Hafızamız Anıları Nasıl Saklar?

Beyin Anıları Nasıl Kodlar?
Anı oluşumunda temel rol oynayan iki yapı vardır: hipokampus ve amigdala.
Hipokampus, yaşanan olayın zamanını ve mekânsal bağlamını kaydederken; amigdala, o
ana eşlik eden duygusal yoğunluğu işler. Bu iki yapı birlikte çalışarak, anının sadece “ne
olduğu”nu değil, “nasıl hissedildiğini” de hafızaya yerleştirir.
Bu nedenle duygusal açıdan yoğun yaşantılar, nötr olaylara kıyasla çok daha kalıcıdır.
Beyin, tehdit, kayıp, bağlanma ya da yoğun mutluluk içeren anıları “önemli” olarak
etiketler ve bu anılar uzun süre sinir sisteminde aktif kalabilir.
Mekânlar Neden Eski Anıları Tetikler?
Mekânlar, beynin hafıza sisteminde güçlü çağrışım kaynaklarıdır. Çünkü bir olay
yaşanırken çevresel uyaranlar (görsel düzen, koku, ses, ışık) de anının bir parçası olarak
kaydedilir. Aynı mekâna tekrar girildiğinde, beyin bu uyaranları tanır ve geçmişteki
deneyimi otomatik olarak aktive eder.
Bu noktada beyin için önemli olan şey “şu an” değil, tanıdık olandır. Bu yüzden kişi kendini
bir anda geçmişteki duyguların içinde bulabilir. Mantıksal olarak her şey yolunda olsa bile,
bedensel ve duygusal tepkiler geçmiş bir deneyime ait olabilir.
Bu durum özellikle çözülmemiş, bastırılmış ya da yoğun duygular içeren anılarda daha
belirgin şekilde ortaya çıkar.
Özlemek Psikolojik Olarak Nasıl Ortaya Çıkar?
Özlem, yalnızca bir duygusal boşluk hali değildir. Nöropsikolojik açıdan bakıldığında
özlemek; bağlanma sisteminin aktif hale gelmesi ile ilişkilidir. Sevilen kişiyle ya da anlamlı
bir dönemle ilgili anılar zihinde canlandığında, dopamin ve oksitosin gibi bağlanma ve
ödül sistemleriyle ilişkili nörokimyasal süreçler devreye girer.
Ancak artık fiziksel olarak orada olmayan bir ilişki ya da dönem, bu sistemler için bir
eksiklik yaratır. Beyin hâlâ bağlantıyı sürdürmek isterken, gerçeklik buna izin vermez. Bu
uyumsuzluk bedende boşluk, sıkışma ya da hüzün olarak hissedilir.
Dolayısıyla özlem; zayıflık değil, sağlıklı bağ kurabilme kapasitesinin bir göstergesidir.
Geçmiş Neden Bazen Bugünü Yönetir?
Bazı anılar bilişsel düzeyde hatırlanmasa bile, sinir sistemi düzeyinde aktif kalabilir. Kişi
“artık geçti” dediği bir olaya bedensel olarak hâlâ tepki verebilir. Bu durum, anının
yeterince işlenmediğini ve beynin hâlâ o deneyimi tamamlanmamış bir süreç olarak
algıladığını düşündürür.
Terapi sürecinde amaç geçmişi silmek değil; geçmiş deneyimlerin bugünkü duygusal
tepkileri otomatik olarak yönetmesini engellemektir. Anı bilinçli şekilde ele alındığında,
beyin onu yeniden düzenler ve artık tehdit oluşturmayan bir bilgi olarak depolar.
Sonuç
Mekânların duygusal tetikleyici olması, özlemin beklenmedik anlarda ortaya çıkması ya
da geçmişe ait duyguların bugünde hissedilmesi patolojik bir durum değildir. Bunlar,
beynin anıları nasıl sakladığına dair doğal ve insani süreçlerdir.
Ancak bu deneyimler kişinin işlevselliğini bozuyor, bugünü yaşamasını zorlaştırıyor ya da
duygusal yük haline geliyorsa; bu, anıların profesyonel bir çerçevede ele alınması
gerektiğine işaret edebilir.
HAZIRLAYAN
Uzman Psikolog Mustafa Cem Oğuz
Psikolog Cansu Hatice Karcıoğlu

