İlişkide Görülme İhtiyacı: Neden Yetmiyor?

Görülme ihtiyacı, insanın temel psikolojik gereksinimlerinden biridir. Birey, duygularının,
düşüncelerinin ve varlığının bir başkası tarafından fark edilmesiyle ilişkide anlam duygusu
geliştirir. Ancak bu ihtiyaç yalnızca dışarıdan karşılandığında, geçici bir rahatlama sağlar.
Çünkü sorun her zaman “az görülmek” değildir; bazen asıl mesele, görüleni içerde
tutamamaktır.
Bazı bireyler için görülmek, yalnızca anlık bir teyit işlevi görür. Karşı tarafın ilgisi, anlayışı ya
da şefkati kısa süreli bir rahatlama yaratsa da, bu etki hızla söner. Ardından yeniden görülme
ihtiyacı ortaya çıkar. Bu döngü, çoğu zaman kişinin kendi duygusal deneyimini
içselleştirmekte zorlanmasıyla ilişkilidir. Kişi, dışarıdan gelen geri bildirimi içsel bir güvene
dönüştüremez.
Bu durum sıklıkla erken dönem ilişkilerle bağlantılıdır. Çocuklukta duygusal olarak fark
edilmemek, ihtiyaçların tutarsız biçimde karşılanması ya da yalnızca belirli davranışlar
sergilendiğinde görülmek, bireyin zihninde “görülmek geçici bir şeydir” inancını oluşturabilir.
Böyle bir içsel yapı, yetişkinlikte ilişkilerde sürekli teyit arayışına zemin hazırlar.
İlişkide görülme ihtiyacı doyurulamadığında, kişi zamanla daha yoğun taleplerde bulunabilir.
Daha fazla ilgi isteme, sürekli paylaşma, anlaşılmadığını tekrar tekrar dile getirme ya da karşı
tarafın tepkilerini yakından izleme gibi davranışlar ortaya çıkabilir. Ancak bu çaba, çoğu
zaman beklenen tatmini sağlamaz. Çünkü ihtiyaç, karşı tarafın kapasitesiyle değil, kişinin
içsel boşluğuyla ilgilidir.
Burada kritik olan nokta şudur: Görülmek ile kendini görebilmek arasındaki fark. Kişi kendi
duygularını tanıyamadığında, adlandıramadığında ya da kabul edemediğinde, başkasının
bakışı bu boşluğu dolduramaz. İlişki, bu durumda bir ayna olmaktan çıkar; sürekli
parlatılması gereken bir yüzeye dönüşür.
Bazı ilişkilerde partner gerçekten ilgili, duyarlı ve ulaşılabilir olsa bile, kişi “yetmiyor”
hissinden kurtulamaz. Bu durum karşı taraf için de kafa karıştırıcı olabilir. Ne yapılırsa
yapılsın eksik kalıyormuş gibi hissedilir. Böylece ilişkide görünmeyen bir yük oluşur: Birinin
sürekli görülmeye çalıştığı, diğerinin ise yetemediğini hissettiği bir denge.
Terapi sürecinde görülme ihtiyacı ele alındığında, çoğu zaman ilişkiden önce kişinin
kendisiyle kurduğu temas gündeme gelir. Kişi kendi duygularını fark etmeyi, onlara alan
açmayı ve içsel olarak düzenlemeyi öğrendikçe, dışarıdan gelen ilgi daha anlamlı hâle gelir.
Görülmek, bir boşluğu doldurmak yerine, var olan bir zemini beslemeye başlar.
İlişkide tatmin duygusu, yalnızca ne kadar görüldüğümüzle değil; görüldüğümüzde bunu ne
kadar içselleştirebildiğimizle ilgilidir. Kendilik değeri büyük ölçüde dış onaya dayanan bireyler
için görülme ihtiyacı kolaylıkla doyumsuz bir hâl alabilir. Oysa içsel güven geliştikçe,
görülmek bir zorunluluk olmaktan çıkar ve ilişkide doğal bir paylaşıma dönüşür.
İlişkide gerçekten görülebilmek, yalnızca karşı tarafın bakışıyla değil; kişinin kendi iç
dünyasına da bakabilmesiyle mümkündür. Yetmeyen şey çoğu zaman ilgi değil, içsel
temasın eksikliğidir.

