Bir çift terapisti olarak en sık duyduğum cümlelerden bazıları şunlardır: “Ona bağlı mıyım bağımlı mıyım bilmiyorum.” ya da “Alışkanlık mı yoksa gerçekten onunla olmak istiyor muyum artık ayırt edemiyorum.”

Aslında bu ve buna benzer sorular bizi ilişkide önemli bir sınır olan iki kavrama götürmekte; bağlanma, bağımlılık. İlişkide hangilerini yaşıyorsunuz ve bunları yaşamanın ilişkinize/evliliğinize olası olumlu/olumsuz sonuçları neler olabilir?

Bu iki kavrama biraz daha yakından bakarak başlayalım. Bağlanma kavramı yetişkinler arasında ilişkiyi çocukluktaki bağlanma nesneleri ile bağlanmamıza dayandıran Bowlby’nin çalıştığı bir kavramdır. Bu kavram öncelikle çocuk ve bakım veren arasındaki ilişkiyi anlamlandırmak için kullanılsa da günümüzde bu bağın yetişkinlerde romantik ilişkilerimizde de önemli rol oynadığını biliyoruz.

İnsan prematüre doğan bir canlı; diğer memeliler gibi doğduktan birkaç saat sonra ayaklanıp sürüye katılamaz. Bu yüzden uzun süre bir başkasına bağımlı ve muhtaç yaşar, bağlanma stili de bu bakım verenle kurduğu ilişkiye bağlıdır ve hayati öneme sahiptir. Yaşamın özellikle ilk üç yılında aldığımız güven duygusu, ileride kuracağımız ilişkiler ve duygusal dünyamız üzerinde oldukça belirleyicidir.

Sadece romantik ilişkiler değil arkadaşlık ilişkileri, iş ilişkileri, otorite ile olan ilişkilerimiz de bağlanma stilimizden etkilenir. Nasıl bağ kurduğumuz; kendimizle ve hayatla olan ilişkimizi, kendimizi gerçekleştirme düzeyimizi ve yaşamdan aldığımız tatmini de belirler.

Bağlanma kuramında gelişim aşamasında bakıldığında bağlanma ve bağımlılık arasında da bir fark görürüz. Mary Ainsworth’e göre, bebekler çevreyi keşfederken bağlanma figürlerini genellikle güvenli üs olarak görürler. Kendini tehlikede hissettiğinde korunma ve güven için ona dönerler. Güvenli bağlanan bebekler bakıcılarının varlığında ve dolayısıyla da dünyayla etkileşimlerinde öz güven sahibi olurlar. Bu kişilerin daha güvenli bağlandığı ve dünyayı keşfetmeye hazır olduğunu görürüz.

Bağımlı bağlanmaya yatkın kişiler ile ilgili açıklamalara baktığımızda kişilerarası yaklaşım bunu yine bakım veren yetişkin ile çocuğun iletişimde bazı farklı gelişimlerin payı olduğunu söyler. Yeterli bakım gören çocuk, kendisine bakan kişiyle güçlü bir bağ kurar, ki bu bağ temel güvenlik kapasitesini ve dünyanın onun temel biyolojik ve duygusal ihtiyaçlarını karşılayacak güvenli yer olduğu hissini de barındırır. Emeklemeyi öğrendikçe çevrelerine küçük keşif gezileri düzenlerler ve kendilerine bakım verenleri bu gezide ihtiyaç duymaları halinde kullanabilecekleri güvenli birer liman olarak kullanırlar. Oysa bazı ebeveynler çocuklarının bağımsız gelişmelerine izin vermez. Çocuklarının merakının ve hür iradesinin kendiliğinden çıkmasına izin vermek yerine onun alışkanlık ve ihtiyaçlarını kendileri karşılarlar, biyolojik ritminin ve mizacının inceliklerini ezberlerler ve onu rahat ettirmek için dokuz doğururlar. Aslında yaptıkları, dünyayı çocuğun ayağına getirerek onun dünyayı keşfe çıkma ihtiyacını ortadan kaldırmaktır.

Özet olarak bağımlı olarak ilişki kurmaya yatkın kişilerin de normal/güvenli bir bağ kurarak hayatına başladığını, sonrasında bakım verenlerin ya bağımlı çocuğun sağladığı yakınlıktan keyif aldıkları için ya da ileride başka sorunlara yol açabilecek her türlü mahrumiyetten korktukları için çocuğun özerklik kazanmasına izin verilmez. Sonuç ise kontrol edilmeyi normal bulan ve eski ilişkilerinin standartlarını ihlal eden bağımsızlığın kendisinde yoğun suçluluk duyguları uyandırdığı, itaatkâr bir çocuk olur. Ve bu ilişki kalıbı diğer tüm bağlanma biçimlerinde olduğu gibi romantik ilişkilerde de ortaya çıkar.

Bağlanma genellikle daha olumlu görülür ve kişinin kendisinden daha güçlü veya bilge bir kişiye yakın olmaya çalıştığı özel bir ilişkiye istinaden kullanılır. Bu yakınlık, bağlanan kişinin kendini güvende hissetmesini sağlar. Bağımlılık ise belli birini hedef almayan, genel olarak destek, rehberlik, onay alma amacı taşıyan davranışlardır.

Bağlılık-bağımlılık noktasında bakıldığında bağımlılığın daha çok kadınlara yakıştırıldığı ya da ondan beklendiği toplumsal bir kanı olsa da araştırmalar bu konunun cinsiyetten bağımsız olduğunu ve iki cinsiyette de çok yakın olduğunu gösteriyor. Bornstein(1992) bilinçli farkındalık kapsamında olmayan, bilinçdışının sınırlarına giren, kişisel beyanda erişilemeyecek saikleri ölçmek için projektif testlerde kadınlarla erkekler arasında benzer bir fark bulunup bulunmadığını araştırmıştır. Kadınlar, kişisel beyanları sorulduğunda erkeklerden daha yüksek düzeyde bağımlılık bildirmektedir fakat projektif ölçümler kadınlarda ve erkeklerde benzer bağımlılık skorları vermektedir. Geleneksel olarak erkekler bağımlılıklarını daha dolaylı yoldan ifade etmeyi öğrenmiştir; kadınlarsa daha doğrudan, açıkça ortaya koyabilir.

İlişkide bağımlılık kişilerden birinin buna yatkın olması, diğerinin de bunu karşılaması ile başlayan bir süreç oluyor çoğu zaman; yani aslında bir kişinin bağımlılığa yatkın bir ilişki kurma tarzının olmasının yanı sıra diğer partnerin de bunu karşılıyor ya da uyumlanıyor olması ile bağımlı tarzda bir ilişki paterni açığa çıkıyor.

Bu noktada kendinize, partnerinize, ilişkinize bakıp şu soruları sormanız ayrıştırıcı bir nokta olabilir:

*Bir karar alırken kendi istek ve arzularınızı ne kadar ön plana koyuyor, hayatınızdaki bir diğer kişi adına kendi refahınızı ne kadar ikinci plana atıyorsunuz?

*İlişkilerinize bir sorun olduğunda karşı tarafın bu durumdaki sorumluluğunun daha fazla olmasına rağmen hemen özür dileme eğiliminiz var mı?

*Kendi hayatınız için inisiyatif almaya ve kendi kararlarınızı vermeye ne kadar yatkınsınız? Yoksa bu kararları özgüvenli ve kontrol sahibi olarak gördüğünüz bir başkasına mı aldırırsınız?

*Partnerinizden ya da önem verdiğiniz bir ötekinden ayrılmak konusunda kendinizi nasıl hissedersiniz? Ayrılmanın gerekli olduğunu bildiğiniz durumlarda bile bundan kaçındığınız olur mu?

*Bir ilişki sizin kontrolünüz dışında bittiğinde kendinizi nasıl hissedersiniz? Her ayrılık acı vericidir mutlaka ama ayrılığı kendinizi de kaybetmiş bir şekilde mi yaşarsınız?

*Alalade gündelik kararlarda bile bir başkasının tavsiyesine ihtiyaç duyar mısınız?

*Yeni işlere girişmek, bilmediğiniz alanlarda gezinmek konusunda kendinizi nasıl hissederseniz?

*Kendi başınıza hayatta kalabilmek ve sorunlara göğüs gerebilmek gerektiğinde bu durumu nasıl karşılarsınız?

Bu maddeler tabii ki bir tanılama yapmak için yeterli olan açıklamalar değildir. Bunların sıralamamın sebebi kendinizde bunların izlerini sürüp, öz değerlendirmek yapabilmek ve yaşadığınız ilişkilere (sadece romantik ilişkiler olması gerekmiyor elbette) farklı bir bakış açısından bakabilmeyi sağlamak.

Bağımlı ilişki için daha önce de belirttiğim gibi iki kişinin olması gerekiyor; bağımlılığa yatkın kişi ve bunu karşılayabilen ve uyumlanan partner. Bu denklem belirli bir zaman sonra hem iki tarafı hem de ilişkiyi yıpratabilecek bir noktaya kayabiliyor. İki kişinin denklikte bir araya gelmesi çok daha geniş bir konfor alanı sağlarken; bu paternde uzun süre kalmak hem kendinize hem de ilişkinize sınırlar içinde kalmanın getirdiği önemli bir kısıtlama ve tabiri caizse zarar olduğunu düşünüyorum.

Bu paternden bahsederken bunun bilinçli olarak yapılmadığının farkındalığında konuştuğumu da son olarak ifade etmek isterim. Bu sürecin tüm ilişkilerinizde tekrarlandığını ve artık bu zinciri kırmak istediğinizi fark etmeniz önemli bir adım. Bir sonraki süreçte bunu bir uzman eşliğinde çalışmak da kendinize ve ilişkilerinize vereceğiniz önemli bir hediye olacaktır.


İstanbul Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!