Doktorsitesi.com

Dışarıdan Kusursuz, İçeriden Yorgun: Yüksek İşlevli Anksiyete Gerçeği

Klinik Psikolog İhsan Onur Kızılkan
Klinik Psikolog İhsan Onur Kızılkan
8 Ocak 202618 görüntülenme
Randevu Al
Dışarıdan bakıldığında disiplinli, başarılı ve her şeye yetişen bir profil çizerken; iç dünyanızda sürekli bir huzursuzluk, dinlenememe ve yetersizlik hissiyle mi savaşıyorsunuz? Klinik pratikte sıkça karşılaştığımız ancak adı pek konulmayan 'Yüksek İşlevli Anksiyete' (High-Functioning Anxiety), başarıyı bir tatmin aracı değil, bir güvenlik kalkanı olarak kullanır. Bu makalede; mükemmeliyetçilik, hayır diyememe ve psikosomatik ağrılar gibi gizli belirtilerin nörobiyolojik nedenlerini ve bu yorucu döngüyü kırmak için uygulanabilir çözüm önerilerini detaylandırdım.
Dışarıdan Kusursuz, İçeriden Yorgun: Yüksek İşlevli Anksiyete Gerçeği

Sabahları erkenden kalkar, işlerini vaktinde yetiştirir, ajandasına sadık kalır ve dışarıdan bakıldığında "her şeye yetişen o başarılı insan" profilini çizersiniz. İnsanlar disiplininize hayrandır. "Nasıl bu kadar organize olabiliyorsun?" diye sorarlar.

Siz gülümseyip geçiştirirsiniz ama içeride bambaşka bir fırtına koptuğunu kimse bilmez.

Zihniniz asla susmaz. Durursanız düşecekmişsiniz gibi hissedersiniz. Başarılarınız size tatmin değil, sadece "şimdilik güvendeyim" hissi verir. Eğer bu satırları okurken "Bu benim" diyorsanız, klinik psikolojide sıkça karşılaştığımız ancak resmi tanı kitaplarında adı geçmeyen bir durumla karşı karşıya olabilirsiniz: Yüksek İşlevli Anksiyete (High-Functioning Anxiety).

Yüksek İşlevli Anksiyete Nedir?

Yüksek işlevli anksiyete, kişinin yoğun kaygı hissetmesine rağmen günlük hayatını aksatmadan, hatta ortalamanın üzerinde bir başarıyla sürdürebilmesi durumudur. Klasik anksiyetenin aksine, bu kişiler donup kalmazlar (freeze); tam tersine, kaygılarını bir "yakıt" olarak kullanarak sürekli hareket halinde olurlar (flight/fight). Ancak bu yakıt, uzun vadede kişiyi içten içe tüketen toksik bir enerjidir.

 

Bu durum, sinsi bir yapıya sahiptir çünkü toplum tarafından "çalışkanlık" olarak ödüllendirilir. Peki, sınırın aşıldığını nasıl anlarsınız? İşte seanslarımda sıkça gözlemlediğim 5 temel işaret:

 

  1. Acımasız Mükemmeliyetçilik: Yapılan iş "iyi" olsa bile, zihhinizde hep "daha iyisi olabilirdi" eleştirisi vardır. Hata yapmak, sizin için bir öğrenme süreci değil, bir felaket senaryosudur.

  2. "Hayır" Diyememe: İnsanları hayal kırıklığına uğratma korkusu o kadar yoğundur ki, kendi sınırlarınızı ihlal etme pahasına her talebi kabul edersiniz.

  3. Dinlenememe Suçluluğu: Boş kaldığınız anlarda gevşemek yerine huzursuzluk hissedersiniz. Netflix izlerken bile "Şu an daha yararlı bir şey yapmalıydım" düşüncesi yakınızı bırakmaz.

  4. Gelecek Felaket senaryoları: En kötü ihtimali düşünmek (Catastrophizing) sizin için bir savunma mekanizmasıdır. Her zaman B, C ve D planlarınız vardır.

  5. Fiziksel Psikosomatik Ağrılar: Tıbbi bir sebebi olmayan boyun ağrıları, mide krampları veya diş sıkma (bruksizm) problemleri yaşarsınız.

Beyniniz Neden Böyle Çalışıyor?

Yüksek işlevli anksiyete yaşayan bireylerin sinir sistemi, genellikle "Sempatik Sinir Sistemi" (Savaş ya da Kaç) modunda takılı kalmıştır. Beyninizdeki tehdit algılama merkezi (Amigdala), başarıyı bir "ödül" olarak değil, bir "güvenlik zorunluluğu" olarak kodlar.

Yani; "Başarılı olursam mutlu olurum" demezsiniz, "Başarılı olursam (hata yapmazsam) güvende olurum" dersiniz. Bu yüzden başarı geldiğinde mutluluk değil, sadece geçici bir rahatlama hissedersiniz.

Bu döngüyü kırmak için "kaygıyı yok etmeye" değil, onu yönetmeye odaklanmalıyız. İşte başlamanız için 3 adım:

  • "Yeterince İyi" Kavramı: Mükemmellik bir illüzyondur. Kendinize her gün şunu hatırlatın: "Yaptığım şey mükemmel olmak zorunda değil, 'yeterince iyi' olması yeterli."

  • Endişe Randevusu: Gün içinde kaygılarınız zihninize üşüştüğünde onlara "Şu an değil, akşam 20.00'de sizinle ilgileneceğim" deyin. Kaygılanmak için spesifik bir 15 dakika ayırın. Bu, günün geri kalanını özgürleştirir.

  • Vagus Sinirini Aktive Edin: Kaygı zihinsel değil, fiziksel bir alarmdır. Panik anında derin bir nefes alıp, nefesinizi verdiğiniz süreyi (6-7 saniye) uzun tutmak, beyninize "Tehlike geçti" sinyali gönderir.

 

Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir heykel gibi görünebilirsiniz, ama o heykelin içinde nefes alamayan bir insan var. Başarılarınızın bedelini ruh sağlığınızla ödemek zorunda değilsiniz.

Eğer bu "koşturmaca" içinde kendinizi kaybettiğinizi hissediyorsanız, bu bir zayıflık değil, sisteminizin "bakım zamanı geldi" uyarısıdır. Yalnız değilsiniz ve bu, çözümsüz bir karakter özelliği değil; dönüştürülebilir bir alışkanlıktır.

Etiketler

PsikoterapiAnksiyeteMükemmeliyetçilikPsikologAşırı düşünmekİş stresi ve tedirginlikAşırı düşünmeKronik yogunlukGizli depresyonyüksek işlevli anksiyete

Yazar Hakkında

Klinik Psikolog İhsan Onur Kızılkan

Klinik Psikolog İhsan Onur Kızılkan

Uzm. Klinik Psikolog, İhsan Onur Kızılkan, Maltepe Üniversitesi Psikoloji bölümünde başladığı eğitimini onur belgesiyle tamamlayarak 2014 yılında Psikolog unvanı almıştır. Yüksek Lisansını Beykent Üniversitesi – Klinik Psikoloji Programında yaparak ‘ Ergenlerde Akran Zorbalığı, Sosyal Destek ve Depresyon Arasındaki İlişkilerin Değerlendirilmesi’ konulu tezi ile uzmanlığını tamamlamıştır. Eğitim ve çalışma hayatı boyunca yurtiçi ve yurtdışı birçok çalışma alanında faaliyet göstermiştir. Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde Klinik Psikoloji stajını tamamlamış; çocuk yuvası, anaokulu, özel eğitim okulu ve özel danışmanlık merkezlerinde Klinik Psikolog olarak görevler yürütmüş, Fenerbahçe Spor Kulübü’ nde  Spor Psikoloğu olarak staj çalışmaları yapmıştır. Avrupa Birliği projeleri kapsamında Hollanda, Fransa ve Belçika ‘da ülkemizi temsilen sosyal duyarlılık projelerinde yer almıştır. Yurtiçi bir çok sosyal duyarlılık çalışmasına da katılmış olup bunların arasında Belediyeler, Kansersiz Yaşam Derneği , Sokakta Çalışan ve Yaşayan Çocuklar (SOYAÇ) bulunmaktadır. 

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.