Doktorsitesi.com

Kaygıya Dair

Uzm. Psk. Cansu Ayman
Uzm. Psk. Cansu Ayman
23 Ocak 2023146 görüntülenme
Randevu Al
Çağımızda kaygıdan kaçınmak için nasıl da delicesine çaba harcıyoruz; konforumuz bozulmasın diye elimizden geleni yapıyoruz, daimi mutluluk peşinde koşarken neleri kaçıyoruz belki, kim bilir... Halbuki büyük fikirlerin, büyük gelişmelerin, büyük keşiflerin hiçbirisi böyle bir ortamda doğmadı. Motivasyon konuşmacıları, anı yaşa zırvalıkları ve bizi mutlu olmak zorunda olduğumuza inandıran her şey bizi daha da çaresiz hissetmekten başka bir işe yaramıyor günün sonunda.
Kaygıya Dair
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Mutluluk ve Anlam Arasındaki Temel Farklar

Daimi mutluluk kavramı bir yanılsamadan ibarettir; zira mutluluk, hayatın diğer tüm unsurları gibi sonlu bir yapıya sahiptir. Bireyin asıl odaklanması gereken nokta, mutlu bir hayattan ziyade anlamlı bir hayat inşa etmektir. Hayata katılan anlam, duygusal kriz anlarında koruyucu bir kalkan görevi görerek bireyi derin felaketlerden koruma potansiyeline sahiptir.

Hayatımızda yarattığımız veya keşfettiğimiz anlamlar da zamanla gelişebilir, değişebilir veya yerini yenilerine bırakabilir. Ancak hayata anlam veren unsurlar, geçici mutluluk anlarından çok daha kalıcı ve uzun soluklu bir yapı sunar. Bu süreklilik, bireyin içsel dengesini korumasındaki en temel dayanaktır.

Albert Camus ve Bilincin Uyanışı: "Neden?" Sorusu

Absürt felsefesinin öncüsü Albert Camus, "Sisifos Söyleni" adlı eserinde monoton yaşamın kırılma noktasını çarpıcı bir şekilde ele alır. Gündelik rutinlerin içinde kaybolan insan, bir gün aniden yükselen "neden?" sorusuyla sarsılır. Bu soru, mekanik bir yaşamın sonuna işaret ederken aynı zamanda bilincin devinimini başlatan kritik bir uyanıştır.

Camus'ye göre bu uyanış süreci şu aşamalarla şekillenir:

  • Bıkkınlık: Mekanik yaşamın sonunda ortaya çıkan ve bilinci uyandıran ilk aşamadır.
  • Sorgulama: Yaşamın değerinin ve eylemlerin nedeninin sorgulandığı farkındalık evresidir.
  • Karar: Bu uyanışın sonunda birey ya bilinçsiz bir döngüye geri döner ya da kesin bir iyileşme sürecine girer.

Kaygının Dönüştürücü Gücü ve Evrimsel Rolü

Konfor alanında kalmayı tercih ettiğimiz sürece, varoluşumuzu sorgulama ihtiyacı hissetmeyiz. Oysa çoğu insanın kaçınmaya çalıştığı kaygı, aslında bizi harekete geçiren en önemli katalizördür. Önemli olan bu kaygıyı yok etmek değil, onun bize ne anlatmak istediğini anlayacak bir olgunluğa erişmektir.

Evrimsel perspektifte kaygı, canlıyı hayatta tutmaya yarayan temel bir mekanizmadır. Eğer hala bir şeyler için kaygı duyabiliyorsak, bu durum canlılığımızı koruma arzumuzun bir göstergesidir. Anksiyete bozukluğu gibi durumlar, kaygının kendisinden ziyade, bu duyguyla nasıl başa çıkacağımızı bilememekten kaynaklanan semptomlardır.

Voltaire ve Bahçe Metaforu: Kendi Dünyanı İnşa Etmek

Voltaire, "Candide" adlı eserinde dünyanın mükemmelliğini sorgularken, hayatın yaşanmaya değer olduğu fikrini basit ama sarsıcı bir cümleyle özetler: "Bahçemizi ekip biçmeliyiz." Bu ifade, dış dünyadan bir gül bahçesi beklemek yerine, bireyin kendi bahçesini yaratma sorumluluğunu vurgular.

Kendi yaşam bahçenizle ilgilenme süreci şu gerçekleri içerir:

DurumKarşılığı
Ekim ve BakımHayata anlam katma çabası
Kuraklık ve ZararlılarHayatın getirdiği zorluklar ve belirsizlikler
Solan GüllerGeçici kayıplar ve mutsuzluk anları
Sürekli İlgiYaşama tutunma ve üretme iradesi

Belirsizliğin Çekiciliği ve Yaşam Cesareti

İnsan hayatı inişler, çıkışlar ve her yanımızı saran belirsizliklerle doludur. Korkutucu görünse de belirsizlik, aslında hayatı çekici ve yaşanır kılan en temel unsurdur. Her şeyin önceden belli olduğu bir senaryoda, yaşamın tüm anlamı ve heyecanı kaybolurdu.

Kaygı, insan olmanın ayrılmaz bir parçasıdır ve onu tamamen yok etmek mümkün değildir. Kaygının olmadığı bir yerde umut da yeşeremez; çünkü bizi hayatta tutan kaygı, aynı zamanda bir anlam bulma arayışımızı tetikler. Çağımızda bir canavar gibi görülen kaygıyı bir yakıt olarak kullanmayı ve onunla sağlıklı bir ilişki kurmayı öğrenmelisiniz. Kendi bahçenizi ekme cesaretini gösterdiğinizde, yaşamın gerçek değerini keşfedeceksiniz.

Etiketler

Kaygı bozukluğuKaygı bozukluklarıkaygı insan olmanın bir parçasıdırkaygı ve insan

Yazar Hakkında

Uzm. Psk. Cansu Ayman

Uzm. Psk. Cansu Ayman

Klinik Psikolog Elif Cansu Ayman 1992 Balıkesir doğumludur. Lise eğitimini Balıkesir Sırrı Yırcalı Anadolu Lisesi’nde tamamlamıştır. Lisans eğitimini Yeditepe Üniversitesi İngilizce Psikoloji bölümünde, %100 YÖK burslu olarak tamamlamış ve 2017 yılında mezun olmuştur. Ardından Kocaeli Üniversitesi’nde Pedagojik Formasyon eğitimini tamamlamıştır. 2021 yılında Üsküdar Üniversitesi Klinik Psikoloji Tezli Yüksek Lisans programından mezun olmuştur. Klinik psikoloji eğitimi boyunca Bilişsel Davranışçı Terapi ekolü eğitimi almıştır. Aynı zamanda yetişkin objektif testler ve MMPI (Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri), yine yüksek lisans süresince eğitimini gördüğü uygulamalardır. Marmara Üniversitesinden Aile Danışmanlığı Sertifikası almıştır. Marmara Sanat Akademisi’nde diksiyon ve seslendirme eğitimi almıştır. Kişisel gelişimi için psikanaliz ve varoluşçuluk ağırlıklı seminer, sempozyum ve kısa süreli eğitimlere katılmıştır. Moodist Psikiyatri Hastanesi ve NP Beyin Hastanesinde klinik gözlem ve uygulama içeren ve aynı zamanda psikopatoloji ve bağımlılık eğitimlerini kapsayan stajlarını tamamlamıştır. Boğaziçi Üniversitesinin Nöropsikoloji alanında Prof. Reşit Canbeyli tarafından yürütülen laboratuvar deneylerine asistan gözlemci olarak katılmıştır. Doç. Dr. Genel Cerrah Fırat Tutal’ın yanında Yeme Bozuklukları üzerine psikolojik gözlem yapmıştır. 1 yıl boyunca, Üsküdar Üniversitesi psikolojik danışmanlık biriminde süpervizyon eşliğinde, üniversite öğrencilerine psikolojik danışmanlık hizmeti vermiştir. 2021'de Varoluşçu Akademi’de  Temel Varoluşçu Analiz Eğitimi almıştır. Yetişkin ve ergen bireysel, çift ve aile terapisi uygulamaya devam etmektedir.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.