Çocuklarda Sınır Koyma: Disiplin mi İlişki mi? Pozitif Sınır Modeli

Sınır, çocuğa dünyanın nasıl işlediğini öğretir. Ne zaman yemek yenir, ekran süresi ne
kadardır, başkalarının alanına nasıl saygı gösterilir, öfke geldiğinde ne yapılır… Bu çerçeve
net olduğunda çocuk kendini güvende hisseder. Çünkü belirsizlik, çocuk için kaygıyı artırır.
Ancak sınır sadece kurallardan ibaret değildir; sınırın nasıl söylendiği ve hangi duyguyla
söylendiği, çocuğun onu kabul etmesinde belirleyicidir.
Disiplin genellikle ceza ile karıştırılır. Oysa disiplinin kökeni “öğretmek”tir. Ceza, davranışı
baskılayabilir; fakat öğrenmeyi garanti etmez. Pozitif sınır modeli, çocuğun davranışını
anlamaya çalışırken aynı anda sınırı net koyar. Örneğin çocuk vurduğunda “Vurmak yok.
Çok kızgın olabilirsin; ama vuramazsın. Şimdi ellerimizi sakinleştiriyoruz” demek, hem
duyguyu görür hem davranışa sınır koyar. Bu yaklaşım, çocuğun duygusunu reddetmeden
davranışını düzenler.
Sınır koymanın en kritik ilkesi tutarlılıktır. Bir gün izin verilen bir şeyin ertesi gün
yasaklanması, çocuğu test etmeye iter. Çocuk sınırı zorlamıyordur; sınırın nerede olduğunu
anlamaya çalışıyordur. Tutarlılık, ebeveynler arasında da önemlidir. Biri “evet” biri “hayır”
dediğinde çocuk arada kalır ve sınır müzakere alanına dönüşür. Bu durum aile içi çatışmayı
da artırabilir.
Pozitif sınır modelinde “seçenek sunma” önemli bir tekniktir. Çocukların kontrol ihtiyacı
yüksektir; seçenek sunmak bu ihtiyacı sağlıklı biçimde karşılar. “Şimdi diş fırçalayacağız;
kırmızı fırçayı mı mavi fırçayı mı istersin?” gibi küçük seçimler, çatışmayı azaltır. Burada
dikkat edilmesi gereken, seçeneklerin sınırın özünü bozmamasıdır. Yani “fırçalamamak”
seçenek olmamalıdır.
Bir diğer önemli ilke, sınırın kısa ve net olmasıdır. Uzun açıklamalar, özellikle küçük
çocuklarda etkisizdir. Çocuk duygusal olarak yükseldiğinde, anlamlandırma kapasitesi
düşer. Bu yüzden önce düzenleme, sonra açıklama gelir. “Şu an çok yükseldin. Birlikte
sakinleşelim. Sonra konuşacağız” yaklaşımı, sınırın ilişkiyi koparmadan sürmesini sağlar.
Sınır koyarken duygusal ton da önemlidir. Alaycı, küçümseyen, tehditkâr bir ton çocuğun
savunmasını artırır. Sakin ve kararlı bir ton ise çocuğa “güvende” mesajı verir. Ebeveynin
bağırması, çocuğun sınırı öğrenmesinden çok korku yoluyla durmasına neden olabilir.
Korku geçici uyum sağlar; ancak içsel disiplin geliştirmez.
Terapi perspektifinden bakıldığında, sınır problemi görülen çocuklarda aileye yönelik
psiko-eğitim ve ebeveynlik becerileri çalışmaları oldukça etkilidir. Çocuğun mizacı, duygu
düzenleme kapasitesi ve çevresel stres faktörleri birlikte değerlendirilmelidir. Bazı
çocuklarda sınır sorunları, dikkat güçlükleri ya da kaygı ile ilişkili olabilir. Bu nedenle
sadece “kural koymak” yeterli değildir; çocuğun neden zorlandığını anlamak gerekir.
Sonuç olarak pozitif sınır modeli, disiplin ile ilişkiyi karşıt kutuplar olarak görmez. Sınır,
ilişkiyi zedelemeden de kurulabilir. Çocuk sınırı, sevgiyle ve kararlılıkla birlikte
deneyimlediğinde içsel kontrol ve özdenetim gelişir. Böylece hedef yalnızca “söz dinleyen”
çocuk değil; duygusunu tanıyan, sınırları bilen ve ilişkide kalabilen bir çocuk olur.
Hazırlayan: Uzman Psikolog Mustafa Cem Oğuz

