Hipnoz: Kontrol Kaybı Değil, Odaklanmış Bir Bilinç Hâli

Hipnoz, zihnin dikkatini daraltarak belirli bir deneyime yoğunlaştırma sürecidir. Bu durum,gündelik hayatta da yaşanır. Bir kitaba dalıp çevreyi unutmak, uzun bir yolda düşüncelere
kapılıp zamanı fark etmemek... Bunlar doğal trans hâlleridir. Klinik hipnoz ise bukapasitenin terapötik amaçla yönlendirilmiş versiyonudur. Kişi hipnoz sırasında bilinçsiz değildir. Söylenenleri duyar, isterse süreci sonlandırabilir ve kontrol tamamen kaybolmaz. Ancak zihnin eleştirel filtresi yumuşadığı için, içsel deneyimlere erişim kolaylaşır.
Hipnozun Psikolojik Temeli
Hipnoz, bilinç ve bilinçdışı arasındaki geçiş alanında çalışır. Günlük hayatta birçok otomatik düşünce ve duygu kalıbı bilinçdışı düzeyde işler. Kişi neden aynı ilişki döngüsüne girdiğini, neden belirli durumlarda aşırı kaygılandığını her zaman rasyonel olarak açıklayamaz. Hipnoz sürecinde kişi, bu otomatik kalıplara daha doğrudan temas edebilir. Amaç bir anıyı “silmek” ya da zihni yeniden programlamak değildir. Amaç, kökleşmiş deneyimlere güvenli bir şekilde yaklaşabilmek ve onları yeniden anlamlandırabilmektir. Özellikle travma, fobi, psikosomatik belirtiler ve performans kaygısı gibi alanlarda hipnoz, uygun terapötik çerçeve içinde etkili bir araç olabilir. Ancak tek başına bir mucize yöntemi değildir; terapötik ilişkinin ve klinik değerlendirmenin yerini tutmaz.
Hipnozda Gerçekten Ne Olur?
Hipnoz sırasında kişi genellikle bedensel bir gevşeme ve zihinsel bir odaklanma deneyimler. Dış uyaranlar geri planda kalırken, iç imgeler, duygular ve anılar daha canlı
hâle gelebilir. Bu süreçte terapist yönlendirici bir rehberdir; kontrol eden bir figür değildir. Danışan aktif bir katılımcıdır. Hipnoz, pasif bir teslimiyet değil; iş birliğine dayalı bir süreçtir. Toplumda yaygın olan “hipnoz altında istemediği şeyi yapma” korkusu klinik gerçeklikle örtüşmez. Kişinin değerlerine ve sınırlarına aykırı bir yönlendirme, trans hâlinde bile kabul görmez. Çünkü bilinç tamamen devre dışı kalmaz.
Hipnoz ve Güven İlişkisi
Hipnozun etkili olabilmesi için terapötik güven temel koşuldur. Güven olmadan kişi gevşeyemez, gevşeme olmadan da derin odaklanma gerçekleşmez. Bu nedenle hipnoz, teknikten çok ilişki temelli bir süreçtir. Ayrıca herkes aynı derinlikte hipnotik deneyim yaşamaz. Bu bir zeka ya da irade meselesi değildir; odaklanma kapasitesi, beklentiler ve kaygı düzeyiyle ilişkilidir. Hipnoz bir araçtır. Nasıl kullanıldığı, hangi kuramsal çerçeveye oturtulduğu ve hangi amaçla uygulandığı belirleyicidir.
Hipnoza Dair Yanlış İnançlar
Hipnoz uyku değildir.
Hipnoz bilinç kaybı değildir.
Hipnoz hafıza silme yöntemi değildir.
Hipnoz sihir değildir.
Hipnoz, insan zihninin doğal kapasitesinin yapılandırılmış hâlidir. Ve bu kapasite, doğru
etik ve klinik çerçevede kullanıldığında, kişinin içsel kaynaklarına ulaşmasını
kolaylaştırabilir.
HAZIRLAYAN
Uzman Psikolog Mustafa Cem Oğuz

