylerde aşırı uyuma veya uykusuzluk görülürken, beslenme alışkanlıklarında da benzer zıtlıklar yaşanabilir. Özellikle duygusal yeme eğilimi gösteren kişilerde, depresif ruh hali doğrudan kilo artışını tetiklemektedir.

Psikolojik ve Fiziksel Etkileşimin Kısır Döngüsü

Depresyon ve obezite arasındaki ilişki asla tek yönlü değildir; bu iki durum birbirini besleyen bir döngü içerisindedir. Süreç genellikle şu şekilde işlemektedir:

  • Kilo Artışı: Depresyon ve kaygı, teselli bulma amacıyla yeme miktarının artmasına ve dolayısıyla obeziteye yol açabilir.
  • Vücut Tatminsizliği: Obezite, kişinin fiziksel görünümünden memnuniyetsizlik duymasına ve daha derin bir depresyona girmesine neden olabilir.
  • Yanlış Diyetler: Kilo verme amacıyla yapılan bilinçsiz ve kısıtlayıcı diyetler, vücudun ihtiyaç duyduğu besinlerden mahrum kalmasına yol açarak depresif ruh halini şiddetlendirir.
  • Suçluluk Duygusu: Yüksek kalorili gıdalarla gelen geçici rahatlamayı, ağır bir suçluluk ve değersizlik hissi takip eder. Bu duygular depresyonu daha içinden çıkılmaz bir hale getirir.

Beyindeki Mekanizma: Dopamin ve Serotonin Rolü

Yeme davranışının mutsuz bireyler için nasıl bir işlev gördüğünü anlamak için beyindeki nörotransmitter sistemlerini incelemek gerekir. Depresyon sürecinde dopaminerjik ve seratonerjik sistemler normalden daha az aktif çalışır.

SistemTemel İşleviDepresyondaki Durumu
Dopaminerjik SistemHaz beklentisi, motivasyon ve ödül mekanizmasıDüşük aktivite (Motivasyon kaybı)
Seratonerjik SistemMutluluk ve esenlik duygusuDüşük aktivite (Mutsuzluk)

Dopamin, insanı hayata bağlayan ve günlük aktiviteler için motivasyon sağlayan temel unsurdur. Majör depresyonda olan bir birey için dış dünya ödül değerini yitirir. Beynin ödül sistemi adeta kilitlendiği için kişi, yataktan kalkmak gibi en basit eylemleri gerçekleştirmekte bile zorlanır.

Bir Terapi Yöntemi Olarak Yemek ve Bağımlılık

Mezolimbik sistem için yemek yemek, özellikle de şeker tüketimi, güçlü bir ödül sinyalidir. Depresyondaki birey, farkında olmadan yüksek şekerli besinleri bir çeşit "kendi kendine terapi" yöntemi olarak kullanmaya başlar. Bu noktada yeme eylemi, fizyolojik bir ihtiyaçtan ziyade psikolojik bir savunma mekanizmasına dönüşür.

Bu durum zamanla ciddi bir yeme bağımlılığına evrilebilir. Depresyona eşlik eden alkol, sigara veya alışveriş bağımlılığı gibi, yemek de kısa vadede dopamin seviyesini yükseltir. Ancak bağımlılığın en kritik noktası olan tolerans geliştiğinde, kişi aynı hazzı alabilmek için daha fazla yemek zorunda kalır. Sonuçta; obezite, depresyon ve yeme bağımlılığı aynı anda yönetilmesi gereken üç büyük problem haline gelir.

Çözüm Yolları: Multidisipliner Yaklaşım

Obezite ve depresyonun eş zamanlı tedavisinde bütüncül bir strateji izlenmelidir. Sadece kilo vermeye odaklanmak veya sadece ilaç kullanmak çoğu zaman yeterli değildir.

  1. Uzman Desteği: Kişinin yaşına ve sağlık durumuna uygun bir beslenme planı için mutlaka bir diyetisyen ile çalışılmalıdır.
  2. Psikoterapi: Yeme eyleminin bir terapi aracı olmaktan çıkarılması ve alternatif başa çıkma mekanizmalarının geliştirilmesi için psikolojik destek şarttır.
  3. Fiziksel Aktivite: Spor yapmak, hem kilo vermeye yardımcı olur hem de doğal yoldan mutluluk hormonu salgılanmasını sağlayarak stresi azaltır.
  4. Uyku Düzeni: Düzenli uyku, iştah kontrolü için kritiktir. Araştırmalar, uykusuz kalan kişilerin daha yüksek kalorili gıdalara yöneldiğini göstermektedir.

Sonuç olarak; hasta, diyetisyen ve psikolog iş birliği ile yürütülen psiko-biyolojik müdahaleler, bu kısır döngüden kurtulmanın en etkili yoludur.

Etiketler

PsikoterapiDepresyon riskiObezite oluşumuObeziteden kurtulmakObezite tanısıMajör depresyonMajör depresyon nedenleriBireysel terapi

Yazar Hakkında

Uzm. Psk. Tuğçe Esra Özbey

Uzm. Psk. Tuğçe Esra Özbey

Uzman Psikolog Tuğçe Esra Özbey, Türkiye derecesiyle girdiği Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji bölümü 100% İngilizce programından mezuniyet için yeterliğin üzerinde 5 ders alarak
2017 yılında onur öğrencisi derecesiyle mezun olmuştur. Ardından Bursa Uludağ Üniversitesi’nde Deneysel Psikoloji alanında tezli yüksek lisans eğitimi almış ve yeme bozuklukları konusundaki
yüksek lisans tez çalışmasını tamamlamıştır. Bunun ardından Bahçeşehir Üniversitesi’nde Aile Danışmanlığı (Family Counseling) branşındaki ikinci yüksek lisansından yüksek onur derecesiyle
mezun olmuş ve “Kadınlarda Çelişik Duygulu Cinsiyetçiliğin Aile Planlaması, Aile içi Şiddet, Karar Alma ve Mental İyi Oluş Üzerindeki Etkisinin İncelenmesi” konsundaki tez çalışması ile eğitimini
tamamlamıştır. Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenci olduğu dönemde Aylin Vartanyan Dilaver’in yürütmekte olduğu Dışavurumcu Sanat ve Çatışma Dönüşümü dersi kapsamında dezavantajlı
çocuklarda dışavurumcu sanat etkinliklerinde aktif olarak görev almıştır. Oyun terapisi uygulayıcısı olarak iki farklı sertifikaya sahiptir. Bilginet Akademi platformu üzerinden Uzm. Kl. Psk. Fundem Ece’nin Oyun Terapisi eğitimine, 2022 yılında Üsküdar Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi tarafından verilen Doç. Dr. Çisem Uzun’un Oyun ve Masal Terapisi Eğitimi’ne katılmış ve eğitimlerini başarıyla tamamlayarak oyun terapisi uygulayıcısı ünvanını almıştır. Türk Psikologlar Derneği (TPD) üyesi olarak TPD tarafından verilen Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri (MMPI) eğitimi sertifikasını almıştır. Yurtiçindeki eğitimlerinin yanı sıra, yurtdışından pek çok eğitime online katılım sağlamış ve sertifikalar almaya hak kazanmıştır. John Hopkins Üniversitesi’nden Psikolojik İlkyardım, Chicago Üniversitesi’nden Günlük Hayatın Nörobiyolojisi, Wesleyan Üniversitesi’nden Şizofreni, Emory Üniversitesi’nden Bağımlı Beyin, Yale Üniversitesi’nden Ebeveynlikle İlgili Davranış Bilimi konularındaki eğitimleri sertifika almış olduğu eğitimlerden diğer bazılarıdır. 2025 Aile Yılı kapsamında Türk Kızılayı ile birlikte başlatmış olduğu “Kadınları Güçlendirme ve Aile Bilinçlendirme Eğitimi” kapsamında Fidyekızık İlkokulu sınıf annelerine yönelik bir eğitim projesinde aile psikolojisi alanındaki uzmanlığı ile gönüllü olarak eğitim vermektedir. 2018 yılından beri meslekta aktif olarak danışanlarıyla çalışmaktadır. Bireysel psikoterapide psikanalitik terapi ve davranışçı terapi ekollerini takip etmektedir. Çift terapisi ve aile danışmanlığı süreçlerinde ise sistemik aile terapisi, yapısal aile terapisi ve bilişsel davranışçı aile terapisi gibi çeşitli ekolleri bir arada danışanlarının ihtiyacına göre takip etmekte ve eklektik bir yaklaşımla seanslarını yapılandırmaktadır. Çocuklar için oyun terapisiyle, ergen yaş grubunda ise bireysel terapiyle birlikte aile danışmanlığı sürecini birlikte yürütmektedir. Psikoloji branşında bilimsel bilgileri klinik gözlemleriyle, günlük yaşamdan örneklerle ele
aldığı Acı Çeken İnsan isimli kitabı 2022 yılında Frekans Yayınları’ndan çıkmıştır ve tüm kitapçılarda bulunmaktadır. Bilimsel Psikoloji Merkezi’nin kurucu psikoloğudur. Uzman Psikolog Tuğçe Esra Özbey, evli ve bir çocuk annesidir.

 <

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.