Doktorsitesi.com

Hiçbir Yere Ait Hissedememek: Yetersizlik ve Sevilmeme İnancının Gizli Haritası

Uzm. Psk. Mustafa Cem Oğuz
Uzm. Psk. Mustafa Cem Oğuz
19 Ocak 20269 görüntülenme
Randevu Al
İnsanların psikolojik içeriklerde en çok aradığı cevap, topluluklar içinde yaşarken bile neden kendilerini bir "yabancı" gibi hissettikleridir.
Hiçbir Yere Ait Hissedememek: Yetersizlik ve Sevilmeme İnancının Gizli Haritası

Ergenlik döneminde kristalleşen ve yetişkinliğe kadar uzanan bu ait hissedememe duygusu, aslında bir karakter kusuru değil; çocukluk döneminde bakımverenle kurulan bağın niteliğinden beslenen derin bir hayatta kalma mekanizmasıdır. 

Bağlanma kuramı çerçevesinde, bebeğin hayatta kalabilmesi için en az gıda kadar kritik olan duygusal yakınlık arayışının karşılıksız kalması veya reddedilmesi, ileride bireyin dünyayı güvenilmez, kendisini ise temelde yetersiz kodladığı bir zihinsel harita oluşturur. 

Bu süreçte gelişen "içsel çalışan modeller", bireyin zihninde sarsılmaz bir sevilmeme inancı inşa eder; kişi sevilmeye değer bir varlık olmadığına dair bu yıkıcı fikri bir kez içselleştirdiğinde, girdiği her ortamda reddedilmeyi bekleyen bir gözlemci konumuna düşer. 

Özellikle bakımverenin mesafeli veya kayıtsız tutumlarıyla şekillenen kayıtsız ve korkulu bağlanma modellerinde birey, bu derin duygusal acıdan korunabilmek için "deaktive edici" (hareketsiz hale getirici) savunma stratejilerini devreye sokar. Bu savunma mekanizması, bireyin duygularını tamamen bastırarak şizoid benzeri bir duygusal izolasyona 

çekilmesine, yakınlık arzusunu reddederek kendisini sosyal dünyanın dışındaki soğuk bir mesafeye hapsetmesine neden olur. 

Kendisini temelde yetersiz gören birey, bu zayıflığı gizlemek ve yeni bir reddedilme travmasından kaçınmak amacıyla sahte bir "bağımsızlık" maskesi takar; ancak bu maskenin ardında, kimse tarafından onaylanmayacağı ve asla bir yere tam olarak ait olamayacağı korkusu yatar. 

Bu kronik aidiyet yoksunluğu, bireyin sosyal ortamlarda katılımcı olmasını engellediği gibi, majör depresyonun merkezinde yer alan çaresizlik, umutsuzluk ve sevilemezlik döngüsünü besleyen en güçlü yatkınlaştırıcı faktörlerden birine dönüşür. 

Birey, kalabalıklar içinde bulunsa dahi kendi içine ördüğü bu görünmez duvarlar nedeniyle "yabancılaşma" çekmeye devam eder ve bu durum, stres anlarında yapıcı başa çıkma stratejilerinin yerine yıkıcı bir içe kapanmayı getirir. Sonuç olarak, ergenlikte belirginleşen ve yetişkinlikte ilişkileri sarsan bu aidiyet sorunu, yalnızca geçici bir uyum problemi değil; bireyin çocukluktan miras aldığı sevilmeme travmasına karşı geliştirdiği bir korunma kalkanıdır. 

Bu sevilmeme ve yetersizlik döngüsünü kırmanın yolu, bireyin bu mesafeli duruşunun aslında geçmişte yaralanmış bağlarını korumak için geliştirdiği bir strateji olduğunu fark etmesinden geçer. Kendi bağlanma örüntülerini ve bu örüntülerin yarattığı "yabancılaşma" hissini çözümleyen bir 

kişi, hem kendisine yönelik şefkatini geri kazanabilir hem de "ait hissedebilmenin" kapısını aralayabilir. 

Bu farkındalık süreci, hem uzmanlar hem de bireyler için sessiz bir çığlığı duymak ve hayata karşı yeniden güvenli bir dayanak sunmak adına hayati bir önem taşımaktadır. 

HAZIRLAYAN: 

Uzman Psikolog Mustafa Cem Oğuz 

Stajyer Psikolojik Danışman Sümeyye Söylemez 

 

Yazar Hakkında

Uzm. Psk. Mustafa Cem Oğuz

Uzm. Psk. Mustafa Cem Oğuz

Mustafa Cem Oğuz, 1983 yılında Ankara’da doğmuştur. Psikoloji alanındaki eğitimini tamamlayarak Türkiye’de pedagojik diplomaya sahip nadir uzmanlardan biri olmuştur. Genel psikoloji alanında yüksek lisans yapmış, eğitim sürecinde okul, huzurevi ve hastane gibi farklı kurumlarda stajlar gerçekleştirmiştir.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.