“Ben 22 yaşındayım. 16 yaşımdan bu yana üç kez fibroadenom aldırdım ama her iki mememde daha çok sayıda var. Birçok cerraha gittim. Bir kısmı “alalım”, bir kısmı “bırakalım” diyor. Ben ve ailem çok endişeliyiz. En doğrusunu kim bilir?”

***

“Altı yıldır düzenli mamografi yaptırıyorum. Sonuncuda cerrahım mememde şüpheli bir bulguya rastladığını ve mutlaka biyopsi yapması gerektiğini söyledi. Öyle korktum ki iki gece uyayamadım. Ailemi ve arkadaşlarımı da çok bunalttım. Sonunda ikinci bir görüş almak için bir başka doktora gittim ve o bana biyopsiye gerek olmadığını söyledi. Doktorların söyledikleri arasında böylesine büyük farklar olması anlaşılır gibi değil. Artık hiçbirine güvenmiyorum! Ne biyopsi yaptırırım ne de bir daha mamografi!”

***

Biyopsi kararı, olası sonuçları nedeniyle bütün aileyi etkileyen yorucu bir hadisedir! Doktorların söyledikleri arasında büyük farklar olması ise sandığınızın aksine son derece doğaldır! Birbirleriyle çelişen önerileri nedeniyle doktorlara güvenmemeyi seçmekte özgürsünüz. Ama bu kararla kimi cezalandırıyor olduğunuzu iyi düşünmenizi öneririm!

Taramaların yan etkileri vardır ve bunlardan biri GEREKSİZ BİYOPSİLERDİR! Taramaya alınan hemen her kadında çeşitli anormal oluşumlara (lezyonlara) rastlanır ama bunların çok çok azı kanserdir. Daha somut olması için şunu bilin: Tarama yapılan her 1000 kadından ortalama 6 tanesinde kanser buluruz. Sizi taramanın yan etkilerinden koruyabilmek için radyoloğunuz, bulduğu lezyonların niteliği hakkında sizi doğrudan doğruya bilgilendirmekle, raporuna yazdığı bulguların hem siz hem de diğer doktorlarınız tarafından doğru anlaşılmasını sağlamakla yani sizinle bir hekime yakışır şekilde sağlıklı iletişim kurmakla yükümlüdür! Aksi halde gereksiz biyopsiyle zarara uğrama riskiniz vardır!

Uzmanlık konusu ne olursa olsun, hekim, tüm bilgi ve becerilerini hastasınınhizmetine sunmakla yükümlüdür! Yanlış yönlendirmelerin bedelini ödeyen kim? Hasta değil mi?

Cerrahi meme biyopsisi yapılan her 10 kadından sadece 1'inde kanser bulunmaktadır. Bu da hastaların %90'ına gereksiz yere biyopsi yapıldığı anlamına gelir.Gereksiz biyopsilerin başlıca nedeni,radyolojik takip ve radyolojik biyopsi gibi koruyucu seçeneklerin görmezden gelinip cerrahi biyopsinin hastalara “alternatifsiz tanı yöntemi” olarak sunulmasıdır! Bunun altında tamamen “duygusal” nedenler yatmaktadır. Meme biyopsisi hem çok az hastada gerçekten gereklidir, hem de gerekse bile cerraha ve cerrahi yöntemlere hiç lüzum yoktur. Cerraha “tanı” için değil, sadece radyoloğunuzun yaptığı biyopside kanser çıkarsa “tedavi için” gidin!

***

1970'lerin sonlarına kadar A.B.D'de tanı ve tedavi tek cerrahi seansta yapılırdı. Cerrahi öncesinde hastadan, “kendisine yapılacak her türlü tedaviyipeşinen kabul ettiğine” dair imza alınırdı. Cerrah, kitleden örnek alarak ameliyat sırasında frozen-section<!--[if !supportFootnotes]-->[1]<!--[endif]--> yaptırır, sonuç kanser çıkarsa memeyi alırdı. Bu yöntem ülkemizde hâlâ yürürlüktedir ve biyopsiden ibaret olacağını umarak girdikleri ameliyatlardan memelerini kaybederek çıkan kadınlar için –başlangıçta buna onay vermiş olsalar bile- ciddi bir travmadır.

Rose Kushner isimli bir gazeteci, 1974 yılında bu tedavi yaklaşımıyla ilgili hislerini şöyle ifade etmiştir: "“Her şey kontrolümün dışındaydı. Soru soramadığım, düşünmeye, tartışmaya ve kendimi hazırlamaya fırsat bulamadığım bu süreçte bedenimin sahibi değil de dışarıdan bir kişi gibiydim. Beni ilgilendiren kararların ben kendimde değilken başkalarınca verilmiş olması rencide ediciydi. Bir ‘nesne' gibi görüldüğümü fark ettim"”.

Rose Kushner hayatının geri kalanını, tek seansta tanı ve tedavi geleneğini değiştirmeye, bunun için de kadınları bilinçlendirmeye adadı. 1979'da Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü'nün aldığı karar onun zaferi ve kadınların yararına bir devrin ilk adımıydı: “Tanı ve tedavi amaçlı cerrahi girişimler ayrı ayrı seanslarda yapılacaktır”.

Bu gelişmeyle kadınlar, beklenmedik organ kaybı psikolojisinden korunmakla kalmadılar, tanı kesinleştikten sonra tedavi seçeneklerini değerlendirme, dilerlerse başka doktorlara danışma, kısacası “kendi bedenleri hakkında karar verme” özgürlüğüne de kavuşmuş oldular. Bu hareketin kazanımları kadın hakları uyanışını başlatmakla kalmadı, toplumunun bireysel haklarla ilgili bilincini de derinden etkiledi.

***

Prof Melvin J SilversteinA.B.D.'nin saygın meme cerrahlarından biridir. University of Southern California'da çalışmaktadır. Kendisiyle yapılan aşağıdaki röportaj, Şubat 2009'da “Health Facts For Informed Decision Making” isimli dergide yayınlanmıştır.

Soru:Doktorların uygulamalarının kadınların yararına değişmesi için kadınların aktif harekete geçmeleri lazım diyorsunuz.

Yanıt: Evet. Kendi yararları için Amerikalı kadınların (Rose Kushner'le başlayan) 1970'lerdeki gibi bir aktivist girişimi daha fazla gecikmeden başlatmaları gerekiyor.

Soru: Kadınlar meme biyopsisi için cerrahi yöntemin gerekli olup olmadığını nasıl anlayabilirler?

Yanıt: Kadınların bilmesi gereken, meme biyopsilerinin %90'dan çok daha fazlasının radyolojik yöntemle, iğne kullanarak yapılabildiğidir. Bu yöntem, deneyimli ellerde cerrahi biyopsi kadar güvenilirdir. Cerrahi biyopsi çok nadiren gereklidir. Bu yüzden kadınlar kendilerine sunulan cerrahi biyopsi teklifini kuşkuyla karşılamalıdırlar.

Soru: Kadınların elle ya da mamografiyle bulunan kitleler gerekçe gösterilerek en kısa yoldan ameliyathaneye alındığını söylüyorsunuz. Tipik senaryo nasıl?

Yanıt: Eğer hastanın ilk başvurduğu doktor radyolog ise, hastayı aydınlatabiliyorsa ve radyolojik biyopsi de yapabiliyorsa biyopsiyi yapar. Ancak A.B.D'de kadınların memeleri için ilk başvurdukları doktor genellikle radyolog değildir. Radyologların ve onlara hasta gönderen diğer doktorların gözünde hastalar, onları radyoloğa gönderen doktora “aittirler”. Radyologların çoğu, başka bir doktorun yazdığı “istek belgesi” olmadan hiçbir tetkik yapmaz çünkü kendisini “hastanın doktoru” olarak görmez. Memede bir anormallik bulduğunda da “hastanın doktoru” olarak gördüğü kişiyi bilgilendirir ve kararı ona bırakır. Hastayı radyoloğa gönderen doktor genellikle cerrah olduğu, biyopsiyi başka bir doktor (radyolog) yerine kendisi yapmak istediği ama bildiği tek biyopsi yöntemi cerrahi biyopsi olduğu için hastayı ameliyat etmek ister.

Soru: Cerrahi biyopsinin maliyet dışında zararlı etkileri var mı?

Yanıt: Ben cerrahım. Cerrahi biyopsiyle kanser tanısı konan hastaların memelerini görüyorum. Bunların bir kısmında meme yanlış şekilde kesilmiş oluyor. Bu durum tedaviyi olumsuz etkiliyor. Ayrıca sıklıkla cerrahi sınırlar “temiz” olmuyor yani kanser tümüyle çıkartılamamış oluyor. O zaman da tedavi zorlaşıyor. Bu olumsuzlukların tek nedeni cerrahinin “tanı için” (biyopsi yöntemi olarak) kullanılmış olması. Oysa iğne biyopsilerinde memenin tedavisini olumsuz etkileyen hiçbir şeye rastlamıyoruz. Meme cerrahisi sadece tedaviye saklanmalı, biyopsi için kullanılmamalı!

Soru: Görüşleriniz internette kadınlar arasında hızla yayılıyor. Buna ne diyorsunuz?

Yanıt: 10-15 yıl öncesini hatırlayın. “Bekçi lenf düğümü biyopsisi” yönteminin yeni çıktığı yıllardı. Koltuk altındaki lenf düğümlerinin tamamına yakınını, mesela 20 tanesini almak yerine 1 ya da 2 tanesini alarak metastaz araştırılan bu yöntem sayesinde kadınlar gereksiz sakatlıklardan korunabileceklerini hızla kavradılar. O zaman bu işi yapamayan cerrahlar “işe yarayıp yaramadığı belli değil” diyorlardı. Peki, sonra ne oldu? Kadınlar bu işi “yapabilen” cerrahları aradılar ve buldular. Böylece diğer cerrahlar, daha fazla hasta kaybetmemek için bu yöntemi öğrenmek zorunda kaldılar. Bu kimin yararına oldu? Elbette kadınların!

<!--[if !supportFootnotes]-->
<!--[endif]-->

<!--[if !supportFootnotes]-->[1]<!--[endif]--> Frozen-section, ameliyat sırasında yapılan “hızlı ve kabaca fikir veren” bir patolojik değerlendirme yöntemidir.


Ankara Radyolog uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!