Çocuk Evlilikleri Yapan Erkek Bireylerin Psikoseksüel İncelemesi

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir
Çocuk Evlilikleri Yapan Erkeklerin Psikoseksüel Gelişim Süreçleri
Psikoseksüel gelişim evrelerinde, özellikle oral dönemde ortaya çıkan haz ilkesi ve haz kaynağının yeterince doyurulması hayati önem taşır. Eğer bebeklik döneminde bu haz kaynağı sağlanmazsa, bireyde bir saplanma meydana gelir ve bu durum yetişkinlikte "hep alıcılık" isteği olarak tezahür eder. İleri yetişkinlik veya yaşlılık dönemlerinde dahi bu saplanmanın etkisiyle birey, çocuklukta eksik kalan haz kaynağını aramaya devam eder.
Anneden emme yoluyla öğrenilmesi gereken haz davranışını edinemeyen bireyler, edilgin ve sınırlı bir kişilik yapısına bürünürler. Bu kişiler, yetişkinlik döneminde doyumu ertelemek istemedikleri için psikoseksüel açıdan belirgin bir zayıflık sergilerler. Bu zayıflık, dürtüsel davranışların kontrol edilememesinde temel bir rol oynar.
Gelişim Evrelerindeki Saplanmalar ve Davranışsal Sonuçları
Psikoseksüel gelişimin diğer evrelerindeki aksaklıklar, bireyin ileriki yaşamındaki cinsel ve sosyal tercihlerini doğrudan etkilemektedir. Aşağıdaki tabloda, dönemlere göre yaşanan saplanmaların olası sonuçları özetlenmiştir:
| Gelişim Dönemi | Temel Odak ve Saplanma Sonucu |
|---|---|
| Anal Dönem | Öz denetim eksikliği, engellenmeye karşı tahammülsüzlük ve dürtüsellik. |
| Fallik Dönem | Süperego gelişiminde yetersizlik, cinsel kimlik problemleri ve çocuklara yönelim. |
| Gizil Dönem | Toplumsal normlara başkaldırı veya yanlış normların sorgulanmadan kabulü. |
| Genital Dönem | Suça yatkınlık ve cinsel sapkınlık eğilimlerinin ortaya çıkması. |
Fallik Dönem ve Süperego Gelişimi
Fallik dönemde tamamlanması gereken en kritik mekanizmalardan biri süperego oluşumudur. Çocuk yaşta evlilik yapan veya bu eğilimi gösteren bireylerde süperegonun tam olarak gelişmediği gözlemlenmektedir. Süperego tamamlanmadığında, birey toplum bilinci yerine doğrudan İD (alt benlik) dürtüleriyle hareket eder.
Bu dönemde cinsellikle ilgili soruların geleneksel veya dini gerekçelerle bastırılması, bireylerin karmaşık saplanmalar yaşamasına neden olur. Sonuç olarak, yetişkinlikte uygun bir cinsel rol edinilemez ve kendinden yaşça çok küçük çocuklara karşı cinsel arzular geliştirilebilir.
Gizil ve Genital Dönem Etkileri
Gizil dönemde birey, sosyal çevresindeki öğretileri sorgulamadan kabul etme eğilimindedir. Eğer yetişkinlik döneminde toplumda "imam nikahı" adı altında çocuklarla evlilik normalleştiriliyorsa, birey 10 yaşındaki sorgusuz kabul düzeyini devam ettirir. TÜİK verileri ışığında yapılan incelemeler, bu saplanmaların genital dönemde suça yatkınlık ve cinsel sapkınlık olarak somutlaştığını göstermektedir.
Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramı ve Sosyal Etkileşim
Erikson’a göre sosyal etkileşim, çocuğun kişilik yapısını şekillendiren temel unsurdur. Anne, baba, öğretmen ve yakın çevre ile kurulan ilişkilerdeki başarı, bireyin sonraki dönemlerdeki kişilerarası ilişkilerini belirler. Çocuklukta sürekli sorun yaşayan ve bunalımları atlatamayan bireylerin, yetişkinlikte sağlıklı sevgi bağları kurma olasılığı oldukça düşüktür.
Temel güven duygusunu kazanamamış ve girişkenliği engellenmiş bireyler, yetişkinlikte karşı cinsle sağlıklı ilişki kuramazlar. Bu durum; cinsel korkulara, yanlış inanışlara ve sapmalara yol açabilir. Özellikle çocuklukta maruz kalınan ihmal ve istismar, bireyi kendisinden daha güçsüz konumdaki çocuklara yöneltebilir.
Kimlik Arayışı ve Benlik Bütünlüğü
Genç yetişkinlik döneminde sağlıklı bir yakınlık kurabilmek için kimlik arayışının başarıyla tamamlanması şarttır. Kendi kimliğinden emin olmayan bireyler, yakınlıktan kaçarak küçük yaştakilerle rastgele ve anlamsız cinsel ilişkiler kurma yoluna gidebilirler. Bu durum, bireyin yakınlığa karşı yalıtılmışlık evresine hazırlıksız geçtiğinin bir göstergesidir.
İleri yetişkinlik döneminde ise birey, yaşamını değerlendirerek benlik bütünlüğüne ulaşmaya çalışır. Eğer bireyin içinde bulunduğu toplumsal yapı "çocuk gelinleri" onaylıyor ve destekliyorsa, birey benlik bütünlüğünü korumak adına bu yanlış toplumsal normlarla uyum içinde kalmayı tercih eder. Bu durum, varoluşsal kaygılarla baş etme yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır.




