İlişkilerde Değersizlik Şeması: “Ben Yetmiyorum” İnancı Nasıl Oluşur?

İlişkilerde Değersizlik Şeması: “Ben Yetmiyorum” İnancı Nasıl Oluşur?
İnsan yalnızca başkalarıyla ilişki kurmaz; aynı zamanda kendisiyle de bir ilişki içinde yaşar. Bu ilişki çoğu zaman görünmezdir. İnsan dış dünyayla konuşurken, iç dünyasında başka bir diyalog sürer. Bazen bu iç diyalog yumuşaktır, destekleyicidir; bazen ise sert bir yargıç gibi konuşur. İşte değersizlik şeması, çoğu zaman bu içsel yargıcın dilinde ortaya çıkar.
Bazı insanlar sevilir, takdir edilir, hatta çevreleri tarafından değerli görülür; fakat yine de içlerinde değişmeyen bir düşünce dolaşır:
“Ben aslında yeterli değilim.”
Bu düşünce çoğu zaman bir fikirden çok daha fazlasıdır. Bir düşünce gibi gelir ve gider; fakat değersizlik hissi kalıcıdır. İnsan bazen sevildiğini duyar ama buna inanamaz. Çünkü zihnin derinliklerinde çok daha eski bir anlatı vardır. Bu anlatı kişinin kendisi hakkında kurduğu en temel cümlelerden biridir.
İnsan Kendini Nasıl Öğrenir?
İnsan dünyaya yalnızca biyolojik bir varlık olarak gelmez; aynı zamanda anlam arayan bir varlık olarak doğar. Kendisini anlamlandırmayı ise tek başına öğrenmez. İlk aynasını başkalarının bakışında bulur.
Bir çocuk için ebeveynin bakışı yalnızca bir bakış değildir; aynı zamanda bir mesajdır. Bu bakış bazen şunu söyler:
“Sen değerlisin.”
Ama bazen daha sessiz bir mesaj taşır:
“Daha iyi olmalısın.”
“Bu yeterli değil.”
“Şu an olduğun halinle kabul edilmen zor.”
Çocuk bu mesajları bilinçli bir analizle değil, duygusal bir sezgiyle alır. Ve zamanla şu soruyu sormayı bırakır:
“Ben değerli miyim?”
Onun yerine şu varsayım oluşur:
“Değerli olmak için yeterince iyi olmam gerekir.”
İşte değersizlik şemasının temeli çoğu zaman burada atılır.
Değersizlik: Varoluşsal Bir Şüphe
Değersizlik şeması olan kişiler çoğu zaman yalnızca hatalarından utanmaz; aynı zamanda varlıklarından da kuşku duyarlar.
Bir eleştiri onlar için yalnızca bir eleştiri değildir.
Bir hata yalnızca bir hata değildir.
Bu deneyimler, zihinde daha eski bir cümleyi doğrular gibi hissedilir:
“Gördün mü, zaten yeterli değilsin.”
Bu nedenle değersizlik şeması çoğu zaman paradoksal bir durum yaratır. İnsan ne kadar çabalarsa çabalasın, içindeki ölçüt hiçbir zaman tam olarak karşılanmaz. Başarılar küçültülür, hatalar büyütülür. Çünkü mesele performans değil, benlik algısının kendisidir.
İlişkilerde Değersizlik: Sevilirken Bile Kuşku Duymak
Bu şema en çok yakın ilişkilerde görünür hale gelir. Çünkü yakınlık, insanın en kırılgan yerlerini açığa çıkarır.
Partnerin geç cevap verdiği bir mesaj, sıradan bir gecikme olabilir. Fakat değersizlik şeması için bu küçük olay şu soruya dönüşebilir:
“Acaba benden sıkıldı mı?”
Bir tartışma çoğu ilişki için doğal bir süreçtir. Fakat değersizlik hissi için bu tartışma şu anlamı taşıyabilir:
“Bir gün herkes benim yetersiz olduğumu anlayacak.”
Bu nedenle değersizlik şemasına sahip kişiler bazen ilişkilerde iki uç arasında gidip gelirler:
Bir yanda yoğun onay arayışı,
diğer yanda yakınlıktan geri çekilme.
Çünkü görülme arzusu ile reddedilme korkusu aynı anda var olur.
Görülmek: Psikolojik Bir İhtiyaç
İnsan yalnızca sevilmek istemez; aynı zamanda anlaşılmak ve görülmek ister. Görülmek, kişinin duygularının, ihtiyaçlarının ve varlığının anlamlı kabul edilmesidir.
Bir çocuk yeterince görüldüğünde şu mesajı alır:
“Var olman yeterli.”
Bu mesaj insanın benlik algısında derin bir güven yaratır. Kişi kendisini sürekli kanıtlamak zorunda hissetmez.
Fakat görülmeme deneyimi tekrarlandığında, insan kendisini sanki sürekli bir sınavdaymış gibi yaşayabilir. Sevgi koşullu gibi hissedilir. Değer kazanılması gereken bir şey olur.
İçsel Hikâyeyi Yeniden Yazmak
Değersizlik şeması çoğu zaman görünmezdir çünkü kişi bu düşünceleri kendisine ait zanneder. Oysa çoğu zaman bu düşünceler geçmişte öğrenilmiş bir hikâyenin devamıdır.
İyileşme çoğu zaman şu farkındalıkla başlar:
“Belki de bu ses bana ait değil.”
Bu farkındalık, insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi değiştirmeye başlar. Çünkü kişi ilk kez şunu sorgulayabilir:
“Ya mesele gerçekten yetersiz olmak değilse?”
Belki de mesele, insanın kendisini uzun süre yetersiz görmek zorunda bırakılmış bir anlatının içinde büyümüş olmasıdır.
Sonuç
İlişkilerde yaşanan birçok kırılganlık, kişinin partnerinden çok kendi iç dünyasıyla kurduğu ilişkiyle bağlantılıdır. Değersizlik şeması, insanın kendisini sürekli eksik hissetmesine neden olabilir. Ancak bu şema insanın kaderi değildir.
Çünkü insan yalnızca geçmişinin ürünü değildir; aynı zamanda kendi hikâyesini yeniden yorumlayabilen bir varlıktır.
Bazen değişim, büyük dönüşümlerle değil, küçük bir soruyla başlar:
“Ben gerçekten yetersiz miyim,
yoksa bana yıllarca böyle anlatıldığı için mi buna inanıyorum?”
Ve bazen bu soru, insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi sessizce değiştirmeye başlar.








