Doktorsitesi.com

Bireysel Psikolterapide Varoluşçuluk

Psk. Deniz Tunçer
Psk. Deniz Tunçer
2 Temmuz 2010479 görüntülenme
Randevu Al
Bireysel Psikolterapide Varoluşçuluk
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Varoluşçu Psikoterapi: Kökeni ve Gelişimi

Varoluşçu psikoterapi, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Avrupa'da temelleri atılan ve daha sonra Amerika'ya taşınan köklü bir terapi disiplinidir. Bu disiplinin yapılandırılmasında ve dünya çapında tanınmasında Amerikalı psikiyatri uzmanı Irvin D. Yalom kritik bir rol oynamıştır. Yalom, bu alanda hem bilimsel literatüre katkı sağlamış hem de geniş kitlelere ulaşan nitelikli hikaye ve romanlar kaleme almıştır.

Varoluşçu Psikoterapinin Temel Dinamik Modeli

Varoluşçu psikoterapide çatışmanın merkezinde, varoluşun beraberinde getirdiği temel kaygılar ile bu kaygılarla baş etme arzusu yer alır. Yalom'a göre anksiyete, psikopatolojiyi tetikleyen ve sürdüren temel unsurdur. Bu ekolün dinamik işleyişi şu şekilde formüle edilir:

Temel Kaygıların Farkındalığı ➔ Çatışma ➔ Anksiyete ➔ Savunma Mekanizması (Bu süreçte Varoluşsal Arzular tetikleyici rol oynar)

Bireyde Temel Çatışma Alanları

Varoluşçu ekol, insan psikolojisindeki çatışmaları dört ana başlık altında inceler:

  • Ölüm: Kişinin ölüm gerçekliği ile ölümsüz olma isteği arasındaki çatışmadır. Bu durum risk alma, yaşamsal tehlikeleri önemsememe veya gerekli önlemleri almama gibi davranışlarla kendini gösterebilir.
  • Özgürlük ve Sorumluluk: İnsan seçimlerinde özgürdür ancak bu özgürlük, yaşamın sorumluluğunu alma zorunluluğunu da beraberinde getirir. Çatışma, doğru yönlendirici eksikliği ile doğru karar verme zorunluluğu arasında yaşanır.
  • Yalıtım (İzolasyon): İnsan ne kadar sosyal bağlar kursa da özünde yalnız bir varlıktır. Aidiyet hissetme ihtiyacı ile telafisi mümkün olmayan bu yalıtım gerçeği arasındaki uyumsuzluk çatışmaya yol açar.
  • Anlamsızlık: İnsanın anlam arayışı ile evrenin bu konudaki kayıtsız tutumu arasındaki gerilimdir. Kişi kendi oluşturduğu anlamların, temel anlam gereksinimini ne kadar karşıladığını sorgular.

Varoluşçu Psikolojiye Göre Savunma Mekanizmaları

Bu savunma mekanizmaları, bireyin varoluşsal korkularını gidermek amacıyla bilinç seviyesinde geliştirdiği özgün stratejilerdir.

1. Ölüm Anksiyetesine Karşı Savunmalar

Ölüm kaygısına eşlik eden; unutulma, başarısızlık ve sevdiklerini kaybetme korkularına karşı şu savunmalar geliştirilir:

  • Mutlak başarıya ulaşarak ölümsüzleşme çabası.
  • Güçlü bir figürle özdeşleşerek ölüme meydan okuma.
  • Ölümün kendi başına gelmeyeceğine dair sarsılmaz inanç.
  • Zamana karşı durma mücadelesi.
  • Bağlanmadan, sürekli hareket halinde yaşayarak ölümden kaçma.

2. Özgürlük ve Sorumluluk Kaygısına Karşı Savunmalar

Heidegger'in Dasein (orada olan varlık) kavramı ışığında, sorumluluktan kaçmak için şu mekanizmalar kullanılır:

Savunma TürüAçıklama
ZorlantıTercih yapmaktan kaçmak için geliştirilen bağımlılıklar (alkol, kumar, cinsellik vb.).
Sorumluluk DevriYaşamsal olaylar için sürekli başkalarından destek beklemek ve onları suçlamak.
Masum Kurban RolüOlayların kişinin iradesi dışında geliştiğine dair bir inanç sistemi oluşturmak.
Kontrolü KaybetmeOrantısız tepkiler vererek sorumluluktan kaçmaya çalışmak.
Karar ErtelemeKararsızlığa sığınarak eyleme geçme sürecini geçiştirmek.

3. Varoluşsal Yalıtıma Karşı Savunmalar

Kişiliğin derinindeki boşluk hissini doldurmak için geliştirilen yöntemlerdir:

  • Başkalarına Tutunma: Var olduğunu onaylatmak için sergilenen zorlantılı sevgi ihtiyacı.
  • Yalnızlıktan Kaçınma: İlişkiyi, sadece yalnız kalmamak için bir araç olarak kullanmak.
  • İşkoliklik: Varoluşsal yalıtımla yüzleşmemek için zamanı iş ile tüketmek.
  • Birleşme: Kendi ego sınırlarını koruyamadan, kendinden büyük oluşumlara dahil olma isteği.

Varolmanın Farkındalığı ve İki Temel Varoluş Şekli

Heidegger, "ölüm içinde yaşama" kavramıyla, kişinin ölümlü olduğunu unutmadan gerçekçi bir farkındalıkla yaşamasını önerir. Heidegger'e göre insan için iki temel varoluş şekli mevcuttur:

  1. Varolmayı Unutma (Oyalanma): Bireyin günü kurtarmaya odaklandığı, sıradan işlerle zaman öldürdüğü durumdur.
  2. Varolmayı Düşünme: Kişinin olayların özünü algıladığı, farkındalığının arttığı ve kendinde değişim yapma gücü bulduğu sürekli bir durumdur.

Kaynak: Varoluşçu Psikoterapi - Dr. Can Güngen

Etiketler

Bireysel psikoterapiVaroluşçulukVaroluşsal arzularÇatışma alanlarıYalıtım duygusuÖlüm anksiyetesiVarolmanın farkındalığı

Yazar Hakkında

Psk. Deniz Tunçer

Psk. Deniz Tunçer

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.