Doktorsitesi.com

Sürgündeki yaşam (şizoid kişilik bozukluğu)

Psk. Abdullah Alpaslan
Psk. Abdullah Alpaslan
12 Şubat 2015899 görüntülenme
Randevu Al
Sürgündeki yaşam (şizoid kişilik bozukluğu)
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Şizoid Kişilik Bozukluğu: Görünmez Bir Duvarın Ardında Yaşamak

Şizoid kişilik bozukluğu, bireyin sosyal ilişkilerden kopuk yaşadığı, duygusal kısıtlılık sergilediği ve genellikle kendi iç dünyasına çekildiği karmaşık bir psikolojik tablodur. Bu örüntüye sahip kişiler, kendilerini genellikle "camdan bir duvarın öbür tarafında" gibi hissederler. Kalabalıklar içinde bile fiziksel bir acı veren yalnızlık hissi, göğüs sıkışması ve nefes alamama gibi yoğun bedensel duyumlarla yüzleşebilirler.

Bu bireyler için en büyük paradoks, başkalarına yaklaşma arzusu ile görünme ve bilinme korkusu arasındaki çatışmadır. Kendi hakkındaki olumsuz inançların onaylanmasından duyulan endişe, onları sosyal dünyadan izole bir yaşama sürükler.

Şizoid Kişilik Örgütlenmesinin Temel Özellikleri

Şizoid kişilik yapısına sahip bireyler, yaşamlarını sürekli olarak insanlardan uzakta, kendi içlerinde kurdukları dünyada sürdürürler. Bu davranışın altında yatan temel motivasyonlar ve karakteristik özellikler şunlardır:

  • Ele Geçirilme Kaygısı: Yakınlık kurulan kişi tarafından sömürülme veya kontrol edilme korkusu, temel savunma mekanizmasıdır.
  • Çelişkili Duygular: Bir yandan dayanılmaz bir boşluk duygusuyla bağlanacak birini ararken, diğer yandan yakınlaşma ihtimali belirdiğinde hızla kendi yalnızlıklarına geri dönerler.
  • Efendi-Köle İlişkisi: Birine bağlandıklarında, bu ilişki genellikle tam bir bağlılık ve teslimiyet şeklinde gelişir; ancak bu durum duyguların açığa çıkma tehlikesini doğurduğu için sürgün hayatına dönüşle sonuçlanır.
  • Sosyal Görünmezlik: Oldukça becerikli ve başarılı olmalarına rağmen, sosyal ortamlardan kaçındıkları için toplumda genellikle fark edilmezler.

Şizoid Dünyasında Fantezi ve Sosyal Yaşam

Şizoid bireyler için fantezi dünyası, tehlikeden uzak bir sığınaktır. Gerçek hayatta kuramadıkları sosyal ilişkileri, kendi kontrollerinde olan fantezi dünyalarında doyasıya yaşarlar. Bu durum, dışarıdan bakıldığında oldukça zorlayıcı bir hayat tarzıdır.

AlanŞizoid Kişilik Özellikleri
Duygusal DerinlikDerinlemesine duygu yaşayamazlar ve empati yetisinden yoksundurlar.
Cinsel YaşamYok denecek kadar azdır; eşle olan ilişkiyi bir zorunluluk olarak görürler.
BağımsızlıkKimseye ihtiyaç duymamak için işlerini kendileri yaparlar; bu bir savunma biçimidir.
Aile YaşamıGenellikle hiç evlenmemiş, anne veya kardeşle yaşayan, izole bir profil çizerler.

Şizoid Kişilik Bozukluğunda Psikoterapi ve Tedavi Hedefleri

Psikoterapiye başvurma oranı en düşük olan grup şizoid bireylerdir. Ancak bu zorlu kararı verip sürece dahil olduklarında, en büyük değişimi gösteren kişiler de yine onlardır. Terapistin, danışanı kaygılandırmadan derinlemesine bir bağ kurması kritik önem taşır.

Psikoterapide Kısa Dönemli Üç Temel Hedef

  1. Kişilerarası Kaygıyı Azaltma: İlişkilerde yaşanan yoğun güvensizlik ve kaygı duygusunun minimize edilmesi.
  2. İnzivaya Çekilme Davranışını Durdurma: Sosyal geri çekilme döngüsünün kırılması.
  3. İletişimi Teşvik Etmek: Kişilerarası bağlantı kurma noktasında bireyin cesaretlendirilmesi.

Sonuç: Sürgünden Gerçek Hayata Dönüş

Psikoterapi süreci sağlıklı ilerlediğinde, şizoid bireylerin potansiyelleri açığa çıkar ve sosyal ilişkileri daha işlevsel hale gelir. Bu değişim, birey tarafından adeta yeniden doğuş olarak tanımlanır. Sürekli bir sürgün hayatı yaşamanın verdiği acı ve boşluk duygusuyla kıyaslandığında, psikoterapi bu kişilere özlemini çektikleri gerçek hayatın kapılarını açmaktadır.

Hazırlayan: Abdullah ALPASLAN
Psikoterapist & Aile Danışmanı

Etiketler

ŞizoidŞizoid kendilik bozukluğuŞizoid kişilik örgütlenmesiŞizoid kendilik örgütlenmesiŞizoid tedavisiŞizoid terapisiYalnızlık terapiAsosyal terapiKendilik bozukluklarıKendilik üçlüsüMasterson terapisiMasterson kuramı

Yazar Hakkında

Psk. Abdullah Alpaslan

Psk. Abdullah Alpaslan

1982 Konya / Akşehir doğumludur. Selçuk Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık bölümü’nden 2004 yılında mezun oldu. 2016 yılında İstanbul Esenyurt Üniversitesi Klinik Psikoloji lisansüstü eğitimini ‘Panik Bozukluğun EMDR ile Tedavisi ve Olgu Sunumu’ hakkında yazdığı proje ile tamamladı. Askerlik görevini 9. motorlu piyade tugayında psikolog asteğmen olarak tamamlamıştır. 2004 yılından beri çeşitli kurumlarda klinik psikolog/psikoterapist olarak çalışmaktadır. Alanında uzman kişilerden psikoterapi teknikleri ile ilgili birçok eğitim alan Abdullah ALPASLAN; psikoterapi çalışmalarında, danışanlarının ihtiyaçlarına göre müdahale ve tedavi seçeneği sunan bütüncül bir yaklaşımı savunmaktadır. Bu bütüncül bakış açısı; danışanın yüzeydeki sorunlarına olduğu kadar, bu sorunların temeli olan ana sorunlar üzerine odaklamaktadır. Bu nedenle de tek bir terapi yöntemini değil; hastayı çok yönlü tanımayı gerektiren ve çeşitli müdahale seçenekleri sunan farklı yöntem ve teknikleri bir arada kullanmaktadır. 13 yıllık mesleki tecrübesi ve kendini geliştirmeye yönelik aldığı eğitimlerle oluşturduğu bütüncül yaklaşım kişiye özgü bir psikoterapi anlayışı sunar. ALPASLAN; ilişkisel psikoterapi, aktarım odaklı terapi, Masterson terapisi, hipnoterapi, kendilik psikolojisi, nesne ilişkileri, ego psikolojisi, bilişsel-davranışçı terapi, duygu odaklı terapi, EMDR terapisi gibi birbirini tamamlayan terapi yöntem ve tekniklerini hastanın ihtiyaçlarına göre kullanır. Ulusal ve uluslararası birçok kongre ve bilimsel toplantıya katılan Abdullah ALPASLAN; 2017 yılında SEPI (Uluslararası Entegratif Psikoterapiler Topluluğu) tarafından ABD’nin Denver şehrinde düzenlenen kongrede ‘Hücum Terapi’ konulu sözlü sunum gerçekleştirmiştir. Yine 2017 yılında Kanada’nın Toronto şehrinde SPR (Psikoterapiler Topluluğu) tarafından düzenlenen kongrede poster sunumu ile yer almıştır. Travmalar (kayıp, ayrılık), anksiyete bozuklukları (panik atak, fobiler, okb), kişilik bozuklukları (borderline, narsisistik, şizoid kişilik bozuklukları) depresyon, ergenlik bunalımları, cinsel kimlik seçimi, gibi alanlarda problem yaşayan kişilere yönelik psikoterapi çalışmalarını İstanbul’da devam ettirmektedir. EĞİTİMLER • Lisans Eğitimi - Selçuk Üniversitesi, Psikolojik Danışmanlık • Lisansüstü Eğitimi - Esenyurt Üniversitesi, Klinik Psikoloji • Bütüncül Psikoterapi Eğitimi - Psikoterapi Enstitüsü, Uzm. Dr. Tahir ÖZAKKAŞ • EMDR Eğitimi - Davranış Bilimleri Enstitüsü, Prof. Dr. Emre KONUK • EMDR Süpervizyon- Davranış Bilimleri Enstitüsü, Prof. Dr. Ümran KORKMAZLAR • Duygu Odaklı Terapi, Psikoterapi Enstitüsü, York University Emotion-Focused Therapy Clinic Direktor Dr. Leslie S. Greenberg • Psikanalitik Psikoterapiler Eğitimi, CİSED, Prof. Dr. Vamık VOLKAN • Psikoterapide Bütüncül Gelişimsel Bir Yaklaşım, Vaka Örnekleri ve Pratik Uygulamalar, Uzm. Dr.Timur HARZADIN • İlişkisel Psikanaliz Eğitimi, New York University Clinical Director Sypros D. ORFONOS Ph.D. • Cinsel İşlev Bozuklukları ve Terapisi, Psikoterapi Enstitüsü, Dr. Sema YEŞİLYURT • Travma Gözden Kaçmasın Çalıştayı, İstanbul Kültür Üniversitesi, Prof. Dr. Ümran KORKMAZLAR • Adlerian Terapi Workshop, İstanbul Kültür Ünüversitesi, Dr. WesWinget • Geleceğe Yönelim ve Kişisel Planlama, İstanbul • Psikosoyal Müdahale Eğitimi, İstanbul • Danışmanlık Tedbirlerini Uygulama Süreci, İstanbul • Tüzder-İTÜ Dahiler ve Üstün Zekalılar Günü, İstanbul Teknik Üniverstesi ULUSLARARASI BİLİMSEL TOPLANTILARDA YAPILAN SUNUMLAR • Alpaslan Abdullah, Özakkaş Tahir “Hücum Tedavisi Uygulamasının Olumlu&Olumsuz Tarafları ve Hasta Seçim Kriterleri” Congress Of Socıety For The Exploration of Psychotherapy İntegration, 18-21 May 2017, Denver, USA (Sözlü Sunum) • Alpaslan Abdullah, Özakkaş Tahir “Negatıve and Posıtıve Aspects Of The Attack Therapy & The Selectıon Crıterıa Of Patient” Congress Of Socıety of Psychotherapy, 24-27 Jun 2017, Toronto, Canada (Poster Sunum) ÜYE OLDUĞU DERNEKLER • SEPİ (Uluslar arası Entegratif Psikoterapiler Derneği) • EMDR Derneği • Psikoterapi Enstitüsü Derneği

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.