Çocuğun Yüklenmek Zorunda Kaldığı Duygular

Çocuğun yüklenmek zorunda kaldığı duygular genellikle söze dökülmeyenlerdir. Anne-
babanın konuşulmayan çatışmaları, ifade edilmeyen öfkesi, bastırılmış üzüntüsü ya da
yalnızlığı, evin atmosferinde hissedilir. Çocuk bu atmosferi anlamlandırmaya çalışırken,
kendini duygusal bir taşıyıcı konumunda bulabilir.
Bazı çocuklar ebeveynlerinden birinin duygusal destekçisi hâline gelir. Dinleyen, yatıştıran,
teselli eden rolü üstlenir. Bu durum dışarıdan bakıldığında yakın bir bağ gibi algılanabilir.
Ancak burada roller yer değiştirmiştir. Çocuk, gelişimsel olarak henüz taşıyamayacağı bir
duygusal yükle baş başa kalır.
Bu yüklenme çoğu zaman çocuğun kendi duygularını geri plana atmasına yol açar. Kendi
korkuları, öfkesi ya da ihtiyaçları “önemsiz” hâle gelir. Çünkü ortamda zaten taşınması
gereken çok fazla duygu vardır. Çocuk, kendi duygularını bastırarak aile içi dengeyi
korumaya çalışır.
Bu deneyim yetişkinlikte farklı biçimlerde kendini gösterebilir. Kişi ilişkilerde aşırı sorumluluk
alabilir, karşısındakinin duygularını kendi duygularından önce koyabilir ya da sürekli “idare
eden” taraf olabilir. Başkalarının ihtiyaçlarını sezmekte çok başarılıyken, kendi ihtiyaçlarını
fark etmekte zorlanabilir.
Bazı bireyler için bu erken yüklenme, yoğun bir suçluluk duygusuyla birlikte gelir. Başkalarını
üzmemek, hayal kırıklığına uğratmamak ya da terk edilmemek için kendi sınırlarını
esnetebilirler. İlişkilerde “ben olmasam da olur” hissi sessizce eşlik edebilir.
Önemli bir nokta şudur: Çocuğun bu yükü taşıması, ebeveynlerin bilinçli bir tercihi değildir.
Çoğu zaman ebeveynler de kendi duygusal kapasiteleriyle sınırlıdır. Ancak bu gerçek,
çocuğun yaşadığı duygusal yükü ortadan kaldırmaz. Bu nedenle mesele suçlu aramak değil,
etkiyi fark etmektir.
Terapi sürecinde bu tür deneyimler ele alındığında, kişi çoğu zaman çocukluğunda “neden bu
kadar yorulduğunu” ilk kez anlamlandırır. Kendi duygularına alan açmayı, başkalarının
duygularını otomatik olarak üstlenmemeyi öğrenmek, iyileşmenin önemli bir parçasıdır.
Çocuğun yüklenmek zorunda kaldığı duygular, yetişkinlikte hâlâ taşınıyor olabilir. Ancak bu
yükler fark edildiğinde, kişi yavaş yavaş onları ait olduğu yere bırakmayı öğrenebilir. Bu
süreç, kişinin hem kendisiyle hem de başkalarıyla kurduğu ilişkilerde daha dengeli ve gerçek
bir temasın önünü açar.
Çocukken taşınan duygular kader değildir. Fark edildiğinde, bu yükler hafifletilebilir ve kişi
kendi duygusal alanını yeniden inşa edebilir.

