Doktorsitesi.com

TOPLUMUMUZDA ÖKSÜZ VE YETİM ÇOCUKLARIMIZ

Klinik Psikolog Zehra Binici Tekin
Klinik Psikolog Zehra Binici Tekin
7 Mart 20136118 görüntülenme
Randevu Al
TOPLUMUMUZDA ÖKSÜZ VE YETİM ÇOCUKLARIMIZ

TOPLUMUMUZDA “ÖKSÜZ VE YETİM” ÇOCUKLARIMIZ

“Eğer Kalbinin Yumuşamasını İstiyorsan Fakiri Doyur, Yetimin Başını Okşa.” ( İbn-İ Hanbel  )

 Toplum hep aynı fertlerden oluşmuyor. Bu toplumda yaşlılarımız var. Kadınlarımız var. Hastalarımız ve çocuklarımız var. En önemlisi yetim ve öksüz çocuklarımız var. Bu açıdan baktığımızda bir kesimin güçlü olduğu diğer kesimin ise yardıma, ilgiye muhtaç olduğu ortaya çıkıyor. Bu gerçekten hareket ederek sağlam bir toplumsal bünyeye sahip olmak istiyorsak, erdemli bir toplum olmak istiyorsak bu zayıf kesime sahip çıkmamız gerekiyor.

Dünyanın en büyük sevgilerinden olan anne ve baba sevgisinden mahrum kalan toplumumuzun bağrı yanıkları olarak bilinen yetim(annesi ölmüş) , öksüz (babası ölmüş ) ve çeşitli nedenlerden dolayı mağdur olmuş çocuklarımız için seferber olmak insani görevlerin en başında yer almalıdır.

Yetim ve öksüzlere karşı sorumluluklarımızı maddî ve manevî olarak iki kısımda ele alabiliriz: Maddî sorumluluklarımız yetim ve öksüzlerin malını ve canını korumak; beslenme, giyinme, barınma gibi ihtiyaçlarını karşılamak Manevî sorumluluklarımız  ise, yetim ve öksüzün psikolojik gelişimini ilgilendiren her eylemi içerir. Şefkat dolu davranışlar sergilemek, sevgi dolu bir ortam hazırlamak, eğitimiyle ilgilenmek, dinî bilgiler vermek, güzel bir ahlâk kazandırmak vb. şeklinde  ifade edilebilir.   

Öksüz ve yetimlerin öncüsü, Sevgili Peygamber Efendimizdi. Daha küçük yaşlarda hem baba hem de annesinden ayrı büyümek zorunda kalmıştı. Efendimiz, hayatı boyunca öksüz ve yetimlere sahip çıkmaya, her zaman onlarla birlikte olmaya çalışmıştır. O'nun bu sünnetini, bugün devam ettirmek her şeyin üstündedir.

 ÖLÜMÜN ÇOCUK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Sevdiklerin ölümü insan yaşamdaki en zor ve stres dolu yaşantıdır. Anne-baba kaybı nedeniyle yas yaşayan bir çocuk için, bu deneyim daha da güçleşebilir. Gelişim dönemdeki farklılıklar çocuklarda ölümün anlamına ilişkin kavramsal anlayışları farklıklarını barındırır.

Çocukta yasın görünümü ve sonuçları, ölüm olayına şahit oluşuna, ölümle ilgili kavramlarının gelişimine bağlıdır. Öksüz ya da yetim çocuğun davranışları  ölen ebeveynin cinsiyeti,  diğer ebeveynin yeniden evlenip evlenmemesi ve başka kardeşlerin varlığına bağlı olarak değişiklikler gösterir. Çocuğun öksüz ya da yetim kaldığı yaş  tepkilerde farklılıklara neden olur. Yaş dilimlerine göre tepkileri ele alırsak:  İki yaşından küçük bebekler ölümle ilgili herhangi bir kavramı anlamazlar. Küçük çocuklar için ölüm, gündelik hayatta var olan birinin artık orada olmaması kadar basit bir anlama gelmektedir. İki- İki buçuk yaşındaki çocukların ölümle ilgili fikirleri çok belirsizdir. 7 yaş öncesinde sonuç pek ağır değildir. Çocuk küçüktür ve  ebeveynin yerine gelecek birini kabul edebilir.  7–10 yaş arasında kaybı kabullenme daha zor karşılanır. Çocuğun mutsuzluğu açıkça görülür. Olaya karşı çıkmak ister. Bunun sonucu olarak da gerçekten kaçma, hayallere sığınma belirtileri ortaya çıkabilir. 10 yaş sonrasında tepkiler yetişkinlerinkine benzer niteliktedir. 

 

ÖKSÜZ YA DA YETİM ÇOCUĞUN DAVRANIŞLARI

Çocuğun yaşamında önemli bir yer tutan sevgi objesini yitirme duygusal sorunları da beraberinde getirir. Bu durumu daha da karmaşık hale getiren, çocuğun soyutlama yeteneğinin henüz gelişmemiş olmamasından kaynaklanan ölümün niteliğini anlayamamadır. Bu nedenle, çocuğa açıklama yapılırken yanlış izlenimler oluşmamasına dikkat edilmelidir.  Ölülerin yok olmadığı, başka bir dünyaya gittiği şeklindeki açıklamalar, çocuğa ebeveyninin geri döneceği inancını verebilir. Herkesin öleceği, buna çeşitli faktörlerin neden olabileceği  ( hastalık, kaza vb.) açıklamaları, çocukta ölüm korkusu meydana getirebilir.

Ebeveyninden biri ölmüş çocuklarda problem zihinsel ve duygusal olmak üzere iki yönlüdür. Çocuğun duygusal tepkileri  gelişim düzeyine, ölen ebeveyn ile olan ilişkilerine, ölüm koşullarına ve ailenin tepkisine bağlı olarak farklılık gösterir. Aşırı ağlama, üzgün ve mutsuz görünme, taşkınlık, gerileme davranışları, aşırı yemek yeme,  dışkı kaçırma gibi davranış ve uyum problemleri yaşanabilir.

 Ölüm karşısında çocuklarda iki  tepki görülür: Terk edilmişlik düşüncesi ve  suçluluk duygusu.
Terk edilmiş düşüncesi  çocukta uyumsuzluk, yalnızlık, boşluk duyguları oluşturur. Çocuk  kendisinin ve diğer aile üyelerinin ölüp ölmeyeceğini sorgulamaya başlar. Suçluluk duygusu ise daha çok gizlenir yada çok güç dışa vurulur. Çocukta sürekli cezalandırılacağına dair endişe vardır. Bu duruma  gece korku ve kabusları eşlik edebilir.
Okul öncesi dönemde yaşanan kayıplardaki en büyük tehdit ; çocuğun bırakılma , terkedilme , sevilmeme durumlarıyla ilgili yaşadığı yoğun kaygıdır. Kayıpta yaşanan terkedilmişlik ve özlem duyguları ise bu sürecin doğal parçalarıdır ve çocuğun bakımını üstlenen kişilerin bu süreçte ellerinden geleni onları incitmeden yapmalıdırlar.

 ÖLEN EBEVEYNİN CİNSİYETİ

Ölen ebeveynin cinsiyetine göre  çocuğun tepkileri değişebilir. Çocukla aynı cinsiyetteki ebeveynin öldüğü vakalarda  suçluluk duygusu daha belirgindir ve depresif belirtiler veya savunma amaçlı davranış bozuklukları sıkça görülür. Cinsel özdeşim sorunları ortaya çıkabilir. Ölen karşı cinsi ebeveyn ise ölenin sürekli hayali söz konusudur. Çevre tarafından ebeveynin kötülenmesi durumunda, çocuk öfkelenir.
Ebeveynin yeniden evlenmesi önemli bir problemdir. Kız çocuklarının üvey anneyi kabullenmemesi  onun  babasının sevgisini elde etmesini kabullenme, annenin yerini almasını hoş görmesi çok güçtür. Üvey baba daha kolay kabul edilir  çünkü anne sevgisi ile durumu düzeltmeye çalışır. Yinede erkek çocukların karşı çıkışları

Aile ortamının sıcaklığından uzakta şefkatli ortamlarda yaşamayanlar kendilerini yalnız hissederler ve ümit duyguları gelişemez. Bireyde büyüme ile ilgili hormon ve enzimlerin üretimi için kendisini güvende hissetmesi gerekir.

 Kendisini güvende hissetmeyen kişilerin beyinleri strese neden olan hormon ve enzimleri üretirken savunma mekanizmalarını kullanma yeteneğini azaltır. Bu durum uzun sürerse büyüme hormonu üretimini baskılanır ve çocukların gelişmeleri yavaşlar. Ani ölümler ortaya görülebilir.

Çocukluk depresyonlarının artması ve ani ölümlere neden olan şefkat yoksunluğu yetimin ruh durumunu anlamamızı sağlamalı. Yetimlere sevgi dolu bir bakış, tebessüm, birkaç güzel söz ve başını okşama; sevginin dışa vurumu olarak yaşamsal önemi olan davranışlardır.  Aynı zamanda şefkat davranışı sergileme kişiyi de iyi hissettirir ve iyilik yapan insanda da mutluluk ile ilgili hormon ve enzimleri salgılanır. Çift yönlü yararı olan yetime şefkat etmenin meditatif bir eylem olduğunu bile söyleyebiliriz.

Yetim ve öksüz çocuklarımıza sesleniyorum. Siz asla üzülmeyin. Çünkü bu toplum, bizler sizin anneniz, sizin babanız. Bizim mensubu olduğumuz medeniyet ve din yetimler, öksüzlerle ilgili çok sayıda emirler içeriyor ki Kutsal kitabımıza baktığınızda birçok yerinde yetimler ve öksüzlerin korunması ve kollanması yönünde emirlerle muhatabız. Bizde toplumun ferdi olarak bu emirlere riayet etmek zorundayız. Yetimler ve öksüzlerimizi korumakla yükümlüyüz. İçinizi ferah tutun…

Sevgi dolu yuvanızda ailenizle  neşeli, mutlu ve huzurlu anlar geçirmeniz dileğiyle…

 

                                                                                                                 

Etiketler

Ölen ebeveyn

Yazar Hakkında

Klinik Psikolog Zehra Binici Tekin

Klinik Psikolog Zehra Binici Tekin

Klinik Psikolog ve Aile Danışmanı Zehra Binici Tekin; psikoloji eğitimini tamamladıktan sonra klinik psikoloji yüksek lisansı yapmış, ayrıca Marmara Üniversitesi’nde aile danışmanlığı eğitimi almıştır. Doktora çalışmaları devam etmektedir. Akademik birikimini bireylerin ve ailelerin yaşamlarına dokunarak geliştirmeyi hedefleyen Binici Tekin, hem saha deneyimi hem de yayın çalışmalarıyla tanınmaktadır.
Lisans dönemini yoğun stajlarla geçiren Tekin; meslek hayatına 2012 yılında Küçükçekmece Kaymakamlığı bünyesinde öksüz ve yetim çocuklara yönelik yürütülen “Yalnız Değilsin Yeteriz Yetişiriz” projesiyle adım atmıştır.
2013–2015 yılları arasında İstanbul Arnavutköy Belediyesi’nde psikolog ve aile danışmanı olarak görev yapmıştır. 2015 yılında Ankara’ya yerleşmiş, çeşitli psikoloji merkezlerinde kurucu ve yönetici pozisyonlarında çalışmıştır. Bireysel danışmanlıkların yanı sıra aile ve çocuk odaklı programlara katkı sağlamaktadır.
Bilgi ve deneyimlerini daha geniş kitlelerle paylaşmayı önemseyen Binici Tekin, bugüne kadar birçok televizyon ve radyo programına konuk olmuş; sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumlarında seminerler vermiştir. Özellikle aile içi iletişim, öfke sorunları, çocuk ve ergen psikolojisi, özgüven sorunları, sınav kaygısı, panik atak, depresyon ve davranış bozuklukları üzerine uzmanlaşmıştır.
Yazarlık yönü de güçlü olan Zehra Binici Tekin, Prof. Dr. Sefa Saygılı ile kaleme aldığı “Çocuk Eğitiminde 365 Güne 365 Tavsiye” kitabının yanı sıra, “Çocuk Eğitiminde Her Güne Bir Tavsiye” adlı eserleriyle ebeveynlere pratik ve uygulanabilir öneriler sunmuştur. Bu kitaplarıyla ailelerin çocuklarıyla kurdukları ilişkide daha bilinçli ve sağlıklı adımlar atmasına katkıda bulunmaktadır.
Bunun yanı sıra, hazırladığı “İz Bırakanlar Serisi” ile pandemi döneminde toplumsal fayda adına gönüllü olarak alanında uzman birçok isim ile toplamda 156 yayın gerçekleştirmiştir. Youtube ve Instagram üzerinden düzenli olarak bilgi paylaşımları yapmaya devam eden Binici Tekin, psikoloji alanındaki güncel gelişmeleri toplumla buluşturmaya özen göstermektedir.
Çalışmalarında empatik, çözüm odaklı ve iletişim temelli bir yaklaşımı benimseyen Zehra Binici Tekin, bireylerin ve ailelerin yaşam kalitesini artırmayı hedeflemekte; küçük değişimlerin büyük dönüşümleri beraberinde getirebileceğine inanmaktadır. Onun için psikoloji, yalnızca bir bilim değil; insan ruhuna dokunma sanatı ve yaşam biçimidir.
Her danışanını hayatının kırılgan anında karşılaştığı bir misafir olarak kabul eder; kalbine bırakılan her hayat hikâyesini emanet titizliğinde korur, özenle saklar; sözüne, sırrına ve yolculuğuna bu bilinçle yaklaşır. Bu yüzden mesleğini bir görev olarak değil, ruhların ve kalplerin yolculuğu olarak görür.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.