Doktorsitesi.com

Aile İçinde Duyguların Konuşulmadığı Evler

Uzm. Psk. Mustafa Cem Oğuz
Uzm. Psk. Mustafa Cem Oğuz
19 Ocak 20267 görüntülenme
Randevu Al
Bazı evlerde duygular açıkça ifade edilmez. Üzüntü, öfke, kırgınlık ya da korku konuşulması gereken deneyimler değil; bastırılması, geçiştirilmesi ya da yok sayılması gereken hâller olarak görülür. Bu tür aile ortamlarında büyüyen bireyler için duygular, paylaşılacak değil taşınacak bir yük hâline gelir.
Aile İçinde Duyguların Konuşulmadığı Evler

Duyguların konuşulmadığı evlerde sessizlik çoğu zaman bir düzen unsuru gibi işler. Sorunlar
büyütülmez, tartışmalar kısa kesilir, “abartma”, “takılma”, “geçer” gibi ifadelerle duygusal
deneyimler küçültülür. Bu yaklaşım genellikle iyi niyetlidir; amaç çatışmayı azaltmak ya da
aile içi dengeyi korumaktır. Ancak uzun vadede, bireyin duygularıyla kurduğu ilişkiyi derinden
etkiler.
Bu tür ortamlarda yetişen çocuklar, hissettiklerinin adını koymayı öğrenemez. Duyguların ne
olduğu değil, ne yapılmaması gerektiği öğretilir. Zamanla çocuk, duygusal ihtiyaçlarını fark
etmek yerine bastırmayı, yalnız başına yönetmeyi ya da yok saymayı öğrenir. Bu öğrenme
biçimi, yetişkinlikte de devam eder.
Duyguların ifade edilmediği ailelerde büyüyen bireyler, ilişkilerde çoğu zaman iki uç arasında
gidip gelir. Ya duygusal olarak mesafeli, kontrollü ve ketum bir duruş sergilerler ya da
bastırılmış duygular uygun bir dil bulamadığında yoğun ve zorlayıcı şekilde ortaya çıkar. Her
iki durumda da kişi, duygularla sağlıklı bir temas kurmakta zorlanır.
Bu evlerde sevgi çoğu zaman davranışlar üzerinden gösterilir. Yapılan fedakârlıklar, maddi
imkânlar ya da sorumluluklar duygusal temasın yerini alır. Çocuk, sevildiğini bilse bile, nasıl
hissedildiğini konuşamadığı için içsel bir boşluk yaşayabilir. Bu boşluk, yetişkinlikte
“anlaşılmıyorum” ya da “kimse beni gerçekten tanımıyor” hissiyle kendini gösterebilir.
Duyguların konuşulmadığı aile yapısı, bireyin çatışmayla kurduğu ilişkiyi de etkiler. Duygusal
ifadeye alan açılmadığı için, kişi ya çatışmadan kaçınır ya da çatışma yaşandığında ne
söyleyeceğini bilemez. Duygular, kelimelere değil bedensel tepkilere ya da dolaylı
davranışlara dönüşebilir.
Bu deneyimlerin önemli bir sonucu da, kişinin başkalarının duygularına karşı duyarlılığıdır.
Kendi duygularını ifade etmekte zorlanan bireyler, çoğu zaman başkalarının hislerini
sezmekte de zorlanabilir ya da tam tersine aşırı tetikte olabilirler. Her iki durumda da
duygusal ilişkiler yorucu bir hâl alabilir.
Terapi sürecinde duyguların konuşulmadığı bir ailede büyümüş olmak, sıklıkla kişinin
bugünkü ilişkilerinde yaşadığı zorluklarla bağlantılandırılır. Amaç geçmişi suçlamak değil;
öğrenilmiş duygusal dilin farkına varmaktır. Kişi, duygularını tanımayı ve ifade etmeyi
öğrendikçe, ilişkilerde daha açık ve gerçek bir temas mümkün olur.
Duyguların konuşulmadığı evlerde büyüyen bireyler için duygusal ifade sonradan öğrenilen
bir beceridir. Bu beceri geliştikçe, duygular yük olmaktan çıkar; ilişkilerde bağ kurmanın doğal
bir parçası hâline gelir.

Yazar Hakkında

Uzm. Psk. Mustafa Cem Oğuz

Uzm. Psk. Mustafa Cem Oğuz

Mustafa Cem Oğuz, 1983 yılında Ankara’da doğmuştur. Psikoloji alanındaki eğitimini tamamlayarak Türkiye’de pedagojik diplomaya sahip nadir uzmanlardan biri olmuştur. Genel psikoloji alanında yüksek lisans yapmış, eğitim sürecinde okul, huzurevi ve hastane gibi farklı kurumlarda stajlar gerçekleştirmiştir.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.