Doktorsitesi.com

Toplumsal Cinsiyetin Toplumsallaşması

Psk. Mehmet Efeoğlu
Psk. Mehmet Efeoğlu
24 Mayıs 2019195 görüntülenme
Randevu Al
Toplumsal Cinsiyetin Toplumsallaşması
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Toplumsal Cinsiyetin Toplumsallaşması: Rollerin Öğrenilme Süreci

Toplumsallaşma eyleyenleri, çocukların toplumsal cinsiyet rollerini içselleştirme süreçlerinde kritik bir rol oynamaktadır. Bireyin kimlik inşasında belirleyici olan bu süreç; aile, eğitim ve kitle iletişim araçları gibi temel toplumsal etkenler aracılığıyla şekillenir. Çocuklar, doğumdan itibaren çevrelerinden aldıkları mesajlarla toplumsal cinsiyetin ne anlama geldiğini öğrenmeye başlarlar.

Anne Babanın ve Yetişkinlerin Cinsiyet Algısına Tepkileri

Toplumsal cinsiyet farklılıklarının ne ölçüde toplumsal etkilerin bir sonucu olduğunu anlamak için yapılan çalışmalar, yetişkinlerin farkında olmadan sergiledikleri tutumları ortaya koymaktadır. Birçok anne baba, çocuklarına cinsiyet ayrımı yapmadan yaklaştığına inansa da, araştırmalar erkek ve kız çocuklarına karşı davranışların belirgin şekilde farklılaştığını göstermektedir.

Deney GrubuBebeğe YaklaşımVerilen OyuncaklarDeğerlendirme
Beth (Kız)Gülümseme ve şefkatBebeklerTatlı, yumuşak ağlamalı
Adam (Erkek)Fiziksel aktiviteTren ve "erkek" oyuncaklarıGüçlü ve hareketli

Not: Will ve diğerleri (1976) tarafından yapılan bu deneyde, Beth ve Adam aslında farklı kıyafetler giydirilmiş aynı bebektir.

Çocukluk Döneminde Toplumsal Cinsiyetin Öğrenilmesi

Bebeklerin cinsiyet rollerini öğrenme süreci genellikle bilinçsiz bir düzeyde gerçekleşir. Çocuklar kendilerini tanımlamadan önce; yetişkinlerin tutuş biçimleri, kullanılan kozmetiklerin kokuları, saç modelleri ve giyim tarzları gibi sözel olmayan işaretleri algılarlar.

  • İki Yaş Civarı: Çocuklar kendi cinsiyetlerini bilir ve başkalarını sınıflandırabilirler.
  • Beş-Altı Yaş: Toplumsal cinsiyetin değişmezliğini ve anatomik temellerini kavramaya başlarlar.
  • Oyuncak Tercihleri: Oyuncakçı dükkanları ve kataloglar, ürünleri cinsiyete göre kategorize ederek bu ayrımı pekiştirir. Örneğin; aslan ve kaplanlar erkeklere, kedi ve tavşanlar kızlara uygun görülür.

Vanda Lucia Zammuner (1986) tarafından İtalya ve Hollanda'da yapılan araştırma, kültürel yapının bu süreçteki etkisini kanıtlamıştır. Geleneksel bakış açısının daha güçlü olduğu İtalya'da, çocukların cinsiyete dayalı oyuncaklarla oynama eğilimi daha yüksektir. Ayrıca her iki toplumda da kız çocuklarının "erkek oyuncakları" ile oynama isteği, erkek çocuklarının "kız oyuncakları" ile oynama isteğinden daha fazladır.

Öykü Kitapları ve Televizyonun Rolü

Kitle iletişim araçları, çocuklara sunulan toplumsal cinsiyet şablonlarını güçlendiren en önemli unsurlardan biridir. Lenore Weitzman (1972) tarafından yapılan klasik bir inceleme, okul öncesi kitaplardaki dengesizliği çarpıcı şekilde ortaya koymuştur:

  1. Temsil Oranı: Kitaplardaki erkek karakterlerin kadınlara oranı 11'e 1, hayvan karakterlerde ise 95'e 1 seviyesindedir.
  2. Karakter Özellikleri: Erkekler macera, bağımsızlık ve güç gerektiren dış dünya işlerinde; kızlar ise edilgen, ev işleriyle uğraşan rollerde sunulmaktadır.
  3. Mesleki Dağılım: Erkekler polis, yargıç veya kral olarak tasvir edilirken; ev dışı mesleği olan kadın karakterlere neredeyse hiç rastlanmamıştır.

Günümüzde bazı değişimler yaşansa da, masallar ve çizgi filmler hala büyük oranda geleneksel tutumları sürdürmektedir. Modern feminist yeniden yazımlar olsa da, bunlar genellikle yetişkinlere hitap etmekte ve ana akım çocuk edebiyatını değiştirmekte yetersiz kalmaktadır.

Cinsiyet Ayrımcılığı Yapmadan Çocuk Yetiştirmenin Zorlukları

June Statham (1986), geleneksel cinsiyet rollerini yıkmaya çalışan aileleri incelemiştir. Bu aileler, çocuklarını hem duygusal duyarlılık hem de kişisel gelişim konularında destekleyerek "dişilik ve erkeklik arasında yeni birleşimler" oluşturmayı hedeflemişlerdir. Ancak bu süreçte ciddi zorluklarla karşılaşmışlardır:

  • Piyasa Baskısı: Oyuncakçıların keskin bir şekilde ikiye ayrılmış olması, ebeveynlerin çabalarını zorlaştırmaktadır.
  • Temsil Eksikliği: Güçlü kız karakterlerin olduğu kitaplar artsa da, erkek çocuklarını geleneksel olmayan rollerde gösteren kaynaklar hala kısıtlıdır.
  • Toplumsal Direnç: Allison Pearson'ın (2002) örneğinde olduğu gibi, çocukların dış dünyadan aldıkları mesajlar o kadar güçlüdür ki, sunulan alternatif modeller (örneğin feminist bir Barbie) çocuklar tarafından reddedilebilmektedir.

Sonuç olarak, toplumsal cinsiyetin sosyalleşmesi son derece güçlü bir süreçtir. Birey bir kez bu rolleri yüklendiğinde, toplum ondan bu beklentilere uygun davranmasını bekler. Bu roller, gündelik yaşamın pratikleri içerisinde her gün yeniden üretilmeye devam eder.

Etiketler

Sosyal anksiyeteSosyal kaygıSosyal korkuSosyal fobi belirtileriSosyal fobinin etkileriSosyal fobi tedavisiPsikoterapiSosyal aktivitelerSosyal ortama girmekten kaçınmaPsikologSosyal fobik davranışlarıPsikolojik tedaviPsikoterapinin çeşitleriPsikoterapi süreciSosyoloji

Yazar Hakkında

Psk. Mehmet Efeoğlu

Psk. Mehmet Efeoğlu

Mehmet Efeoğlu, lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi, Yüksek Lisans eğitimini ise Beykent Üniversitesi Klinik Psikoloji bölümünde, hastane deneyimini de Fransız Lape Hastanesi'nde başarıyla tamamlamıştır. Mehmet Efeoğlu’nun kurucusu olduğu Homopsychologicus Profesyonel Danışmanlık merkezi zamanla bir dönüşüm geçirerek büyümüş ve bir akademi haline gelmiştir. Bu sebeple, artık “Mehmet Efeoğlu Akademi” olarak anılmaktadır. İnternette yapılan araştırmalarda Homopsychologicus olarak görülen süreç artık Mehmet Efeoğlu Akademi’ye evrilmiştir. Bu kurumun vizyonu öncelikle Homopsychologicus kavramına dayanır. Homopsychologicus; Homosapiens ya da Homoeconomicus gibi insanın duygu, düşünce ve davranış ekseninde eğilimlerini ve sınırlarını belirlemek için ortaya atılmış bir kavramdır. Homosapiens kavramı düşünebilmeye vurgu yaparak düşünen insan anlamına gelirken Homoeconomicus ise insan davranışlarını belirleyen temel faktörün ekonomik çıkarlar olduğunu öne sürer. Homopsychologicus kavramı ise bu noktada insanların davranışlarının, duygularının ve düşüncelerinin varoluş temelinde psikolojinin ağırlıklı etkisi olduğunu öne sürer. Homopsychologicus'a göre temel belirleyici faktör insanların psikolojileri ve onların diğer dinamiklerle ilişkisidir. 

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.