Ergenlerde Kaygı Bozuklukları: Okul, Kimlik ve Sosyal Kaygı

Ergenlik Döneminde Kaygı Neden Artar?
Ergenlik, bireyin çocukluk kimliğinden uzaklaşıp yetişkinliğe doğru ilerlediği bir geçiş dönemidir. Bu süreçte ergen, hem dış dünyadan gelen beklentilerle hem de kendi iç dünyasında oluşan sorularla baş etmeye çalışır. Akademik başarı baskısı, sosyal kabul ihtiyacı ve “Ben kimim?” sorusu, kaygının temel kaynaklarını oluşturur.
Bu dönemde ergenin duygusal düzenleme becerileri henüz tam olarak gelişmemiştir. Bu durum, stresli yaşantıların daha yoğun hissedilmesine ve kaygının daha kolay tetiklenmesine neden olabilir.
Okul Kaygısı ve Akademik Baskı
Okul, ergenlik döneminde kaygının en sık gözlendiği alanlardan biridir. Sınavlar, notlar, öğretmen beklentileri ve gelecek kaygısı, ergen üzerinde ciddi bir baskı yaratabilir. Bazı ergenler için akademik başarısızlık ihtimali, yalnızca bir dersle sınırlı bir sorun değil; değerli olma ve kabul edilme duygusunu tehdit eden bir durum hâline gelir.
Okul kaygısı yaşayan ergenlerde; derslerden kaçınma, sınav öncesi yoğun gerginlik, mide bulantısı, baş ağrısı, dikkat dağınıklığı ve motivasyon kaybı gibi belirtiler görülebilir. Bu belirtiler zamanla akademik performansı daha da olumsuz etkileyerek bir kısır döngü oluşturabilir.
Kimlik Gelişimi ve Kaygı İlişkisi
Ergenlik, kimlik gelişiminin merkezde olduğu bir dönemdir. Ergen, “Ben kimim?”, “Nasıl biri olmak istiyorum?” ve “Başkaları beni nasıl görüyor?” gibi sorularla yoğun şekilde meşgul olur. Bu sorgulama süreci sağlıklı bir gelişimin parçasıdır; ancak bazı durumlarda belirsizlik ve kararsızlık kaygıyı artırabilir.
Kimlik gelişiminde yaşanan zorlanmalar, ergenin kendisine yönelik eleştirel düşünceler geliştirmesine ve yetersizlik algısının güçlenmesine neden olabilir. Özellikle mükemmeliyetçi eğilimler ve başkalarıyla kıyaslama, kaygı düzeyini belirgin şekilde yükseltebilir.
Sosyal Kaygı ve Akran İlişkileri
Ergenlik döneminde akran ilişkileri büyük önem taşır. Kabul edilme, dışlanmama ve gruba ait olma ihtiyacı bu dönemde yoğunlaşır. Sosyal kaygı yaşayan ergenler, başkaları tarafından olumsuz değerlendirilme korkusu yaşayabilir ve sosyal ortamlardan kaçınma eğilimi gösterebilir.
Sınıf içinde söz almaktan kaçınma, sosyal etkinliklere katılmama, yeni insanlarla tanışırken yoğun gerginlik yaşama sosyal kaygının sık görülen belirtilerindendir. Sosyal kaygı, ergenin kendisini ifade etmesini zorlaştırarak yalnızlık duygusunu artırabilir.
Kaygı Bozukluklarının Günlük Yaşama Etkileri
Ergenlerde kaygı bozuklukları yalnızca duygusal bir sorun olarak kalmaz; günlük yaşamın birçok alanını etkiler. Uyku problemleri, iştah değişiklikleri, bedensel yakınmalar ve öfke patlamaları kaygının eşlik edebileceği belirtiler arasında yer alır.
Uzun süreli ve yoğun kaygı, ergenin özgüvenini zedeleyebilir ve yaşamdan aldığı doyumu azaltabilir. Bu nedenle kaygının “geçici bir dönem” olarak görülüp göz ardı edilmesi, sorunun kronikleşmesine yol açabilir.
Ergenlerde Kaygı ile Baş Etme Sürecinde Psikolojik Destek
Ergenlik döneminde kaygı bozukluklarının erken fark edilmesi ve uygun destekle ele alınması, hem ergenin ruhsal gelişimi hem de yetişkinlik dönemindeki psikolojik sağlamlığı açısından büyük önem taşır. Psikolojik destek sürecinde, ergenin yaşadığı kaygının kaynakları birlikte ele alınır; duygularını tanıması, düşüncelerini fark etmesi ve baş etme becerilerini geliştirmesi hedeflenir.
Aynı zamanda aile ile iş birliği içinde yürütülen çalışmalar, ergenin kendisini daha güvende hissetmesine ve desteklendiğini deneyimlemesine katkı sağlar. Ergenlikte yaşanan kaygı, doğru yaklaşımla ele alındığında bireyin kendisini daha iyi tanımasına ve güçlenmesine olanak tanıyabilir.

