Doktorsitesi.com

Anlaşılmak İhtiyacı: Duyulmakla Yetinmeyen Bir Ruh Hâli

Uzm. Psk. Mustafa Cem Oğuz
Uzm. Psk. Mustafa Cem Oğuz
13 Şubat 20261 görüntülenme
Randevu Al
İnsan çoğu zaman anlatmak için konuşmaz; anlaşılmak için konuşur. Sözcükler ağızdan dökülür ama asıl beklenti, karşı tarafta bir yankı bulmaktır. Bu yüzden bazı cümleler kurulduğu hâlde eksik kalır. Çünkü kişi duyulmuştur ama anlaşılmamıştır. Anlaşılmak ihtiyacı tam olarak burada devreye girer: “Beni dinlemen değil, beni gerçekten kavraman gerekiyor” noktasında.
Anlaşılmak İhtiyacı: Duyulmakla Yetinmeyen Bir Ruh Hâli

Anlaşılmak, yalnızca kelimelerin içeriğiyle ilgili değildir. Tonu, duyguyu, arkasındaki niyeti ve çoğu zaman söylenmeyeni fark edebilme hâlidir. İnsan, duygularını ifade ettiğinde karşısında yalnızca bir cevap değil, bir temas arar. O temas olmadığında ise içsel bir yalnızlık hissi baş gösterir.

Bu ihtiyaç karşılanmadığında kişi çoğu zaman şunu düşünür: “Demek ki derdimi anlatamıyorum” ya da “Bende bir eksiklik olmalı.” Oysa sorun anlatamamak değil, anlaşılacak bir alanın oluşmamasıdır.

Anlaşılmak Neden Bu Kadar Temeldir?

Anlaşılmak ihtiyacı, insanın en erken ilişkilerinde şekillenir. Bebek, kelimelerle değil ihtiyaçlarıyla var olur. Ağladığında birinin onu fark etmesi, sakinleştirmesi ve düzenlemesi, “Ben görülmeye değerim” duygusunun temelini atar. Bu deneyim yeterince yaşanmadığında kişi, büyüdüğünde de benzer bir eksiklikle ilişkilere girer.

Yetişkinlikte anlaşılmak, yalnızca bir konunun doğru anlaşılması değildir. Duygunun meşru görülmesi, içsel deneyimin geçerli sayılmasıdır. “Böyle hissetmen anlaşılır cümlesi, çoğu zaman çözümlerden daha iyileştiricidir.

Anlaşılmadığını hisseden birey, zamanla kendini açıklamak zorunda hisseder. Daha fazla anlatır, daha çok detay verir, daha çok çabalar. Ancak çaba arttıkça yorgunluk da artar. Çünkü anlaşılmak, zorlanarak elde edilen bir şey olmamalıdır.

Anlaşılma Arayışı İlişkilerde Nasıl Görünür?

İlişkilerde yaşanan pek çok çatışmanın merkezinde anlaşılmak ihtiyacı vardır. Kişi aslında haklı çıkmak istemez; görülmek ister. Ancak bu ihtiyaç çoğu zaman dolaylı yollarla ifade edilir. Sitem, suskunluk, öfke ya da geri çekilme, anlaşılmadığını hisseden kişinin savunma biçimleri olabilir.

Bazı bireyler anlaşılmadıkça daha çok anlatır, bazıları ise tamamen susar. Suskunluk çoğu zaman “anlatmanın bir anlamı yok” noktasına gelindiğinin işaretidir. Bu noktada kişi, ilişkide fiziksel olarak var olsa bile duygusal olarak geri çekilir.

Anlaşılmak ihtiyacı karşılanmadığında kişi, zamanla kendini fazla, hassas ya da sorun çıkaran biri gibi algılamaya başlayabilir. Oysa mesele kişinin duyguları değil, o duyguların karşılık bulamamasıdır.

Neden Bazı İnsanlar Anlaşılmayı Bu Kadar Derinden İster?

Anlaşılmak ihtiyacının yoğunluğu kişiden kişiye değişir. Özellikle çocuklukta duygularının küçümsendiği, “abartıyorsun”, “bunda ağlanacak ne var” gibi tepkilerle karşılaşan bireyler için anlaşılmak, yalnızca bir istek değil, bir onarım ihtiyacına dönüşebilir.

Bu kişiler için anlaşılmak, varoluşsal bir rahatlama sağlar. Çünkü anlaşılmak demek, “Ben yanlış değilim” demektir. Bu nedenle ilişkilerde en küçük yanlış anlaşılma bile derin bir değersizlik hissini tetikleyebilir.

Ayrıca yüksek empati kapasitesine sahip bireyler, başkalarını anlamaya çok alışık oldukları için aynı karşılığı göremediklerinde daha yoğun bir hayal kırıklığı yaşayabilir. Çünkü verdikleri şeyin görünmez olması, ilişkisel bir dengesizlik yaratır.

Terapi Odasında Anlaşılmak

Terapötik ilişkinin en iyileştirici yönlerinden biri, danışanın ilk kez gerçekten anlaşıldığını hissetmesidir. Çözüm sunulmadan, yönlendirilmeden, acele edilmeden dinlenmek... Birçok danışan için bu deneyim başlı başına dönüştürücüdür.

Terapi sürecinde kişi şunu fark etmeye başlar: “Anlaşılmak için kendimi parçalamam gerekmiyor.” Duygularını düzenlemek, adlandırmak ve onlara alan açmak, anlaşılmanın içsel bir versiyonunu da beraberinde getirir. Çünkü kişi önce kendini anlamaya başlar.

Bu noktada anlaşılmak, yalnızca başkalarından beklenen bir şey olmaktan çıkar. Kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiye de taşınır.

Anlaşılmak ihtiyacı, zayıflık değildir. Aksine, insanın ilişki kurma kapasitesinin bir göstergesidir. Kimse yalnızca duyulmak istemez; hissedilmek ister. Çünkü insan, en çok anlaşıldığı yerde gevşer, sakinleşir ve kendisi olur. Ve bazen hayat boyu aranan şey, doğru cümleler değil; o cümleleri gerçekten duyacak biryürektir.

HAZIRLAYAN
Uzman Psikolog Mustafa Cem Oğuz
Psikolog Cansu Hatice Karcıoğlu

Yazar Hakkında

Uzm. Psk. Mustafa Cem Oğuz

Uzm. Psk. Mustafa Cem Oğuz

Mustafa Cem Oğuz, 1983 yılında Ankara’da doğmuştur. Psikoloji alanındaki eğitimini tamamlayarak Türkiye’de pedagojik diplomaya sahip nadir uzmanlardan biri olmuştur. Genel psikoloji alanında yüksek lisans yapmış, eğitim sürecinde okul, huzurevi ve hastane gibi farklı kurumlarda stajlar gerçekleştirmiştir.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.