Kadın, şiddetin hangi tarafında?

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir
Şiddetin Psikolojik Temelleri ve Toplumsal Etkileri
İnsanoğlu, zihinsel olarak büyük bir gelişim göstermesine rağmen fizyolojik açıdan hâlâ ilkel çağlardaki dürtüleriyle varlığını koruma çabasını sürdürmektedir. İlkçağlarda varlığın tehdit altında olduğu durumlarda bir savunma davranışı olarak ortaya çıkan şiddet, günümüzde fiziksel bir tehdit unsuru oluşturmayan bireylere karşı da gösterilmektedir. Bu durum, şiddetin sadece fiziksel bir korunma değil, aynı zamanda derin psikolojik süreçlerin bir yansıması olduğunu kanıtlamaktadır.
Şiddet Eğiliminin Arkasındaki Psikolojik Nedenler
Şiddet eğilimli bireyler, çevrelerindeki kişileri kontrol ederek gerçekte var olmayan güçlerini kanıtlama çabası içerisindedirler. Psikolojik açıdan bakıldığında şiddet; kendini zayıf, yetersiz ve güçsüz hisseden kişinin en önemli savunma silahıdır. Bu bireyler, içlerindeki zayıflığı kamufle etmek amacıyla bu silahı kendilerinden daha güçsüz gördükleri kişiler üzerinde kullanırlar.
Günümüzde şiddete en çok maruz kalan grupların başında şunlar gelmektedir:
- Fiziksel olarak daha zayıf görülen kadınlar
- Savunmasız durumdaki çocuklar
- Ekonomik veya duygusal olarak saldırgana bağımlı olan bireyler
Şiddetin Döngüsü: Güçlüden Güçsüze Aktarım
Doğadaki tüm canlılarda olduğu gibi insanda da şiddetin yönü genellikle güçlüden güçsüze doğrudur. Kadınlar çoğunlukla bir aile bireyi tarafından mağdur edilmekte ve bu kişiye duygusal veya ekonomik olarak bağlılık duymaktadır. Bu bağımlılık şiddete karşı durmayı zorlaştırırken; fiziksel ve duygusal zarar görmenin sonucu oluşan öfke, kızgınlık ve nefret duyguları, kendilerinden daha güçsüz olan çocuklara aktarılmaktadır.
| Şiddet Uygulayan | Şiddet Mağduru | Şiddetin Yeni Hedefi |
|---|---|---|
| Ebeveyn | Çocuk | Kardeşler/Arkadaşlar |
| Koca | Kadın | Çocuklar |
| Toplum/Sistem | Birey | Aile İçi Zayıf Halkalar |
Şiddetin Farklı Yüzleri: Fiziksel ve Psikolojik Şiddet
Şiddet denildiğinde akla ilk olarak vurmak veya dövmek gibi fiziksel saldırganlıklar gelse de, bazı tutumlar en az fiziksel şiddet kadar yıkıcıdır. Bireyin kendine olan saygısını ve güvenini azaltan, korku yaratan şu davranışlar da şiddet kapsamındadır:
- Aşağılamak ve küfür etmek
- Duygusal ihmal ve değersiz hissettirme
- Ekonomik kısıtlamalarla baskı kurma
İstatistiksel verilere göre her dört kadından birinin şiddete maruz kaldığı bilinmektedir. Ancak psikolojik şiddet de dahil edildiğinde bu oranların çok daha yüksek olduğu ve bu durumun toplumdaki şiddet mağduru sayısını katlanarak artırdığı görülmektedir.
Öğrenilmiş Bir Davranış Olarak Şiddet
Saldırganlığın uygun olmayan biçimlerde ortaya çıkmasındaki en temel etken öğrenmedir. Şiddet eğilimli bireylerin aile öyküleri incelendiğinde, aile içi şiddetin yoğun olduğu gözlemlenir. Babasının annesine şiddet uyguladığını görerek büyüyen bir erkek çocuk bu tutumu normalleştirirken, kız çocuk da şiddete karşı sessiz kalmayı doğal bir süreç olarak kabul edebilmektedir.
Nesiller Arası Şiddet Aktarımı
Şiddet mağduru kadın, gücünün yetmediği figürlere karşı gösteremediği savunma dürtüsünü, kendinden daha güçsüz olan çocuklarına yönlendirerek şiddetin nesillere aktarılmasında etkin rol oynayabilir. Fiziksel şiddet uygulamasa bile, olumsuz duygusal yüklenmelerle çocuğunda değersizlik duygusu yaratan birçok anne bulunmaktadır. En temel gereksinimi olan ilgi ve sevgiyi almadan büyüyen bir çocuk, içindeki bu boşluğu kendinden güçsüz gördüklerini ezerek ve aşağılayarak bastırmaya çalışacaktır.
Sonuç olarak şiddet, sadece muhatabı olan kişiyi değil, o kişinin yetiştireceği gelecek nesilleri de zehirleyen, geniş perspektifle ele alınması gereken kritik bir toplumsal sorundur.
Nihal Araptarlı
Uzman Psikolog, Terapist

