Doktorsitesi.com

Kaygıyı Hastalık Olarak Görmek mi, Yaşamın Mesajı Olarak Algılamak mı?

Psk. Ezgi Bektaş Ünlü
Psk. Ezgi Bektaş Ünlü
7 Ocak 202625 görüntülenme
Randevu Al
Kaygı, çoğu zaman bireyin hayatında kurtulmak istediği, bastırmaya çalıştığı ya da “normal olmaması gereken” bir durum olarak algılanır. Günlük dilde sıkça kullanılan “kaygı bozukluğu” kavramı, kaygıyı doğrudan patolojik bir çerçeveye yerleştirir. Oysa psikolojik açıdan bakıldığında kaygı, yalnızca bir hastalık belirtisi değil; aynı zamanda bireyin yaşamıyla, değerleriyle ve varoluşsal sorularıyla ilişkili güçlü bir sinyal olabilir. Bu noktada temel bir soru ortaya çıkar: Kaygı, mutlaka ortadan kaldırılması gereken bir sorun mudur, yoksa bireyin iç dünyasından gelen anlamlı bir mesaj mı taşır?
Kaygıyı Hastalık Olarak Görmek mi, Yaşamın Mesajı Olarak Algılamak mı?

Kaygının Psikolojik Doğası

Kaygı, insanın belirsizlikle karşılaştığında verdiği doğal bir tepkidir. Tehlike algısı, kontrol kaybı hissi ve geleceğe dair öngörülemezlik, kaygının temel tetikleyicileri arasında yer alır. Belirli bir düzeye kadar kaygı, bireyin uyum sağlamasına ve kendisini korumasına yardımcı olur.

Ancak kaygı yoğunlaştığında, sürekli hâle geldiğinde ve günlük işlevselliği bozduğunda klinik bir sorun olarak ele alınması gerekir. Bu noktada kaygıyı yalnızca bastırmaya ya da yok etmeye odaklanmak, çoğu zaman sorunun özünü gözden kaçırmaya neden olabilir.

Kaygıyı Hastalık Olarak Ele Almak

Klinik açıdan bakıldığında kaygı bozuklukları; bireyin düşünce, duygu ve davranışlarını belirgin biçimde etkileyen, profesyonel destek gerektiren ruhsal sorunlardır. Yoğun kaygı yaşayan bireylerde kaçınma davranışları, bedensel belirtiler, uyku problemleri ve konsantrasyon güçlükleri sıkça görülür.

Bu yaklaşımda temel hedef, bireyin yaşam kalitesini düşüren belirtileri azaltmak ve işlevselliği yeniden kazandırmaktır. Psikoterapi ve gerekli durumlarda psikiyatrik destek, bu süreçte önemli bir rol oynar. Ancak yalnızca “belirtiyi susturmaya” odaklanan bir bakış açısı, kaygının neden ortaya çıktığını anlamayı zorlaştırabilir.

Kaygıyı Yaşamın Mesajı Olarak Görmek

Varoluşçu bakış açısına göre kaygı, insan olmanın kaçınılmaz bir parçasıdır. Yaşamın belirsizliği, ölüm gerçeği, özgürlük ve sorumluluk gibi temel varoluşsal temalar, kaygının zeminini oluşturur. Bu perspektifte kaygı, bireyin hayatında önemli olan bir şeyle temas ettiğini gösteren bir işarettir.

Kaygı çoğu zaman bireyin kendi değerleriyle, seçimleriyle ya da kaçındığı gerçeklerle ilişkilidir. “Yanlış bir hayat mı yaşıyorum?”, “Bu seçim bana ait mi?” ya da “Gerçekten ne istiyorum?” gibi sorular, kaygının arka planında yer alabilir. Bu nedenle kaygıyı yalnızca yok edilmesi gereken bir düşman olarak görmek yerine, anlamaya çalışmak dönüştürücü olabilir.

Kaygı Ne Söylüyor Olabilir?

Kaygı, bireyin hayatında bir uyumsuzluğa, bastırılmış bir ihtiyaca ya da ertelenmiş bir karara işaret ediyor olabilir. Sürekli aynı durumlarda ortaya çıkan kaygı, bireyin sınırlarını zorlayan bir yaşam düzenine dikkat çekebilir.

Bu noktada önemli olan, kaygıyı romantize etmek ya da görmezden gelmek değil; onun neye işaret ettiğini keşfetmektir. Kaygı, bazen değişim ihtiyacının, bazen de bireyin kendisine yabancılaştığının bir göstergesi olabilir.

Psikoterapide Dengeyi Kurmak

Sağlıklı bir psikoterapi süreci, kaygıyı ne yalnızca patolojik bir sorun olarak ele alır ne de tamamen anlam arayışına indirger. Amaç, bireyin yaşadığı kaygının hem psikolojik hem de varoluşsal boyutlarını birlikte değerlendirmektir.

Kaygının belirtileriyle çalışılırken, aynı zamanda bu belirtilerin bireyin yaşamındaki anlamı da ele alınır. Böylece birey, kaygıyı sadece bastırmayı değil; onunla daha bilinçli bir ilişki kurmayı öğrenir.

Kaygıyla Kurulan İlişkinin Dönüştürücü Gücü

Kaygı, doğru şekilde ele alındığında bireyin kendisini daha iyi tanımasına, sınırlarını fark etmesine ve yaşamına daha bilinçli yön vermesine katkı sağlayabilir. Bu, kaygının her zaman faydalı olduğu anlamına gelmez; ancak onunla kurulan ilişkinin değişebileceğini gösterir.

Kaygıyı tamamen ortadan kaldırma çabası, çoğu zaman daha fazla kontrol ihtiyacını ve gerginliği beraberinde getirir. Oysa kaygıyı anlamaya çalışmak, bireyin kendisiyle daha dürüst bir temas kurmasına olanak tanır.

Sonuç: Bastırmak mı, Dinlemek mi?

Kaygıyı yalnızca bir hastalık olarak görmek, onu hızlıca susturma ihtiyacını doğurur. Kaygıyı yaşamın bir mesajı olarak algılamak ise bireyi kendisiyle yüzleşmeye davet eder. Psikolojik açıdan sağlıklı olan, bu iki bakış açısını karşı karşıya koymak değil; dengeli bir şekilde bir araya getirebilmektir.

Kaygı, bazen azaltılması gereken bir yük, bazen de yaşamın yönünü yeniden düşünmeye çağıran bir sinyal olabilir. Önemli olan, bu sinyali tek başına taşımak zorunda olmadığını bilmek ve gerektiğinde profesyonel destek almaktan çekinmemektir.

Yazar Hakkında

Psk. Ezgi Bektaş Ünlü

Psk. Ezgi Bektaş Ünlü

Psikolog Ezgi Bektaş Ünlü Başkent Üniversitesi Psikoloji bölümünden ‘Onur Belgesi’ almaya hak kazanarak mezun olmuştur. Mezuniyetinden hemen önce Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’nde Avrupa Birliği Projeleri kapsamındaki ‘Çocuk ve Ergenlerde Sosyal Becerileri Geliştirme’ programında aktif rol alması sayesinde Türkiye’de ve birçok Avrupa Birliği ülkesinde yasa değişikliği sağlanmıştır.

Lisans eğitimi boyunca çocuk ve ergen psikolojisi, ebeveyn tutumları, grup terapileri, çocuğu ergenlik döneminde olan ebeveynlere yönelik destekleyici psikoloji çalışmaları, sınav kaygısı gibi alanlarda birçok araştırma yapmış, makale ve kitap yazmıştır.

Lisans eğitiminden sonra ST Clements University’de ‘Çift ve Aile Terapisi’ ve ‘Cinsel Terapi’ eğitimlerini tamamlayarak uygulayıcı sertifika almaya hak kazanmıştır. ‘Sigarayla Savaşanlar Derneği’ gibi birçok kurumda çocuk, ergen ve yetişkin danışan takibi yapmıştır. Ayrıca lisans sonrası eğitimleri devam ederken birçok kreşlerde ve okullarda görev almıştır.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.