Psikolojide “Askıda Kalma” Hâli: Ne İleri Gidebilmek Ne Geri Dönebilmek

Askıda kalma, psikolojik olarak donma ile hareket arasında bir yerde durmaktır. Kişi farkındadır, hatta çoğu zaman içgörüsü yüksektir. Ne yaşadığını kelimelere dökebilir, nedenlerini açıklayabilir. Ancak bu farkındalık davranışa, duyguya ya da ilişkiye dönüşmez. Zihin ilerlerken, sinir sistemi olduğu yerde kalır.
Bu hâl sıklıkla geçmişte yaşanmış ama tamamlanamamış deneyimlerle ilişkilidir. Travmatik olmak zorunda değildir; yarım kalmış bir yas, ifade edilememiş bir öfke, alınmamış bir karar ya da ertelenmiş bir ayrılık da askıda kalmaya neden olabilir. Psikolojik sistem, tamamlanmayan deneyimleri “bitmiş” olarak kodlayamaz. Bu yüzden kişi, farkında olmadan o anın içinde yaşamaya devam eder.
Askıda kalan bireylerde zaman algısı da farklılaşır. Gelecek belirsiz, geçmiş ise hâlâ etkili hissedilir. Kişi şimdide var olmakta zorlanır. Günler geçer ama ilerleme hissi oluşmaz. Bu durum dışarıdan tembellik, kararsızlık ya da isteksizlik gibi algılanabilir. Oysa içsel düzeyde yoğun bir çaba vardır: sistem hem hareket etmek ister hem de olası sonuçlardan kendini korumaya çalışır.
Terapötik süreçte askıda kalma hâli genellikle sabırsızlık yaratır. Danışan “neden ilerleyemiyorum?” sorusunu sıkça sorar. Ancak bu sorunun cevabı çoğu zaman “yeterince istememek” değildir. Askıda kalmak, istemekle ilgili değil; sinir sisteminin güvenlik algısıyla ilgilidir. Sistem, hareketin riskli olabileceğini düşündüğünde beklemeyi tercih eder.
Bu noktada terapi, kişiyi zorla harekete geçirmeye çalışmaz. Aksine, askıda kalmanın neye hizmet ettiğini anlamaya odaklanır. Çünkü her donma hâli, bir zamanlar hayatta kalmaya yardımcı olmuş bir stratejidir. Kişi bu stratejiyi fark ettiğinde, askıda kalma bir kusur olmaktan çıkar; anlaşılması gereken bir sinyal hâline gelir.
HAZIRLAYAN
Uzman Psikolog Mustafa Cem Oğuz
Psikolog Cansu Hatice Karcıoğlu

