Aynı Evde Yalnızlık

Aynı evde yaşanan yalnızlık, genellikle iletişimin tamamen kopmasıyla değil, anlamını
yitirmesiyle başlar. Günlük konuşmalar sürer, ev düzeni devam eder, sorumluluklar yerine
getirilir. Ancak bu temas, duygusal bir alışverişe dönüşmez. Konuşulan şeyler vardır ama
paylaşılan duygular giderek azalır.
Bu tür yalnızlıkta en zorlayıcı olan, kişinin yalnız olmadığını “bilmesi” ama yine de yalnız
hissetmesidir. Fiziksel yakınlık, duygusal yakınlığın yerini tutmaz. Kişi derdini anlatabileceği,
anlaşıldığını hissedebileceği bir alan bulamadığında, ev giderek sessiz bir mesafeye
dönüşür.
Aynı evde yalnızlık çoğu zaman yavaş yavaş gelişir. Küçük kırgınlıklar konuşulmaz, ihtiyaçlar
ertelenir, beklentiler dile getirilmez. Taraflar birbirini üzmemek ya da yeni bir çatışma
yaratmamak adına susmayı seçer. Ancak bu suskunluk, ilişkiyi korumaz; aksine, görünmez
bir uzaklık yaratır.
Bazı ilişkilerde roller o kadar baskın hâle gelir ki, ilişki bir ortaklığa indirgenir. Ev düzeni,
çocuklar, maddi sorumluluklar ya da günlük işler ilişkinin merkezine yerleşir. Duygusal temas
ise arka planda kalır. Kişi eşini ya da partnerini tanıdığı hâlde, nasıl hissettiğini bilmez hâle
gelebilir.
Aynı evde yalnız hisseden bireyler çoğu zaman bu durumu adlandırmakta zorlanır. Çünkü
ortada “büyük” bir sorun yoktur. Kavga yoktur, ihanet yoktur, açık bir kopuş yoktur. Bu
belirsizlik, yalnızlığı daha da ağırlaştırır. Kişi, hissettiği şeyin meşru olup olmadığını
sorgulayabilir.
Bu yalnızlık hâli zamanla içe çekilmeye yol açabilir. Kişi duygularını paylaşmaktan vazgeçer,
anlaşılmayacağına inanır. Paylaşım azaldıkça bağ zayıflar; bağ zayıfladıkça yalnızlık
derinleşir. Böylece sessiz bir döngü oluşur.
Aynı evde yaşanan yalnızlık, her zaman sevgisizlik anlamına gelmez. Çoğu zaman sevgi
vardır ama erişilemez hâldedir. Taraflar birbirine ulaşmak ister fakat nasıl temas
kurulacağını bilemez. Duygular vardır ama kelimelere dökülemez.
Terapi sürecinde bu yalnızlık ele alındığında, çoğu zaman sorulan ilk soru “ne zaman
konuşmayı bıraktınız?” olur. Yalnızlık, genellikle bir anda değil; temasın yavaş yavaş
kaybolmasıyla ortaya çıkar. Bu fark edildiğinde, ilişki ya yeniden temasla canlanır ya da
kişinin kendi yalnızlığıyla yüzleşmesi başlar.
Aynı evde yalnızlık, insanın en temel ihtiyacı olan görülme ve anlaşılma arzusunun karşılıksız
kaldığı bir hâlidir. Bu yalnızlık fark edildiğinde, kişi ilk kez gerçekten şunu sorabilir: Burada
ben var mıyım?
Yalnızlık bazen ayrılıktan sonra değil, yan yana kalmaya devam ederken yaşanır. Ve bu hâl
fark edildiğinde, ilişkiyle ilgili en gerçek sorular ortaya çıkar.

