Aile İçinde Duyguların Konuşulmadığı Evler

Duyguların konuşulmadığı evlerde sessizlik çoğu zaman bir düzen unsuru gibi işler. Sorunlar
büyütülmez, tartışmalar kısa kesilir, “abartma”, “takılma”, “geçer” gibi ifadelerle duygusal
deneyimler küçültülür. Bu yaklaşım genellikle iyi niyetlidir; amaç çatışmayı azaltmak ya da
aile içi dengeyi korumaktır. Ancak uzun vadede, bireyin duygularıyla kurduğu ilişkiyi derinden
etkiler.
Bu tür ortamlarda yetişen çocuklar, hissettiklerinin adını koymayı öğrenemez. Duyguların ne
olduğu değil, ne yapılmaması gerektiği öğretilir. Zamanla çocuk, duygusal ihtiyaçlarını fark
etmek yerine bastırmayı, yalnız başına yönetmeyi ya da yok saymayı öğrenir. Bu öğrenme
biçimi, yetişkinlikte de devam eder.
Duyguların ifade edilmediği ailelerde büyüyen bireyler, ilişkilerde çoğu zaman iki uç arasında
gidip gelir. Ya duygusal olarak mesafeli, kontrollü ve ketum bir duruş sergilerler ya da
bastırılmış duygular uygun bir dil bulamadığında yoğun ve zorlayıcı şekilde ortaya çıkar. Her
iki durumda da kişi, duygularla sağlıklı bir temas kurmakta zorlanır.
Bu evlerde sevgi çoğu zaman davranışlar üzerinden gösterilir. Yapılan fedakârlıklar, maddi
imkânlar ya da sorumluluklar duygusal temasın yerini alır. Çocuk, sevildiğini bilse bile, nasıl
hissedildiğini konuşamadığı için içsel bir boşluk yaşayabilir. Bu boşluk, yetişkinlikte
“anlaşılmıyorum” ya da “kimse beni gerçekten tanımıyor” hissiyle kendini gösterebilir.
Duyguların konuşulmadığı aile yapısı, bireyin çatışmayla kurduğu ilişkiyi de etkiler. Duygusal
ifadeye alan açılmadığı için, kişi ya çatışmadan kaçınır ya da çatışma yaşandığında ne
söyleyeceğini bilemez. Duygular, kelimelere değil bedensel tepkilere ya da dolaylı
davranışlara dönüşebilir.
Bu deneyimlerin önemli bir sonucu da, kişinin başkalarının duygularına karşı duyarlılığıdır.
Kendi duygularını ifade etmekte zorlanan bireyler, çoğu zaman başkalarının hislerini
sezmekte de zorlanabilir ya da tam tersine aşırı tetikte olabilirler. Her iki durumda da
duygusal ilişkiler yorucu bir hâl alabilir.
Terapi sürecinde duyguların konuşulmadığı bir ailede büyümüş olmak, sıklıkla kişinin
bugünkü ilişkilerinde yaşadığı zorluklarla bağlantılandırılır. Amaç geçmişi suçlamak değil;
öğrenilmiş duygusal dilin farkına varmaktır. Kişi, duygularını tanımayı ve ifade etmeyi
öğrendikçe, ilişkilerde daha açık ve gerçek bir temas mümkün olur.
Duyguların konuşulmadığı evlerde büyüyen bireyler için duygusal ifade sonradan öğrenilen
bir beceridir. Bu beceri geliştikçe, duygular yük olmaktan çıkar; ilişkilerde bağ kurmanın doğal
bir parçası hâline gelir.

