Matrix: Mit ve Psikoloji

Matrix: Mit ve Psikoloji
Matrix filmi olay örgüsü, Neo’nun göbek deliğinden giren solucan benzeri bir izleme cihazını Trinity’nin bulup çıkarması ile başlar. Olayın ana teması da triquetra yapısında bir üçlemeyle devam eder. İnsanların kadercilikleri, isyancı deterministler ve her sorunda hesaplama yapan makinalar. Bilim ve inanç ikileminde insan uzlaşım aracı olarak görülmektedir. Matrix benzeri bir diğer cyberpunk kült film olan Yıldız Savaşlarında da insanın bilim ve inanç arasında kalan seçimi göze çarpmaktadır. Bu ikilem Matrix’te Morpheus’un Neo’ya iki seçenek sunmasıyla anlatılır: mavi hap, Neo’yu distopyadan çıkarıp gerçek dünyaya gönderir, kırmızı hap ise Morpheus’un tabiriyle harikalar diyarının kapılarını aralar. Neo’nun seçtiği kırmızı hap sonrası Morpheus’un cümlesi cyberpunk kültürünün masallardan filmlere nasıl uyarlandığını anlatmaktadır. “Kemerlerini sıkı bağla Dorothy, Kansas yok olmak üzere”. Dorothy; çocuk masalı olan Oz Büyücüsünün ana karakteri, Kansas’taki hayatından sıkılmış olan genç kız çıkan bir kasırga ile ütopik Oz ülkesine çekilir. Dorothy ve Neo benzerliğine değinecek olursak, Dorothy’nin hayal dünyasına uçarken havada kırmızı ayakkabıları ile Neo’nun seçtiği hapın kırmızı olması bir tesadüf mü? Dorothy, içsel olarak Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisindeki en üst basamak olan kendini gerçekleştirmek için yola çıkmıştır. Dorothy ve Neo’nun yolculuğu sırasında yanında yardımcı karakterler aynı kavramlar çerçevesinde yer almaktadır. Bu kavramlar Jung’un arketip kavramını açıklamaktadır. Arketip; literatürde bilinci düzenleyen, geliştiren, algılarımızı örgütleyen yapı olarak tanımlanır. Jung’un arketipleri; persona, gölge, anima, animus, hilebaz, yaşlı bilge, büyükanne gibi imgelemlerdir. Jung (2021:81-112) kitabında incelendiğinde “ben” arektipinin besleyici öğeleri “anima ve animus” karşımıza çıkmaktadır. Jung’a göre “anima ve animus” un zamanın dışında bir yönü vardır ve bu yönüyle dinamik bir mittir. Jung, arketipi mitolojik sembol olan ve kökeni gnostiklere kadar uzanan “ouroboros” ile ilişkilendirir. Bu sembolde analitik psikolojide ele alındığı gibi bütün karşıtlıkların dengede olduğu anlatılmıştır. Jung kolektif bilinçdışı kuramında yer alan arketiplerini mitolojik olarak diriliş ve yeniden doğuş anlamlarıyla ilişkili “ouroboros” sembolüne benzetir insanın bilinç ve bilinçdışında kendisiyle beslenerek ölümsüzlüğü bulabileceğini belirtir. Jung’ a göre ouroboros, sembolik olarak zıtlıkları içinde taşıyan insanı yani bir’i temsil eder ve prima materia olarak bilinen simyevi ilk maddeyi oluşturur. Jung, insanın kendi içine dönmesi gerektiği kendini araması gerektiğine odaklanmayı savunur ve dışarıya fazla bakmanın rüya görmemize yardımcı olacağından ve yapay olduğunu öne sürer. Jung masallardaki mitlerle insanın kolektif bilinçdışındaki arketiplerin bir dişli gibi iç içe geçtiğini savunur. İnsanı karakterlerle özdeşleştirerek, psişenin kurallarını yarattığından bahseder (Karabulut,2022). Matrix evreninde karakterlerin arketipleri Neo; kurtarıcı arketipi aynı zamanda oğuldur, Morpheus; bilge arketipidir babadır, Tirinity; yoldaş arketipi kutsal ruhtur bir anlamda Neo’nun animası, Smith; gölge arketipidir. Filmde mitolojik yorumun önünü açan mekân, Morpheus’un gemisi Nebukadnezar’dır. Filistin seferinde Yahudileri Babil’e süren, rüyalara çeşitli anlamlar yükleyerek inanan kraldır. Babil, konumu itibariyle aşağı Mezopotamya’da bilimsel bilginin ortaya çıktığı uygarlıktır. Babil mitolojisi araştırıldığında Nebukadnezar’ın tek lisan, tek elden yönetim çabası monarşinin kapısını aralayarak Hammurabi’nin kurduğu hukuk devleti kalıbını silmiştir. Nebukadnezar, tepesi olmayan üçgen yapı ziggurata benzeyen Babil Kulesi’ni rüyasında görerek inşa ettirmiştir. Tek bir sistemi benimseyen, topraktan fazlaca uzakta havada olan yapısıyla Babil Kulesi mitolojik olarak Tanrı’nın varlığına şirk koşmak olarak nitelendirilmiş ve yarıda bırakılarak yarım bir ziggurat olarak kalmıştır. Literatürdeki Babil Kulesi incelemelerine göre insan toprağa ait bir canlıdır, toprak insana ait değildir. Yukarı doğru incelen bir yapı olan kulenin en üst katı tapınaktır ve sadece rahibeler kalmaktadır. Bu yapı sadece Babil de değil, günümüzde de sembolik olarak birçok yerde karşımıza çıkmaktadır. Onlardan birkaçı; ABD devlet mührü, bir dolarlık kâğıt para, Süleyman’ın mührü. Pisagor’un felsefesine göre bu yapı Tanrı’nın enerji merkezini, big bang enerjisini içinde barındırır. Günümüz teknoloji dünyası cyber evrene doğru sürükleniyor mu? 2024 dijital dünyasında insanlar topraktan uzaklaşmakta, biyo teknoloji siber teknoloji ve nano teknoloji ile transhümanizmin yaygınlaştığı, dijital dünya ile oluşturulan her güvenlik duvarının aslında içeriğinde güvensizliği barındırdığı, dünyayı sarsan Coronovirüs ile siber pandeminin yaşanması, insan beyni ile doğrudan iletişimi sağlayan Elon Musk imzası olan Neurolink projesi, psikoterapide duygu,davranış ve düşünce analizlerinin yapay zeka yazılımlar kullanılarak yapılması, aynı zamanda travma sonrası stres bozukluğu fobiler kaygı okb gibi psikopatolojik rahatsızlıklarda arttırılmış sanal gerçeklik ile VR Terapisi veya EMDR uygulamaları Matrix distopyasının çok dışında olmadığımızı belki kapısının önünden göz kırptığımızı söylüyor olabilir. Freud, tekinsizlik kavramını bilinmezlik, bastırılmış olan, kastrasyon, tesadüfler ve ikiz durumlarıyla açıklamaktadır. Filmde tekinsizlik ajan Smith, ikizler, Kâhin ve kara kedi ile anlatılmıştır. İnsanın gerçek olanı arama çabası ilk önce yaşadığı evde başlar. Fakat Cyberpunk evreninde Neo, sanal gerçeklikle gerçek dünya arasında sıkıştığı için bulunduğu mekanlara yabancılaşarak tekinsiz bir duruma düşmüştür. Neo, mekân konusunda ilk tekinsizliği Matrix evreninden mürettebat ile gittiği gerçek dünyada yaşamıştır. Zemin siyah beyaz karo, duvarların içerisinde başka bir hayat ve zaman mekân paradoksunu kıran bir nesne kara kedi tekinsizliği veren metaforların bazılarıdır. Tekinsizlik şeması Jung perspektifinden rastlantısallık ve senkronizasyon şemaları ile açıklanabilmektedir. Senkronite kavramı Jung’un kolektif bilinçdışı ve arketipleriyle eşleşmektedir. Jung, zaman ve mekân çizgisinde insan ruhunun eşsiz izah edilemeyecek deneyimler yaşadığını bu deneyimlerin rüyalar ve gerçek hayatlarındaki bağlantısallıkla eş zamanlı olarak bir senkronizasyon içinde olduğunu savunmaktadır (Akçakaya,2022). Neo’nun gördüğü zeminin siyah beyaz karolardan oluşması görsel bir mekân illüzyonu olarak Gestalt’a göz kırpmaktadır. Gestalt kuramı, görsel sanatlarda sık kullanılan bir yöntemdir. Gestalt, ayrı birer anlamı olan parçaların bütünde başka bir anlam ifade ettiğini öne sürmektedir. Algı kuramı, algılanan ile algılayan arasında duyu yoluyla etkileşim kurulmasıdır (Behrens, 1984). Şekil zemin ilişkisi açısından siyah beyaz karo zemin Neo’yu gerçeklik dünyasından ayıran ilk ayrımdır. Mekânda tekinsizlik sezen Neo, nefes alıp vermeye başladığında mekânın da esnemeye başladığı kameralara yansımaktadır. Aynı mekânda Neo’nun karşısına çıkan kara kedi de Jung gölge arketipine karşılık gelmektedir. Kara kedi mitolojik efsanelerde uğursuzluk ve şanssızlıkla nitelendirilmektedir. Aynı zamanda kişinin kaygı ve korkularını ön plana çıkaran bir metafordur. Filmde Neo’nun, tren garı sahnelerinde tren beklemesi, tünellere girmesi, Çin mahallesine girmesi, tekinsiz evlere girerek kaygıyla merdiven çıkması ya da inmesi cyberpunk film kültüründe psikomitolojik olarak filmin kahramanının kendi içsel yolculuğuna çıkmasını anlatmaktadır. Burada kullanılan her unsur mekân da dahil olmak üzere kahramanının bilinçdışı ya da bilinçaltının katmanlarını göstermektedir. Kahramanın cyberpunk filmde merdiven inmesi ve tünel sahneleri, Freud’un topografik kuramındaki bilinç, bilinçaltı ve bilinçöncesi katmanlarını ve yapısal kuramdaki id, ego, süperego katmanlarını ziyaret etmesi ile ilişkilendirilir. Çin mahallesi, tren garı ise Jung’un kolektif bilinçdışı katmanlarında arketipler, gölge, persona, anima, animus ve ben kavramlarının eşdeğerlilik, karşıtlık ve entropi çerçevesinde metafor olarak kullanılmasıdır. Film serisinde psikomitolojik anlamda araştırılması gereken bir diğer detay ise mekân olarak karşımıza çıkan Zion kentidir. Zion mitolojik ve dini olarak kutsal yer anlamına gelmektedir. İdeal kutsal mekân olan Zion, filmde kalan son insan şehridir. Makinalara karşı savaşan son kutsal mekandır.Soğuk, denetleyici, panoptik bir sistem olan bu anlatı yapısı güvenlik ve güvensizlik temalarını güçlendirerek karşıtlığın muhteşem uyumunu gözler önüne serer.
Kaynakça:
Akçakaya, Ü. (2022). Kuantum Mekaniğinin Bugünkü Geldiği Noktada Psikoterapideki Öznelerarasılık Kuramı ve Carl Gustav Jung’un “Eşzamanlılık” Olgusunun Değerlendirilmesi. Türkiye Bütüncül Psikoterapi Dergisi, 5(10), 83-90.
Behrens, R., (1984). Design In The Visual Arts, Englewood Cliffs, NJ: PrenticeHall.
Jung, G. (2021). Psikoloji ve felsefe. (Çev.Yalçınkaya, M.).İstanbul:Pinhan Yayıncılık.(Eserin orjinali 2007’de yayımlandı).
Karabulut, M. (2022). Freud ve Jung ışığında masal ve psikanaliz. Rumeli Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi (26), 756-764. https://doi.org/10.29000/rumelide.1074051



