BEYNİN ÖĞRENME VE DEĞİŞİM KAPASİTESİ

Nöroplastisite, beynin deneyimlere bağlı olarak sinir bağlantılarını güçlendirme,
zayıflatma ya da tamamen yeniden oluşturma yeteneğidir. Her düşünce, duygu ve
davranış tekrarlandıkça belirli sinir yolları daha aktif hale gelir. “Bir düşünceyi ne kadar çok
düşünürsek o kadar gerçek gibi hissetmemiz” tesadüf değildir; çünkü o düşünceye ait
sinir ağı güçlenmiştir.
Travmatik deneyimler, beynin öğrenme sistemini derinden etkiler. Özellikle çocukluk
döneminde yaşanan travmalar, beynin tehdit algısı ve güvenlik sistemlerini yeniden
şekillendirir. Hipokampus (hafıza ve bağlamla ilişkili) ve amigdala arasındaki denge
bozulabilir. Bu durumda beyin, geçmişte yaşanmış bir tehlikeyi şu an oluyormuş gibi
algılayabilir. Kişi, tetikleyici bir durumla karşılaştığında yoğun duygular yaşar; ancak bu
duyguların kaynağını tam olarak açıklayamaz.
Psikolojik iyileşme, tam da bu noktada beynin nöroplastik kapasitesine dayanır. Güvenli
bir terapötik ilişki içerisinde, kişi daha önce tehdit olarak kodladığı deneyimleri yeniden
işlemleme fırsatı bulur. Terapide yaşanan her “anlaşıldım”, “yargılanmadım” ve “yalnız
değilim” deneyimi, beyinde yeni sinir bağlantıları oluşturur.
Özellikle duygusal deneyim içeren öğrenmeler, bilişsel öğrenmelere göre çok daha
kalıcıdır. Beyin, yalnızca bilgiyle değil; duygu eşliğinde öğrenir. Bu nedenle sadece
farkındalık kazanmak değil, aynı zamanda yeni bir duygusal deneyim yaşamak iyileşmenin
temelini oluşturur. Danışanın “Bunu biliyorum ama hissedemiyorum” demesi, beynin
henüz yeni ağı duygusal düzeyde pekiştiremediğini gösterir.
Nöroplastisite aynı zamanda umut verici bir gerçeği de beraberinde getirir: Beyin, hatalı
öğrenmelerini düzeltebilir. Ancak bu süreç zaman, tekrar ve güven gerektirir. Kısa vadeli
çözümler yerine, düzenli ve sürdürülebilir deneyimler beynin yeniden yapılanmasını
destekler.
Günlük hayatta da nöroplastisiteyi destekleyen birçok faktör vardır. Uyku, beyin için adeta
bir yeniden düzenleme alanıdır. Öğrenilen bilgilerin pekişmesi ve duygusal regülasyon
büyük ölçüde uyku sırasında gerçekleşir. Fiziksel hareket, özellikle ritmik egzersizler,
beynin öğrenme kapasitesini artırır. Sosyal bağlar ise beynin güvenlik ve ödül sistemlerini
aktive eder.
Beynin değişebilir olduğunu bilmek, kişiye psikolojik esneklik kazandırır. “Ben böyleyim”
düşüncesi, beynin sabit olduğu inancından beslenir. Oysa beyin, deneyimle şekillenen
canlı bir yapıdır. Bu bakış açısı, danışanların kendilerine karşı daha şefkatli ve umutlu
yaklaşmalarını sağlar.
Sonuç olarak, beyin yalnızca yaşananları kaydeden bir organ değil; aynı zamanda yeni
anlamlar üreten ve kendini yeniden inşa edebilen bir sistemdir. Psikolojik iyileşme, beynin
bu doğal kapasitesiyle uyumlandığında mümkün hale gelir. Değişim, bir mucize değil;
tekrar eden güvenli deneyimlerin nörobiyolojik sonucudur.
HAZIRLAYAN:
Uzman Psikolog Mustafa Cem Oğuz
Psikolog Cansu Hatice Karcıoğlu

