Doktorsitesi.com

Çocuklarda ayrılma anksiyetesi

Klinik Psikolog Ali Demir
Klinik Psikolog Ali Demir
18 Ekim 2021155 görüntülenme
Randevu Al
Çocuklarda ayrılma anksiyetesi
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Çocuklarda Ayrılık Anksiyetesi ve Gelişimsel Süreç

Çocuklarda ayrılık anksiyetesi, 7 ay ile 6 yaş arasında görülmesi oldukça normal karşılanan, gelişimin doğal bir parçasıdır. Bu kaygı türü, aslında koruyucu ve uyumu artırıcı bir özellik taşımaktadır. Bilimsel verilere göre, ayrılık kaygısının oluşabilmesi için öncelikle çocuk ile bakım veren arasında bağlanmanın gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu sebeple, ayrılık anksiyetesinin ilk altı aydan sonra ortaya çıktığı kabul edilmektedir.

Bir çocuğun temel bakım verenin yanında kendini rahat hissetmesi, zamanının büyük çoğunluğunu o kişiyle geçirmesi ve korku anlarında ona yönelmesi, sağlıklı bağlanmanın en somut göstergeleridir. Bu bağ kurulduğunda, çocuk bakım verenden ayrılma durumunda doğal bir tepki geliştirir.

Ayrılık Anksiyetesinin Belirtileri Nelerdir?

Ayrılık anksiyetesi, çocuğun evden veya sevdiklerinden ayrılacağı sırada ya da ayrılma ihtimali belirdiğinde, bulunduğu gelişimsel dönemden beklenmeyecek düzeyde aşırı kaygı göstermesi durumudur. Bu süreçte çocuklar farklı duygusal ve fiziksel tepkiler verebilirler.

Ayrılık anksiyetesi yaşayan çocuklarda görülen temel belirtiler şunlardır:

  • Aşırı huzursuzluk ve dehşete kapılma hali
  • Ayrılığı engelleme çabası ve bakım verene yapışıp tutunma
  • Yoğun ağlama nöbetleri
  • Somatik (bedensel) yakınmalar

Önemli bir detay olarak; bu çocuklar ayrılma riski bulunmadığında, ev ortamında oldukça rahat ve mutlu bir profil sergileyebilirler.

Okul Dönemi ve Bedensel Yakınmalar

Ayrılık kaygısına özellikle okul öncesi eğitime başlayan çocuklarda daha sık rastlanır. Bunun temel nedeni, çocuğun ebeveyninden veya bakım vereninden ilk kez uzun süreli ayrılma deneyimini bu dönemde yaşamasıdır.

Okula gidilecek sabah saatlerinde çocukta karın ağrısı gibi bedensel şikayetler görülebilir; ancak çocuğun evde kalmasına izin verildiğinde bu belirtiler genellikle hızla geçer. Okul ortamında ise sürekli evi aratma, hasta olduğunu iddia ederek eve dönme isteği ve sınıfa girmeyi reddetme gibi davranışlar sürece eşlik edebilir.

Ne Zaman ve Kimden Yardım Alınmalıdır?

Ayrılma anksiyetesi belirtilerinin, okulun ilk iki haftalık alışma sürecinden sonra da devam etmesi durumunda profesyonel bir uzman yardımı alınması gerekmektedir. Belirtilerin şiddeti kontrol altına alınmadığında, durumun okul reddi gibi daha ciddi problemlere dönüşme riski yüksektir.

Ayrılık Anksiyetesi ve Okul Reddi İlişkisiVeri Oranı
Okul reddi görülen çocuklarda ayrılık anksiyetesi oranı%75

Bu veriler ışığında, ayrılık anksiyetesinin psikoterapisi çocuk ruh sağlığı açısından kritik bir öneme sahiptir. Psikolojik rahatsızlıkların tedavisi, klinik psikologların ve psikiyatri hekimlerinin yetkinlik alanındadır. Belirtiler gözlemlendiğinde vakit kaybetmeden bir çocuk ve ergen psikiyatristi ya da klinik psikolog ile iletişime geçilmelidir.

Etiketler

Çocuklarda ayrılık korkusuÇocuklarda ayrılık anksiyetesiAyrılık korkusu duyan çocuklarÇocuklarda ayrılık kaygısıAyrılma korkusuAyrılık anksiyetesiAyrılık kaygısıAyrılma kaygısı bozukluğuAyrılma kaygısıÇocuklarda ayrılma kaygısıÇocuklarda ayrılma endişesiAyrılma korkusunun belirtileri nelerdir?Ayrılma korkusu hangi yaşlarda başlar?Çocuklarda ayrılma korkusuAyrılma anksiyetesi

Yazar Hakkında

Klinik Psikolog Ali Demir

Klinik Psikolog Ali Demir

Uzm. Kl. Psk.Ali Demir, 2005 yılında Marmara Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık bölümünü bitirdikten 2019 yılına kadar psikoterapi ile ilgili enstitü, bakanlık ve dernekler düzeyinde bir çok sertifikasyon ve uygulayıcı eğitimleri almıştır, kamu ve özel kurumlarda psikolojik danışman olarak görev yapmıştır. Çocuk norogelişimsel bozuklukların tamamı ile klinik tanı ve psikoterapi sürecinde çalışmış olup yüzlerce vaka deneyimine sahiptir.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.