Doktorsitesi.com

TOPLUMUMUZDA ÖKSÜZ VE YETİM ÇOCUKLARIMIZ

Klinik Psikolog Zehra Binici Tekin
Klinik Psikolog Zehra Binici Tekin
7 Mart 20136165 görüntülenme
Randevu Al
TOPLUMUMUZDA ÖKSÜZ VE YETİM ÇOCUKLARIMIZ
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Toplumun Emaneti: Öksüz ve Yetim Çocuklarımız

Toplum, farklı ihtiyaçlara ve hassasiyetlere sahip fertlerden oluşan dinamik bir yapıdır. Bu yapı içerisinde yaşlılar, kadınlar, hastalar ve çocuklar gibi özel ilgi bekleyen gruplar arasında, öksüz ve yetim çocuklarımız en öncelikli kesimi oluşturmaktadır. Erdemli ve sağlam bir toplumsal bünyeye sahip olmanın temel şartı, yardıma ve ilgiye muhtaç olan bu zayıf kesime sahip çıkmaktır. İbn-i Hanbel’in “Eğer kalbinin yumuşamasını istiyorsan fakiri doyur, yetimin başını okşa” sözü, bu konudaki insani ve vicdani sorumluluğumuzu en veciz şekilde ifade etmektedir.

Dünyanın en büyük sevgisi olan anne ve baba şefkatinden mahrum kalan çocuklarımız için seferber olmak, en temel insani görevimizdir. Metinde ifade edildiği üzere yetim (annesi ölmüş) ve öksüz (babası ölmüş) çocuklarımız ile çeşitli nedenlerle mağduriyet yaşayan yavrularımızın toplumsal bağrımızda özel bir yeri vardır. Bu çocuklara karşı sorumluluklarımızı yerine getirmek, toplumsal huzurun anahtarıdır.

Öksüz ve Yetimlere Karşı Maddi ve Manevi Sorumluluklarımız

Yetim ve öksüz çocuklara karşı olan yükümlülüklerimizi iki ana başlık altında incelemek mümkündür. Bu sorumluluklar hem fiziksel ihtiyaçları hem de ruhsal gelişimi kapsamaktadır:

Sorumluluk TürüKapsam ve Uygulama
Maddi SorumluluklarMal ve can güvenliğini korumak; beslenme, giyinme ve barınma ihtiyaçlarını eksiksiz karşılamak.
Manevi SorumluluklarŞefkat göstermek, sevgi dolu bir ortam sunmak, eğitimle ilgilenmek, dini bilgiler vermek ve güzel ahlak kazandırmak.

Öksüz ve yetimlerin en büyük öncüsü, küçük yaşta hem annesini hem babasını kaybeden Sevgili Peygamber Efendimizdir. Hayatı boyunca bu çocuklara sahip çıkan Efendimizin sünnetini devam ettirmek, günümüzde her türlü değerin üstündedir.

Ölümün Çocuk Üzerindeki Psikolojik Etkileri

Sevdiklerinin kaybı, bir insanın hayatında karşılaşabileceği en stresli deneyimdir. Özellikle anne-baba kaybı yaşayan çocuklarda yas süreci, çocuğun gelişim dönemine göre farklılık gösterir. Ölümün anlamı ve yasın dışa vurumu, çocuğun yaşına, olaya şahitlik durumuna ve ailedeki diğer değişkenlere bağlıdır.

Yaş Gruplarına Göre Ölüm Algısı ve Tepkiler

Çocukların kayıp karşısındaki tepkileri yaş dilimlerine göre şu şekilde kategorize edilebilir:

  • 2 Yaş Altı: Ölüm kavramını henüz anlayamazlar; sadece birinin yokluğunu hissederler.
  • 2 - 2,5 Yaş: Ölümle ilgili fikirleri oldukça belirsiz ve karmaşıktır.
  • 7 Yaş Öncesi: Sonuçlar genellikle çok ağır değildir; çocuk ebeveynin yerine geçecek yeni bir figürü kabul edebilir.
  • 7 - 10 Yaş: Kaybı kabullenmek zordur; mutsuzluk belirgindir. Gerçekten kaçma ve hayallere sığınma görülebilir.
  • 10 Yaş Sonrası: Tepkiler artık yetişkinlerin yas sürecine benzer nitelik taşır.

Öksüz veya Yetim Çocuklarda Görülen Davranış Biçimleri

Sevgi objesinin yitirilmesi, çocukta ciddi duygusal sorunlara yol açabilir. Çocuğun soyutlama yeteneği tam gelişmediği için ölüm açıklamaları yapılırken çok dikkatli olunmalıdır. Yanlış bilgilendirmeler çocukta ölüm korkusu veya ebeveynin geri döneceği yönünde asılsız beklentiler oluşturabilir.

Ebeveyn kaybı yaşayan çocuklarda zihinsel ve duygusal problemler bir arada görülebilir. Bu süreçte aşırı ağlama, mutsuzluk, taşkınlık, dışkı kaçırma veya aşırı yemek yeme gibi uyum problemleri ortaya çıkabilir. Özellikle iki temel duygu ön plana çıkar:

  1. Terk Edilmişlik Düşüncesi: Yalnızlık ve boşluk duygusu yaratır; çocuk diğer aile üyelerinin de öleceğinden endişe eder.
  2. Suçluluk Duygusu: Genellikle gizlenen bu duygu, çocuğun cezalandırılacağı korkusuna ve gece kabuslarına neden olur.

Ebeveyn Kaybında Cinsiyet Faktörü ve Aile Yapısı

Ölen ebeveynin cinsiyeti, çocuğun tepkilerini doğrudan etkiler. Çocukla aynı cinsiyetteki ebeveynin kaybında suçluluk duygusu ve depresif belirtiler daha sık görülürken, karşı cins ebeveynin kaybında sürekli bir hayal kurma durumu hakimdir.

Ebeveynin yeniden evlenmesi de kritik bir süreçtir. Kız çocuklarının üvey anneyi kabullenmesi, babanın sevgisini paylaşma zorunluluğu nedeniyle güç olabilir. Üvey baba figürü, anne sevgisiyle desteklendiğinde daha kolay kabul edilse de erkek çocuklarda karşı çıkışlar görülebilmektedir.

Şefkat Yoksunluğunun Biyolojik ve Ruhsal Sonuçları

Aile sıcaklığından ve şefkatten uzak büyüyen çocuklarda güven duygusu gelişemez. Bilimsel olarak, bir bireyin sağlıklı büyümesi için kendisini güvende hissetmesi şarttır. Güven eksikliği durumunda beyin stres hormonları üretirken, büyüme hormonlarının salgılanması baskılanır. Bu durum çocuklarda gelişimin yavaşlamasına ve hatta ani ölümlere yol açabilir.

Yetimlere gösterilecek bir tebessüm veya başlarını okşama eylemi, sadece çocuk için değil, yapan kişi için de meditatif bir etkiye sahiptir. İyilik yapan kişide mutluluk hormonları salgılanır. Unutulmamalıdır ki; medeniyetimiz ve kutsal kitabımız yetimlerin korunmasını emreder. Toplum olarak bu yavrularımızın her zaman yanında olmak ve onlara huzurlu bir gelecek sunmak en büyük yükümlülüğümüzdür.

Etiketler

Ölen ebeveyn

Yazar Hakkında

Klinik Psikolog Zehra Binici Tekin

Klinik Psikolog Zehra Binici Tekin

Klinik Psikolog ve Aile Danışmanı Zehra Binici Tekin; psikoloji eğitimini tamamladıktan sonra klinik psikoloji yüksek lisansı yapmış, ayrıca Marmara Üniversitesi’nde aile danışmanlığı eğitimi almıştır. Doktora çalışmaları devam etmektedir. Akademik birikimini bireylerin ve ailelerin yaşamlarına dokunarak geliştirmeyi hedefleyen Binici Tekin, hem saha deneyimi hem de yayın çalışmalarıyla tanınmaktadır.
Lisans dönemini yoğun stajlarla geçiren Tekin; meslek hayatına 2012 yılında Küçükçekmece Kaymakamlığı bünyesinde öksüz ve yetim çocuklara yönelik yürütülen “Yalnız Değilsin Yeteriz Yetişiriz” projesiyle adım atmıştır.
2013–2015 yılları arasında İstanbul Arnavutköy Belediyesi’nde psikolog ve aile danışmanı olarak görev yapmıştır. 2015 yılında Ankara’ya yerleşmiş, çeşitli psikoloji merkezlerinde kurucu ve yönetici pozisyonlarında çalışmıştır. Bireysel danışmanlıkların yanı sıra aile ve çocuk odaklı programlara katkı sağlamaktadır.
Bilgi ve deneyimlerini daha geniş kitlelerle paylaşmayı önemseyen Binici Tekin, bugüne kadar birçok televizyon ve radyo programına konuk olmuş; sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumlarında seminerler vermiştir. Özellikle aile içi iletişim, öfke sorunları, çocuk ve ergen psikolojisi, özgüven sorunları, sınav kaygısı, panik atak, depresyon ve davranış bozuklukları üzerine uzmanlaşmıştır.
Yazarlık yönü de güçlü olan Zehra Binici Tekin, Prof. Dr. Sefa Saygılı ile kaleme aldığı “Çocuk Eğitiminde 365 Güne 365 Tavsiye” kitabının yanı sıra, “Çocuk Eğitiminde Her Güne Bir Tavsiye” adlı eserleriyle ebeveynlere pratik ve uygulanabilir öneriler sunmuştur. Bu kitaplarıyla ailelerin çocuklarıyla kurdukları ilişkide daha bilinçli ve sağlıklı adımlar atmasına katkıda bulunmaktadır.
Bunun yanı sıra, hazırladığı “İz Bırakanlar Serisi” ile pandemi döneminde toplumsal fayda adına gönüllü olarak alanında uzman birçok isim ile toplamda 156 yayın gerçekleştirmiştir. Youtube ve Instagram üzerinden düzenli olarak bilgi paylaşımları yapmaya devam eden Binici Tekin, psikoloji alanındaki güncel gelişmeleri toplumla buluşturmaya özen göstermektedir.
Çalışmalarında empatik, çözüm odaklı ve iletişim temelli bir yaklaşımı benimseyen Zehra Binici Tekin, bireylerin ve ailelerin yaşam kalitesini artırmayı hedeflemekte; küçük değişimlerin büyük dönüşümleri beraberinde getirebileceğine inanmaktadır. Onun için psikoloji, yalnızca bir bilim değil; insan ruhuna dokunma sanatı ve yaşam biçimidir.
Her danışanını hayatının kırılgan anında karşılaştığı bir misafir olarak kabul eder; kalbine bırakılan her hayat hikâyesini emanet titizliğinde korur, özenle saklar; sözüne, sırrına ve yolculuğuna bu bilinçle yaklaşır. Bu yüzden mesleğini bir görev olarak değil, ruhların ve kalplerin yolculuğu olarak görür.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.