İlişkilerde Sorun Nerede Başlar? “Sorun” Gerçekten Sorun mu, Yoksa Görünen Yüz mü?

Birçok çift ilişkide yaşanan sıkıntıları belirli başlıklar altında tanımlar. Para, aileler, çocuklar, sadakat, iş stresi, cinsellik… Terapiye başvurduklarında da genellikle bu başlıklardan biriyle gelirler. “Biz para yüzünden kavga ediyoruz”, “Ailesi aramıza giriyor”, “Çocuğumuz olduktan sonra uzaklaştık” gibi cümleler çok tanıdıktır. Ancak çift terapisi perspektifinden bakıldığında, bu başlıkların çoğu asıl sorunun kendisi değil, onun görünür hale geldiği alanlardır. Yani sorun çoğu zaman “ne hakkında tartışıldığı” değil, nasıl bir ilişki içinde tartışıldığıdır. İlişkilerde sorunlar genellikle bir anda ortaya çıkmaz. Nadiren tek bir olay her şeyi bozar. Çoğu zaman ilişki, küçük kırılmalarla, duyulmamış ihtiyaçlarla ve üst üste gelen hayal kırıklıklarıyla yavaş yavaş zorlanır. Bu süreç fark edilmediğinde, çiftler kendilerini sürekli aynı tartışmaların içinde bulur. Çift terapisi, bu noktada sorunu kişilerde aramaz. Kim daha hassas, kim daha zor, kim daha haklı soruları yerine şu sorular sorulur: Bu ilişkide insanlar nasıl tepki veriyor, ne zaman geri çekiliyor, ne zaman sertleşiyor ve bu tepkiler karşı tarafta neyi tetikliyor? Bu bakış açısı, ilişkiyi bir “suçlu arama” alanı olmaktan çıkarır ve bir etkileşim sistemi olarak ele alır. İki kişinin ayrı ayrı kişilik özelliklerinden çok, bir araya geldiklerinde ortaya çıkan ilişki dili önemlidir. Birçok çift için en zorlayıcı farkındalık şudur: Sorun, partnerin kötü niyetli olması değil; ilişkinin güvenli bir alan olmaktan çıkmış olmasıdır. İlişki güvenli bir alan olmaktan çıktığında, taraflar kendilerini korumaya almaya başlar. Kimi daha çok konuşur, kimi susar. Kimi eleştirir, kimi savunur. Kimi alay eder, kimi tamamen geri çekilir. Bu tepkiler çoğu zaman bilinçli değildir. Kişi o an elinden geleni yaptığını hisseder. Ancak bu korunma biçimleri, zamanla bağın daha da zedelenmesine neden olur. Çift terapisi çalışmalarında sıkça görülen durumlardan biri, çiftlerin yaşadıkları sorunu içerik üzerinden çözmeye çalışmalarıdır. “Bunu yapmasaydın kavga olmazdı”, “Şöyle davransan sorun kalmazdı” gibi düşünceler, ilişkiyi bir pazarlık alanına dönüştürür. Oysa içerik değişse bile, alttaki etkileşim biçimi değişmedikçe sorun farklı başlıklarla tekrar eder. Bu noktada John Gottman’ın çalışmalarında vurguladığı önemli bir gerçek devreye girer: İlişkileri asıl yıpratan şey, yaşanan problemlerden çok bu problemlerin ele alınış biçimidir. Bazı çiftler çok zor yaşam olaylarıyla karşılaşmalarına rağmen bağlarını koruyabilirken, bazıları görece küçük meselelerde bile ciddi kopuşlar yaşayabilir. Aradaki fark, çiftlerin sorunlar karşısında nasıl bir ilişki dili geliştirdikleridir. İlişkide sorunların başlangıç noktası çoğu zaman duygusal temasın zayıflamasıdır. Kişi anlaşılmadığını, görülmediğini ya da önemsenmediğini hissettiğinde, bu duyguyu doğrudan ifade etmekte zorlanabilir. Bunun yerine eleştiri, sitem, mesafe koyma ya da alay gibi dolaylı yollar devreye girer. Bu dolaylı yollar, karşı tarafta savunma yaratır ve ilişki döngüsü sertleşir. Burada önemli olan nokta şudur: Çoğu insan ilişkide zorlayıcı davranışlar sergilerken, aslında bir ihtiyacını korumaya çalışıyordur. Eleştiren taraf çoğu zaman duyulmak ister. Geri çekilen taraf çoğu zaman kendini bunalmış hisseder. Ancak bu ihtiyaçlar bu şekilde ifade edildiğinde, karşı taraf tarafından anlaşılması zorlaşır. Çift terapisi, bu noktada “ne oldu?” sorusundan çok “ne yaşandı?” sorusunu sorar. Yaşanan tartışmanın altında hangi duygular vardı, hangi ihtiyaçlar karşılanmadı, kim neyi kaybettiğini hissetti? Bu sorular görünür hale geldikçe, ilişkiyi anlamak mümkün olur. İlişkide sorunların başlangıcı çoğu zaman konuşulamayan yerlerdir. Çiftler tartışıyor gibi görünse de aslında en hassas duygular çoğu zaman dile gelmez. Kırılganlık, yalnızlık, değersizlik, yetersizlik gibi duygular örtülür. Bunun yerine daha sert, daha koruyucu tepkiler öne çıkar. Bu nedenle çift terapisi perspektifinde amaç, ilişkide neler olup bittiğini birlikte görebilmek ve sorunları çözmektir. Görülen şeyler değişebilir hale gelir. Görülmeyenler ise tekrar eder.
