Mağduriyetin Pikomitolojik Yorumu

Mağduriyetin psikolojik etkileri şok, tepki, işlem ve uyum olmak üzere dört aşamada incelenmektedir. Şok döneminde mağdur suç eylemini inkâr etmektedir. Tepki döneminde, yüzleşme başlar ve inkâr mekanizması devreye girer. İşlem döneminde, mağdur kendine zarar veren olaylarla başa çıkmaya çalışır. Son olarak uyum döneminde ise mağdurun hissettiği olumsuz duygular azalır ve günlük aktivitelerini sağlıklı bir şekilde devam ettirebilir. Mit ve psikoloji ilişkisinin analitik düzlemde mağdur psikolojisi üzerinden incelenmesi çoğunlukla Oedipus kompleksi üzerinden açıklanır. Oedipus, Kadmos soyundan gelen Laios ve Iokaste’nin oğludur. Bir kâhine göre Laios’un oğlu olduğu takdirde hem kendisine hem ailesine büyük kötülükler getireceği kehanetinde bulunur. Iokaste hamile kalır ve çocuğu doğurur. Fakat kehanetin gerçekleşmesinden korkan baba Laios, Oedipus doğar doğmaz ayak bileklerini çivileyip birbirine bağlayarak bir çobana teslim eder. Çoban, Oedipus’u evlat edinmeleri için evlat sahibi olmak isteyen kral Polybos ve karısı Periboa’ya teslim eder. Oedipus yetişkin olunca girdiği bir tartışma esnasında kralın oğlu olmadığını öğrenir ve Delphi kahinine gidip gerçeği öğrenmek ister. Kâhin; “benden uzak dur, bir gün babanı öldürüp annenle evleneceksin” yanıtını verir. Aynı zamanda Laios kentini sıkıntılı günlere sokan canavar Sfenks nedeniyle Delphi’ye yolculuğa çıkar. Çıktığı yolculukta babası Laios ile yolda karşılaşan Oedipus, aralarında çıkan tartışma sonrasında babası Laios ve kılavuzunu öldürür. Canavar Sfenks, kurbanlarına bilmeceler sorar ve bilemezlerse parçalayarak yer. Oedipus, Thebai’ye varır. Sfenks’in sorduğu bilmeceyi Oedipus bilir ve Sfenks kendini tepeden atarak öldürür. Kenti canavardan kurtarması gerekçesiyle Oedipus’u, Iokaste ile evlendirirler. Laios’un katili bulunamaz ve Oedipus tahta çıkar. Periboa kral Oedipus’a haberci yollar ve gerçek babasının Polybos olmadığını, kehanetin gerçeğini anlatır. Gerçeği öğrenen Iokaste kendi canına kıyar ve Oedipus’ta kendi gözlerini şişler ve kör olur (Fink, 2004). Oedipus kompleksinde erkek çocuğun anneye olan ilgisinden kaynaklanan babaya karşı rekabet hissi çocuğun cinsel kimliğinin gelişimi için oldukça önemlidir. Oedipus hikayesinde de dikkat edildiği üzere ailesi tarafından doğar doğmaz mağdur edilen bir çocuk olan Oedipus, yetişkinlik sürecinde gerçek kimliğini arama suretiyle çıktığı yolda birçok kayıp yaşar. Çıktığı yolda yaşadığı kayıplar, uğradığı haksızlıklar psikolojik olarak ona sürekli eksik hissettirir. Bu mağdur hissi Oedipus’ta, bilinçdışında arzulara, inkara, kaçınmaya dönüşerek zamanla hislerini gizleme ya da sergileme çelişkisi yaratır. Toplumun adalet algısı ile Oedipus hikayesine bakarsak; toplum tarafından da cezalandırılarak sosyal ölüme terk edilmesi mağduriyetinin ikinci boyutudur. Oedipus’un ailesi tarafından doğar doğmaz mağdur edilmesi antik Yunan da Ostrasizm terimi ile karşılık bulur. Ostrasizm; bugünkü anlamıyla dışlanma ve sınır dışı edilme olarak nitelendirilebilir. Ailenin çocuğu istismarı olarak da ele alınabilir. Oedipus’un yetişkinlik zamanlarında kimliğini aramak için yollara düşmüş olması özünde ilk verilen ostrasizm cezasına bir karşı geliştir. Bu karşı geliş sonucunda da Oedipus lanetlerle karşı karşıya kalır. Oedipus’un hikayesinde öldürülebileceğini fakat kurban edilemeyeceğini kendi gözlerini oyarakta başından beri gerçekleştirilmek istenen sosyal ölüm cezasının uygulanmaya çalışıldığını söylemek yanlış olmaz. Roma hukukunda ceza alarak kutsal bir figüre dönüşen insan terimi Homo Sacer; kurban edilemeyecek kadar yasaklı olan anlamını taşımaktadır. Analitik bakış açısından da incelenecek olursa sosyal ölüm Oedipus hikayesinde anlatıldığı gibi anneden ayrı kalma terk edilme ile başlar. Dinamik yaklaşımda bu ayrılık kaygısı id-ego-süperego arasındaki çatışmanın bir sonucu olarak alınmaktadır. Freud, ayrılık kaygısını anne figürünün kaybedilmesiyle eşleştirir. Oedipus hikayesinin sonucunda küçük bir detay olan annesinin elbisesinin iğnesi ile gözlerini şişlemesi, özünde anne tarafından sadece cezalandırılabileceğini de anlatan bilinçdışı bir detaydır (Freud,2019:66-73). Hayatlarında bir kez mağduriyete uğramış ve psikolojik hasar almış bir birey gelecekte oluşabilecek herhangi bir olay karşısında yine mağdur edilebilir ve savunmasız bırakılabilir. Freudyen kuramdan yola çıkarak ele alındığında mağdur psikolojisi açısından farklı bir anksiyeteye vurgu yapmak gerekmektedir. O da terk edilme kaygısı ile mağdurların psikolojik olarak boyun eğme, istemeseler de her şeye razı gelme sorunu incelenmesi gereken bir sorundur. İnsan sosyal bir varlıktır. İnsanın sosyal ölümü anksiyete için büyük bir krizdir. Mit, mağdurun yoğun olarak hissettiği suçluluk duygusuna neden olurken farklı kültürlerde ortadan kaldırdığı da okumalarla desteklenmiştir. Grup ve topluluk temelli ahlak, erdem, adalet algısı mağdur kişide psikolojik rahatsızlıkları ön plana çıkarmaktadır. Bu rahatsızlıkların başında Travma Sonrası Stres Bozukluğu gelmektedir. Topluluk temelli adalet yanılgısına İsa ve Samiriyeli kadın örneği verilebilir. Cömert (2014:159-161) kitabında yer verdiği Samiriyeli kadın (günahkâr kadın) ve İsa hikayesini şöyle anlatır: Samiriyeli kadın zina yaparken, Ferisiler tarafından suçüstü yakalanır ve İsa’nın huzuruna cezalandırılması için çıkarılır. İsa halka dönerek “Ona ilk taşı, kim günahsızsa o atsın.” Der. Kalabalık dağılmaya başlar, İsa kadınla yalnız kalır ve İsa kadına şöyle buyurur; “seni ben de cezalandırmayacağım, bundan sonra günah işleme.” Mağdur psikolojisini etkileyen rahatsızlıklardan travma sonrası stres bozukluğuna komorbid olarak depresyon eklendiğinde mağdurun intihar etme ihtimali artıyor. Freud intiharı, kişinin çökkün duygudurumu ile aşırı bencilliği kendisine yöneltmesi ve sevgi nesnesinin kaybedilmesi olarak tanımlıyor. Mağdur psikolojisine yönelik antik mitolojik araştırmalarda Oedipus ve İokaste’nin kızı Antigone hikayesi karşımıza çıkıyor. Amcası Kreon tarafından kaçırılacakken Theseus tarafından kurtarılır. Antigone, erkek kardeşinin mezarına toprak atmak isterken Kreon tarafından tutuklanarak kaya mezarına kapatılır. Antigone kapatıldığı bu kaya mezarında kendini asarak intihar eder (Kızıltan ve Saydam,2018:75-84). Travmada klinik tablolarda sık karşılaşılan diğer semptom ise dissosiyasyondur. Kişinin kendini çevresel tüm uyaranlardan soyutlamış olduğu, kendini gerçeklikten ve dış dünyadan kopmuş gibi hissettiği travmatik bir deneyim sonucu oluşan semptomdur. Örnek olarak dünyaca tanınan piyanist James Rhodes hikayesi incelenebilir. Rhodes, beş yaşındayken ilk beden eğitimi dersinde öğretmeni tarafından tacize uğruyor. Bir tecavüz mağdurunun travma sonrası yaşayacağı bütün belirtileri yaşıyor. Travma sonrası yaşadığı dissosiye olma halini, bilincini yitirmiş bir otomatik pilot olarak anlamlandırıyor. Tecavüze uğradığından beri ne zaman bir duygu veya durum içinden çıkılamaz hale gelse ruhunun bedenini terk ettiğini belirtiyor (Akcanbaş,2017:40-46). Rhodes, bütün öğrencilik hayatını manipülasyon yeteneği ile bitirdiğinden bahsederken ondan kim ne istediyse istedikleri her şeyi her zaman verdiğini burada cinsellik, alkol, madde, para her türlü ihtiyaçlarını karşıladığını sonunda da hissiz empati yeteneği dahi olmayan bir canlı olarak tanımlıyor. Rhodes’un bu yaşadıkları psikopatolojik olarak mağdur psikolojisinde peritravmatik dissosiyasyon tanısına denk düşüyor diyebiliriz. Elitez ve Sözen (2002/2021:45) kitabında peritravmatik dissosiyasyon kavramı için mağdurun saldırıyı algılayamayıp o anda sanki başkasına yapılıyormuş gibi tepkisiz kalması ve olayı dışarıdan bir ekrana bakarak film izliyormuş gibi karşılık vermesi, küntleşmesi olarak açıklıyor. Mağdur geçmiş yaşantısında tecavüz veya şiddet içeren travmatik bir olay yaşadıysa bir daha yaşayacağı ve mağdur olacağı benzer olaylarda dissosiye olarak künt tavır sergileyebilmektedir. Travmatik olay sonrası psikolojik ve fiziksel ağır yara almış mağdur gerek adalet önünde gerekse sosyal çevresinde olayı bir başkasına aktarırken aldığı geri dönüşler nedeniyle ikincil yaralanma yaşayabilir. Rhodes, yaşadığı tecavüzden 30 yıl sonra olayla ilgili sosyal çevresindeki hatırlatmalarda bıyık altından gülmenin dahi mağdur için ne kadar yıkıcı etkisi olduğundan söz etmiştir. Mağdur psikolojisinin analitik bakış açısında arka planında kültürel komplekslere bağlı sahip olunan arketipi koruma çabası yatmaktadır. Hayatta bir kere mağdur edilen cinsiyetin nesiller boyu mağdur edildiği gözlemlenmiştir.



