Bastırılan Duygular Hangi Kapıdan Çıkar: Panik mi, Takıntı mı?

İnsan olarak doğamız gereği ilişkisel ve iletişimsel varlıklarız. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren bakım verenlerle bağ kurmaya başlarız. Bu bağ, hem fiziksel hem de başta güvenlik olmak üzere duygusal ihtiyaçlarımızın karşılandığı ilk ilişkidir.
İhtiyaçlar yeterince karşılanmadığında hayal kırıklığı, öfke, kaygı gibi duygular ortaya çıkar. Ve bu duygular, her zaman sözcüklerle ifade edilmez. İfade edilemeyen duygular çoğu zaman beden, davranış ya da zihinsel imgeler aracılığıyla konuşur.
Duygular Farklı Şekilde Dile Gelirler
Duygular, farklı kanallar aracılığıyla ifade edilir. Bunları dört temel başlık altında düşünebiliriz:
• Somatik (bedensel): Gerginlik, ağrı, sıkışma, yorgunluk gibi bedensel sinyaller
• Motorik (hareketle): Huzursuzluk, ani tepkiler, dürtüsel davranışlar
• İmgesel (zihinsel): Senaryolar, tekrar eden düşünceler, hayaller
• Sözel: Duyguları kelimelere dökebilme
Duygunun hangi kanaldan dile geleceğini kişinin kendisi değil, gelişim evrelerindeki ilişki biçimi belirler. Yani kullanılan dil bir tercih değil; çoğu zaman ilişkisel gelişimin sonucudur.
Duygusal İfade, Gelişimle İlgilidir
Yaşamın erken dönemlerinde dil henüz gelişmemiştir. Bebek için duygu, önce bedende hissedilir ve hareketle boşaltılır. Ağlama, bağırma, gerilme duyguları ifade etmenin tek yoludur.
Zamanla çocuk, zihinsel temsiller oluşturmaya başlar. Duygular hayallerle, imgelerle, oyunlarla ifade edilir. Sözel ifade ise daha sonra gelişir; çünkü söze dökebilmek, yalnızca konuşabilmek değil, duyguyu bir süre içeride tutabilmek anlamına gelir. Sözel ifade, duygusal regülasyon kapasitesinin en yüksek düzeyidir.
Duygular Nerede Saklıdır?
Duyguların hangi kanalla ifade edileceği; kişinin duyguyla ilk nasıl karşılaştığı, onu ne ölçüde taşıyabildiği ve duygunun hangi gelişim döneminde karşılıksız kaldığıyla yakından ilişkilidir.
Bir duygunun hangi kanaldan ifade edildiği, çoğu zaman bugünkü kişilikle değil, o duygunun ilk kez yoğun yaşandığı anda kimin orada olmadığıyla ilgilidir.
Çocuk için duygu tek başına taşınabilir bir deneyim değildir. Duygu, ancak biri onu karşıladığında, adlandırdığında ve yatıştırdığında sindirilebilir hale gelir. Eğer bu karşılaşma gerçekleşmezse, gelişim bir sonraki basamağa geçmez; duygu, orada askıda kalır. Taşınamayan, anlamlandırılamayan ve kapsanamayan duygu, daha önce değinildiği gibi, kendine farklı ifade kanalları bulur.
Bakım veren tarafından kapsanmayan, abartılı bulunan ve yaşanmasına izin verilmeyen duygu yok olmaz; ancak gelişimsel olarak ilerleyemez. Söze geçemez, düşünceyle temas edemez. Söze, düşünceye ve anlam alanına dahil olamadığı için bedende, davranışta ya da sessizlikte varlığını sürdürür.
Yetişkinlikte Bu Nasıl Görünür?
Gelişimsel olarak karşılıksız kalan duygular, yetişkinlikte farklı biçimlerde kendini gösterir:
• Süregelen bedensel yakınmalar
• Ani öfke patlamaları
• Zihni yoran senaryolar, takıntılı düşünceler
Bu belirtiler, duygunun kendine bir yol bulma çabasıdır. Duygular taşınamadığında bedenden taşar ve somatik şikayetler olarak ortaya çıkar; hissedilmekten kaçınıldığında ise düşünceye hapsolur ve takıntılı düşünceler şeklinde kendini gösterir.
Bu nedenle ağır gelen bir duygu, bir kişide panik atak olarak ifade bulurken, başka bir kişide obsesyon biçiminde ortaya çıkabilir. Aynı duygu birinde taşarken, diğerinde hapsedilir. Birinde duyguyu taşıyamamak söz konusuyken, diğerinde duyguyla temas edememek ön plandadır.
Terapi Bu Noktada Ne Yapar?
Gelişimsel olarak karşılıksız kalan duygu yok olmaz; ifade edebildiği yaşta kalır. Psikolojik belirtiler, çoğu zaman duygunun taşma ya da hapsolma biçimini gösterir. Terapi, bu iki uç arasında duygunun yaşanabileceği güvenli bir alan oluşturma sürecidir. Bu bağlamda panik atakla çalışırken duyguyu birlikte taşımak, obsesyonla çalışırken duyguya temas etmek önemlidir.
Duyguya temas edilebildiğinde ve kapsandığında, gelişimsel olarak bir üst kanala geçilebilir. Bu nedenle iyileşme; duyguları bastırarak, değiştirmeye çalışarak ya da onlarla temastan kaçınarak değil, duygulara temas ederek, onları hissederek ve dile dökerek,kısacası onlara gerçekten eşlik edebilerek mümkün hale gelebilir.





