Terapide Psiko-Eğitim: Bilgi Vermek mi, Farkındalık İnşa Etmek mi?

Çoğu danışan terapiye geldiğinde ne yaşadığını tam olarak adlandıramaz. “Garip
hissediyorum”, “Bende bir problem var” ya da “Ben neden böyleyim?” gibi ifadelerle gelir.
Psiko-eğitim tam da bu noktada devreye girer. Belirsiz olanı yapılandırır, dağınık deneyimi
kavramsallaştırır.
Psiko-Eğitim Ne Zaman İşlevseldir?
Psiko-eğitim özellikle yoğun kaygı, panik atak, travma sonrası belirtiler, obsesif
düşünceler ya da duygusal regülasyon güçlüklerinde oldukça düzenleyici bir etki yaratır.
Çünkü bilgi, belirsizliği azaltır. Belirsizlik azaldığında sinir sistemi de sakinleşmeye başlar.
Örneğin bir danışan panik atağın “kalp krizi” olmadığını, bunun sempatik sinir sisteminin
aşırı aktivasyonu olduğunu öğrendiğinde bedensel belirtilerle kurduğu ilişki değişir. Artık
yaşadığı şey bilinmez bir tehdit değil; anlaşılabilir bir süreçtir.
Ancak burada kritik nokta, bilginin zamanlamasıdır. Duygusal olarak regüle olmayan bir
danışana erken verilen yoğun bilgi, savunma yaratabilir. Psiko-eğitim, duygusal temasın
yerini almamalıdır.
Bilgi Vermek ile Savunma Arasında İnce Çizgi
Bazı terapötik anlarda bilgi, danışanı duygudan uzaklaştırabilir. Özellikle
entelektüelleştirme eğilimi yüksek danışanlarda psiko-eğitim, bir kaçış alanına
dönüşebilir. Duyguyu hissetmek yerine onu analiz etmek daha güvenli gelir.
Bu nedenle psiko-eğitim verirken şu soru önemlidir:
“Şu an bu bilgi danışanı duygusuna yaklaştırıyor mu, yoksa uzaklaştırıyor mu?”
Terapide bilgi, regülasyon için bir araçtır; duygunun yerine geçen bir zırh değil.
Psiko-Eğitimin Güçlendirici Yönü
Doğru dozda ve doğru anda verilen psiko-eğitim, danışanın kendine yönelik algısını
dönüştürebilir. “Ben zayıfım” düşüncesi, “Sinir sistemim şu an alarmda” bilgisine
dönüştüğünde öz-eleştiri azalır. Kişi kendini bozuk değil; zorlanmış olarak görmeye başlar.
Psiko-eğitim ayrıca terapötik iş birliğini güçlendirir. Danışan sürecin pasif bir alıcısı değil;
aktif bir katılımcısı olur. Ne üzerinde çalıştığını, neden çalıştığını ve bunun nasıl
ilerleyeceğini bilmek güven hissini artırır.
Bilgi burada güçtür; ama kontrol gücü değil, anlama gücüdür.
Her Şey Psiko-Eğitim midir?
Terapi, bilgi aktarma alanına indirgenemez. Danışan birçok şeyi zaten “biliyor” olabilir.
Örneğin bir kişi çocukluk travmasının bugünkü ilişkilerini etkilediğini biliyor olabilir. Ancak
bilmek, dönüştürmek anlamına gelmez.
Psiko-eğitim, terapinin tamamı değil; bir bileşenidir. Asıl dönüşüm, yaşantısal deneyim ve
terapötik ilişki içinde gerçekleşir. Bilgi, kapıyı açar. Ama içeride kalıp yeni bir deneyim inşa
etmek başka bir süreçtir.
Terapistin Konumu
Psiko-eğitim verirken terapist uzman rolüne geçer gibi görünse de hiyerarşik bir üst
pozisyonda değildir. Dil sade, kapsayıcı ve danışanın deneyimine uyarlanmış olmalıdır.
Klinik kavramlar, danışanın hayatına temas ettiği ölçüde anlamlıdır.
Bazen bir kavramı açıklamak, danışanın yıllardır taşıdığı utancı hafifletebilir. Bazen de tek
bir metafor, uzun bir akademik açıklamadan daha etkili olabilir.
Psiko-eğitim öğretmek değil; anlamlandırma sürecine eşlik etmektir.
HAZIRLAYAN
Uzman Psikolog Mustafa Cem Oğuz
Psikolog Cansu Hatice Karcıoğlu

