Sürekli Fedakarlık Yapan Taraf Olmanın Yıpratıcılığı

İlişkilerde fedakârlık çoğu zaman sevginin göstergesi olarak kabul edilir. Ancak fedakârlık tek taraflı ve sürekli hale geldiğinde, ilişki dengesini bozan bir yük haline gelebilir. Sürekli veren, anlayan ve idare eden taraf olmak zamanla kişiyi duygusal olarak tüketir.
Sürekli fedakârlık yapan kişiler çoğu zaman kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atar. “Sorun çıkmasın”, “Üzülmesin”, “Ben idare ederim” düşünceleriyle hareket ederler. Bu tutum kısa vadede ilişkiyi koruyor gibi görünse de uzun vadede içsel bir kırgınlık yaratır.
Bu durumun altında genellikle kaybetme korkusu ya da onay ihtiyacı bulunur. Kişi, kendi isteklerini dile getirirse ilişkinin zarar göreceğine inanabilir. Bu nedenle susmayı ve uyum sağlamayı tercih eder.
Ancak bastırılan ihtiyaçlar yok olmaz. Zamanla yorgunluk, değersizlik hissi ve içten içe öfke oluşur. Kişi “Ben hep veriyorum ama karşılığını alamıyorum” düşüncesine kapılabilir. Bu düşünce, ilişkide duygusal mesafeyi artırır.
Sürekli fedakâr olan taraf çoğu zaman anlaşılmadığını hisseder. Partner ise bu durumu fark etmeyebilir ya da “zaten sorun yok” diye düşünebilir. Bu da çift arasında görünmez bir dengesizlik yaratır.
Sağlıklı ilişkilerde fedakârlık karşılıklıdır ve geçicidir. Sürekli aynı tarafın yük taşıması, ilişkinin eşitliğini zedeler. Kişinin kendini ifade edebilmesi ve sınır koyabilmesi, ilişkinin sürdürülebilirliği açısından önemlidir.
Fedakârlığın sevgiyle değil; suçlulukla yapıldığı noktada ilişki zarar görmeye başlar. Kendi ihtiyaçlarını yok saymadan sevebilmek, hem bireyin hem ilişkinin sağlığı için gereklidir.

