Doktorsitesi.com

Kendisini sevmeyen, başkasını içten ve koşulsuz sevemez.

Klinik Psikolog Kemal Erbay Evci
Klinik Psikolog Kemal Erbay Evci
26 Ocak 2026211 görüntülenme
Randevu Al
Makale Özeti Kendisini sevmeyen, başkasını içten ve koşulsuz sevemez. Gerçekten de ilişkilerde en temel mesele buradan başlıyor. İnsanın önce kendisiyle kurduğu ilişki… Çoğu zaman birine ilk başta, onda bize güzel gelen bir şeye çekiliriz. Bir bakış, bir ilgi, bir benzerlik… Bu çok yoğun bir his yaratır ve biz buna ‘aşk’ deriz. Ama sonra ne olur? O güzel hissi kaybetmemek için, karşımızdaki kişinin bazı özelliklerini değiştirmesini isteriz. ‘Biraz böyle olursa…’, ‘Şunu da yaparsa…’ Sanki ancak o zaman o rüyayı yaşayabileceğiz gibi hissederiz. Oysa gerçek aşk koşulsuzdur. Gerçek aşk; güzeliyle, zoruyle, kusurlarıyla birlikte sevebilme halidir. Ve bu, ancak kişinin önce kendisini olduğu haliyle sevebilmesiyle mümkündür. Değişme şartına bağlı kurulan bağlar, aslında çoğu zaman şudur: Bizde eksik olan bir şeyin, başkasında çok yoğun hissedilmesi… Yani bir tür duygusal açlık. Bir de ilişkilerde sık gördüğümüz başka bir durum var: Sevgi adına birbirinden kendini feda etmesini beklemek. Aslında bu, kişinin kendi karşılayamadığı ihtiyaçlarını başkasının karşılamasını beklemesidir. Evet, ihtiyaçlar ilişkilerde karşılanır. Bu varoluşumuzun bir parçası. Bu bencilce değildir. Ama asıl fark şurada: Kendi ihtiyacını temel düzeyde karşılayabilen bir kişi, ilişkide bu ihtiyacı bir ‘bağ’ ve ‘paylaşım’ ile daha doyumlu yaşar. Birçok ilişkide sevgi zamanla biter ve ilişki karşılıklı çıkar üzerine kurulur. Bunu ayıp ya da yanlış olarak görmek zorunda değiliz. Bazen bu da bir seçimdir. Asıl önemli olan şudur: Kişinin bu seçimi özgür iradesiyle yapması ve bunun sorumluluğunu alabilmesidir.”
Kendisini sevmeyen, başkasını içten ve koşulsuz sevemez.
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

İlişkilerin Temel Taşı: Özsevgi ve Kendini Kabul

İlişkilerde yaşanan en temel meselelerin odağında, bireyin kendisiyle kurduğu ilişki yer almaktadır. Bir insanın kendisini sevmemesi, bir başkasını içten ve koşulsuz sevebilmesinin önündeki en büyük engeldir. Sağlıklı bir bağ kurabilmek için öncelikle kişinin kendi varlığını olduğu gibi kabul etmesi ve sevmesi kritik bir öneme sahiptir.

Aşkın Başlangıcı ve Beklentilerin Dönüşümü

İlişkilerin başlangıç aşamasında genellikle karşı taraftaki belirli bir özelliğe, bir bakışa veya bir benzerliğe çekim hissederiz. Bu yoğun hisler genellikle aşk olarak tanımlanır. Ancak zamanla bu güzel hissi kaybetmemek adına, partnerimizin bazı özelliklerini değiştirmesini beklemeye başlarız.

Kişinin, partnerine yönelik "şunu da yaparsa" veya "biraz şöyle olursa" şeklindeki şartları, aslında rüyayı devam ettirme çabasıdır. Oysa bu durum, gerçek sevgiden ziyade belirli koşullara bağlı bir bağın oluşmasına neden olur.

Gerçek Aşk ve Koşulsuz Sevgi Kavramı

Gerçek aşk, partneri tüm güzellikleriyle, zorluklarıyla ve kusurlarıyla birlikte kabul edebilme halidir. Bu koşulsuz sevgi hali, ancak kişinin önce kendisini tüm yönleriyle sevebilmesiyle mümkün olur. Değişme şartına bağlı olarak kurulan bağlar, genellikle şu iki temel unsura dayanır:

  • Duygusal Açlık: Bizde eksik olan bir şeyin başkasında yoğun olarak hissedilmesi.
  • Eksiklik Tamamlama: Kendi içimizde karşılayamadığımız ihtiyaçların partnerimiz tarafından giderilmesi beklentisi.

İlişkilerde İhtiyaçlar ve Paylaşım Dengesi

İlişkilerde ihtiyaçların karşılıklı olarak giderilmesi, insan varoluşunun doğal bir parçasıdır ve bu durum bencilce bir yaklaşım değildir. Ancak burada asıl fark, ihtiyaç karşılama yönteminde ortaya çıkar. Kendi temel ihtiyaçlarını öz kaynaklarıyla karşılayabilen bireyler, ilişkide bu ihtiyaçları birer bağ ve paylaşım unsuru olarak daha doyumlu bir şekilde yaşarlar.

KavramAçıklama
Duygusal AçlıkKendi eksikliğini başkasıyla doldurma çabasıdır.
Sağlıklı BağKendi ihtiyacını karşılayabilen bireyin kurduğu paylaşımdır.
Koşulsuz AşkKusurları ve zorlukları kapsayan bütünsel sevgi halidir.

İlişkilerin Evrimi ve Özgür İrade

Zaman içerisinde birçok ilişkide romantik sevgi yerini karşılıklı çıkar ilişkisine bırakabilir. Bu durumun etik bir yargıyla "yanlış" veya "ayıp" olarak nitelendirilmesi gerekmez; zira bu da bir yaşam seçimidir. Sürecin en önemli noktası, kişinin bu seçimi özgür iradesiyle yapması ve aldığı kararın sorumluluğunu tam olarak üstlenebilmesidir.

Yazar Hakkında

Klinik Psikolog Kemal Erbay Evci

Klinik Psikolog Kemal Erbay Evci

14 yıllık klinik deneyimim boyunca yetişkinler, çiftler ve ergenlerle çalıştım. Şema Terapi, EMDR ve Bilişsel Davranışçı Terapi alanlarında uzmanlaşmış bir psikoterapistim.
Terapi yaklaşımımda; kişinin kendini güvenle ifade edebileceği, yargılanmadan duyulduğu ve değişimin mümkün olduğu bir alan oluşturmayı temel aldım. Antalya’da Anima Psikoloji’nin kurucu ortağıyım.


● Klinik Psikoloji Yüksek Lisansı - İstanbul Gelişim Üniversitesi -Klinik Psikoloji, Psikoz alanında yüksek lisans stajını tamamladım.

● Psikolojik Danışmanlık (İngilizce) – Doğu Akdeniz Üniversitesi
– Tam burslu olarak ve başarıyla tamamladım
– Aile Danışmanlığı Eğitimini tamamladım.


Uzmanlık ve Sertifikalar;

ISST Onaylı Şema Terapisti (6 yıllık süpervizyon süreci)

EMDR Level 1 ve Level 2

Bilişsel Davranışçı Terapi – Prof. Dr. Hakan Türkçapar

Kişilik Bozuklukları & Dinamik Psikoterapi – Prof. Dr. Doğan Şahin

Gestalt Rüya Terapisi – Doç. Dr. Sertan Kağan

Korku Terapisi – Doç. Dr. Sertan Kağan

Şema Mod Çalışmalarında Yaşantısal Teknikler – Dr. Esra Ersayan




Profesyonel İlgi Alanlarıö;

Duygusal ve Bilişsel Odaklı Alanlar

Yoğun kaygı yaşayan bireylerle çalışma

Duygu durum değişkenliği ve duygu düzenleme güçlükleri

Kendilik algısı, yetersizlik hissi, özgüven sorunları

Takıntılı düşünme döngüleri

Öfke kontrolü ve dürtüsellik

Yas süreçleri

Sosyal ortamlarda zorlanma

Ergenlik dönemine özgü duygusal ve davranışsal problemler


İlişkisel Dinamikler

İlişki tekrar döngüleri

Bağlanma örüntüleri

İlişki içi çatışmalar

Terk edilme, değersizlik ve yakınlıkla ilgili zorluklar


Geçmiş Yaşantıların Etkisi

Çocukluk dönemi duygusal deneyimleri

Travmatik yaşantıların bugüne etkisi

Kişilik örüntüleri ve yaşam döngülerini anlamaya yönelik çalışma





Terapi Yaklaşımı

Kişinin yaşam öyküsü ve bugün yaşadığı zorluklar birlikte ele alınır.
Şema Terapi’nin köklü değişim hedefi, EMDR’nin travma işlemleme gücü ve BDT’nin düşünce-duygu-davranış odaklı yapısını bütünleştiren bir yaklaşım benimsenir.

Her danışan için bilimsel çerçevede kişiye özel bir terapi planı oluşturulur. Odak, kişinin kendi ihtiyaçlarını fark etmesi, geçmiş döngülerden özgürleşmesi ve yaşamında sürdürülebilir bir iyilik hali oluşturmasıdır.

 

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.