Kontrol İhtiyacı mı Travma Tepkisi mi?

Bazı insanlar hayatlarının hemen her alanında kontrol sahibi olmak ister. Planların aksamasına tahammül edememek, belirsizlikten yoğun rahatsızlık duymak ya da her detayı yönetmeye çalışmak çoğu zaman “kontrolcü bir kişilik” olarak tanımlanır. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında bu davranışların arkasında çoğu zaman daha derin bir hikâye bulunabilir.
Kontrol ihtiyacı bazen geçmişte yaşanan güvensizlik deneyimlerinin bir sonucu olarak gelişir. Özellikle çocukluk döneminde öngörülemez, kaotik ya da duygusal olarak güvensiz ortamlarda büyüyen bireyler için kontrol duygusu bir tür psikolojik güvenlik mekanizmasına dönüşebilir.
Travma yalnızca büyük ve dramatik olaylarla sınırlı değildir. Sürekli eleştirilen, duygusal olarak ihmal edilen ya da sık sık belirsizlik yaşayan çocuklar için dünya güvenilmez bir yer gibi algılanabilir. Bu durumda birey ilerleyen yıllarda hayatı mümkün olduğunca kontrol altında tutmaya çalışabilir.
Kontrol, bu noktada bir karakter özelliğinden çok bir baş etme stratejisi haline gelir. Kişi kontrolü kaybettiğinde yalnızca rahatsızlık hissetmez; aynı zamanda yoğun kaygı yaşayabilir. Çünkü kontrol kaybı zihinde geçmişteki güvensizlik duygularını yeniden tetikleyebilir.
İlişkilerde de benzer bir durum görülebilir. Partnerin davranışlarını sürekli sorgulamak, planları tek başına belirlemek ya da her şeyi garanti altına almak istemek çoğu zaman kontrol arzusunun bir yansımasıdır. Oysa bu davranışlar çoğu zaman güven eksikliğinden değil, geçmişte öğrenilmiş bir korunma biçiminden kaynaklanabilir.
Kontrol ihtiyacı kısa vadede kişiye güven hissi verse de uzun vadede zihinsel yorgunluk yaratabilir. Çünkü hayatın doğasında belirsizlik vardır ve her şeyi kontrol etmek mümkün değildir.
Psikolojik iyileşme sürecinde önemli olan kontrolü tamamen bırakmak değil, belirsizlikle daha sağlıklı bir ilişki kurabilmektir. Güven duygusu yalnızca dış dünyayı kontrol etmekle değil, içsel dayanıklılığı güçlendirmekle gelişir.


