Mutluluk yanılgıları

"Nasıl mutlu olurum?" gibi kalıplardan kurtulabilmek

Mutluluk yanılgıları

Mutluluğun bize sağladığı yararları düşününce herkesin bu kadar çok mutluluğa giden yolları arıyor, sorular soruyor olmasını yadırgamamak gerek. Hem fizyolojik hem psikolojik etkilerini ve yararlarını biliyoruz ve bunun sürekli sürmesini istiyoruz. Ama mutluluğun bir duygu olduğunu ve tıpkı öfke, umutsuzluk gibi bazen yoğun yaşanıp bazen etkisinin azaldığını bilmemiz bizi sürekli bir arayış içinde olmaktan çıkarıp daha özgür kılacaktır.. Bu duyguyu tanımak, onun sürekli var olmayacağını ve diğer tüm duygular gibi misafir olduğunu bilmek demektir aynı zamanda. Nasılki sürekli öfkeli değilsek; mutluluğu da bir merkez olarak görüp ara ara bu merkeze yakınlaşıp uzaklaşabileceğimizin farkındalığında olmak bize daha gerçekçi ve özgürleştirici bir bakış açısı sunar. Çünkü sürekli mutlu olmayı istemek ve beklemek yaşamımızı sürekli çözülmesi gereken bir sorun haline getirecektir. Planlayarak yapılmaya çalışan mutluluklar yanılgıdan ibarettir. Tıpkı “şimdi dışarı çıktığımda mutsuz olacağım” dediğimizde bunun gerçek bir mutsuzluk olmadığını bildiğimiz gibi “şimdi dışarı çıkınca mutlu olacağım” beklentisi de gerçek bir mutluluk değildir. Duygularımız sadece  otantik ve spontan olarak ortaya çıktığında sahici ve gerçek bir duygu olarak yaşanır. Ama bazen etrafımızdakilerin yaparak mutlu olduğunu gördüğümüzde bizim de aynı yoldan mutluluğa gidebileceğimiz beklentisini çıkarır. Gördüklerimizden öğrenerek değil ya da planlayarak değil; spontan oluşu esas duyguyu ortaya çıkarır. Belki de yıllarca mutlu ettiğine inandığımız olgular bize uygun değillerdi. Ama çevremizde bunu yapan kişilerin mutlu olduğunu görmüşüzdür ve bizim de bundan mutlu olacağımızı düşünmüşüzdür. Bu kişisel gelişim kitapları için de söz konusudur. Herkesin aynı yoldan mutluluğu bulması doğru bir inanış değil. Kitabın yazarını mutlu eden sebepler kitabı okuyan kişilerin mutluluk anlayışlarıyla, değerleriyle örtmüşmeyebilir. Bu yoldan gitmeye kendimizi zorladıkça, bize özgü olan o yolu bulmadıkça kendimize yabancılaşmamamız mümkün değil. Bu bakış açısı hayatımızın şartları değişirse mutlu olacağımız inancıyla da aynıdır. Daha iyi hayat şartlarının, daha iyi bir işin, daha iyi bir ev sahibi olmanın mutlu olmanın formülü olduğuna inanılır. Bu inanış tıpkı bir sihir gibi haz verip aniden sönmeye mahkumdur. Son kullanma tarihi geçen mutluluğumuza yeniden başka araba, başka bir ev bakmaya başlamakla çözüm arayışına gireriz. Bu kısır bir döngüye, daha çok tüketmeye ve kendimize karşı yabancılaşıp suçlu hissetmeye neden olabilir. Suçlu hissederiz, çünkü; “evet yeni bir evim oldu ama ben neden hala mutsuzum!”. Evet kısa bir süre bizi mutlu edecektir ama sonrasında hazza adapte olmamamız kaçınılmazdır ve adapte oldukça mutluluk seviyemiz azalır. Buna “Hedonik Adaptasyon İlkesi” ya da başka adıyla “Hazza Uyum İlkesi” de denir. Yeni hazlar aradıkça tekrar tekrar bu çarkın içine düşüyoruz ve bağımlılık döngüsünün içine giriyoruz.

Tüm bu seçeneklerden istenilen şey sürekli haz almak ve hazzı hep en üst seviyede tutmak; acıdan, umutsuzluktan olabildiğince kaçmaktır. Bu da bizi anlam arayışından, derinleşmekten ve yaşadıklarımızı içselleştirmekten uzak tutar. Bir süre sonra her şeyin anlamını yitirip, mutluluğumuzun eski seviyeye gelmesinin sebebi yaptığımız şeylerin bir hayat amacına dönüşmemesi, üzerinde durulmayan anlam yoksunluğundan kaynaklanır.

Peki bize özgü o gerçek mutluluğu nasıl bulacağız? Önemli olan kendimizi, değerlerimizi, hayat amacımızı bilmek, tanımaktır. Bu hazır bir kitapta yok, hazır bir cevabı yok. Bir yolculuk gibi düşünebiliriz. Kendimizle, değerlerimizle, amacımızla ilgili sorular sordukça asıl benliğimize doğru yola çıkmış oluruz. Bu yolun sonu yok, bitişi yok. Insan dinamik ve değişkendir bu yüzden biz hep yolda, kendi benliğimize yakın olmak için çabalamalıyız.

Yapacağımız ilk şey kalıplaşmış “nasıl mutlu olurum?” sorularından ve yöntemlerinden uzaklaşmak olacaktır. Kalıplaşmış yargılar, kalıplaşmış mutluluk yanılgıları, kalıplaşmış yaşam tarzları... Bunlardan belki tamamen sıyrılmak imkansız ama olabildiğince uzak durmak ve “ben nasıl bir insan olmak istiyorum?”, “benim için hayatta değerli olan şeyler nelerdir?” gibi soruları sormakla başlayabiliriz. Yol gösterecek bir başka şey de, kapılıp gittiğiniz, vaktinizin nasıl geçtiğini anlamadığınız anlara dikkat etmektir. Bu anlar altın değerindedir. O anlar değerlerinizi, asıl nasıl mutlu olduğunuzu anlamak için en iyi yöntemdir.

Sosyal varlıklar olarak biz insanlar bağ kurduğumuz, bu bağları derinleştirdiğimiz, araçları amaç haline getirmediğimiz sürece çarkın içine girmeden yolumuza edebiliriz.

Son olarak Sokrates’in sözüyle bir kapanış yapmak isterim. “İncelenmeyen hayat yaşamaya değmez.” der. Esas mesele budur: sürekli yolculukta olmak ve kendimizi tanımaya hep daha yakın olmak.

Bu makale 29 Aralık 2021 tarihinde güncellendi. 0 kez okundu.

Yazar
Psk. Büşra Nergis Psikoloji

Yazar toplam 1 makale yazdı.

Psk. Büşra Nergis
Psk. Büşra Nergis
Bursa - Psikoloji
x
Facebook Twitter Instagram Youtube