ASTIM


Astım Allerji İmmünoloji 2017;15: Ek Sayı: 2 3 Astım S-001 Alerjik Rinitli Çocuklarda Bronş Hiperreaktivitesi ve Mevsimsel Değişkenlikler Betül Karaatmaca, Pınar Gür Çetinkaya, Saliha Esenboğa, Özge Uysal Soyer, Bülent Enis Şekerel, Ümit Murat Şahiner Hacettepe Üniversitesi Çocuk Alerji Bilim Dalı, Ankara Giriş: Alerjik rinit(AR); astım ve bronş hiperreaktivitesi(BHR) için önemli bir risk faktörüdür. Bu çalışmada AR’li çocuklarda BHR varlığı yanında BHR’yi öngörecek risk faktörleri araştırılmış; sezon içi ve dışı BHR’deki değişimler incelenmiştir. Yöntem: 2015 yılında AR tanısı alan çocuklar çalışmaya alındı. Fizik muayeneleri, epidermal prik testleri, spirometri ve metakolin bronş provokasyon testleri(MBPT) yapıldı. İntermitan AR(İAR) grubunda MBPT sezon içi ve dışı yapılarak BHR’de olabilecek farklılıklar araştırıldı. Bulgular: Çalışmaya 186 hasta alındı. Semptom-başlangıcı yaşları, ortanca(çeyrekler-arası),7, 0(5,5-9,5)yıl ve %62,9’u erkekti. Ortanca semptom süresi 60(36-84) aydı. Atopi indeksi hastaların %56,5’inde birden büyüktü. BHR tüm grupta %33,9 bulundu. AR semptomları geliştikten 12,36 ve 60 ay sonra BHR oranları sırasıyla %1,6, %11, 0 ve %23,2 idi. Persistan AR’lilerde İAR’lilere ve erkeklerde kızlara göre BHR riski daha kısa sürede artıyordu (p=0,042). İAR’li 51 hastada BHR sezon içinde %41,2, dışında %21,6 bulundu. Ayrıca sezon içi ve dışı MEF25-75% değerleri arasında anlamlı olarak fark vardı(p=0.001). Risk analizinde FEV1%, eozinofil% ve semptom başlama yaşı BHR’yi öngörmede bağımsız risk faktörleri olarak bulundu. ROC eğrisinde eozinofil% ≥3,5 olması BHR için anlamlıydı[p%15 yada doğrulamak için ≥%20 eşik değeri ile kullanılmasını önermekteyiz. Anahtar Kelimeler: Astım, PEF değişkenliği, bronş provokasyon testi, FEF25-75, erken reverzibilite S-005 Aspirin Desensitizasyonunun Uzun Dönem Etkinliği: 300 ve 600mg/gün İdame Aspirin Dozlarının Klinik Etkinliği Farklı mıdır? Gülfem Elif Çelik1 , Gül Karakaya2 , Ferda Öner Erkekol3 , Berna Adile Dursun4 , Aslı Gelincik5 , Ömür Aydın1 , Ebru Çelebioğlu2 , Taşkın Yücel6 , İrfan Yorulmaz7 , Engin Dursun8 , Çiler Tezcaner7 , Zeynep Çelebi Sözener1 , Suna Büyüköztürk5 , Fuat Kalyoncu1 1 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı, İmmünoloji ve Allerji Bilim Dalı, Ankara 2 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı, İmmünoloji ve Allerji Bilim Dalı, Ankara 3 Atatürk Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İmmünoloji ve Allerji Kliniği, Ankara 4 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, İmmünoloji ve Allerji Bilim Dalı, Rize 5 İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, İmmünoloji ve Allerji Bilim Dalı, İstanbul 6 Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı, Ankara 7 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı, Ankara 8 Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı, Rize Giriş: Aspirin desensitizasyonun (AD); NSAİİ ile alevlenen hava yolu hastalığında (NERD), astım ve nazal semptomlarını azalttığı ve nazal polip oluşumunu geciktirdiği gösterilmiştir. Ancak klinik parametreler üzerine etkili idame dozu netlik kazanmamıştır. Amaç: AD yapılan hastalarda, idame doz olarak 600mg/ gün ile 300mg/gün aspirin kullanılmasının klinik etkinliği karşılaştırılacaktır. Yöntem: Çok merkezli çalışmaya, AD tedavisinde en az 1 yıl süreyi tamamlamış NERD tanılı hastalar dahil edilmiştir. Hastaların AD öncesi verileri,1. yıl ve 3. yıl verileri ile karşılaştırılmıştır. Nazal polip cerrahisi sayısı, sinüzit ve astım atak sayısı, hastane yatışı ve ilaç kullanımları araştırma grubunda 9 hastada pozitifken, ÇTH grubunda 40 hastada pozitifti (p%15 ve >%10 olarak 3ayrı değer için duyarlılık ve özgüllüğüne bakıldığında sırasıyla %61.5-83.3, %88.5-62.5 ve %100-16.7 olarak saptandı. Astım tanısıyla tedavi alanların 1. ay kontrollerinde 6 Asthma Allergy Immunol 2017;15: Supplement: 2 GATA3/Tbet1/FoxP3 protein ekspresyonları analiz edildi. iDF-MKH’ler astım hastalarında CD4+CD25+FoxP3+ Tregülatör hücre sayısını arttırarak lenfosit proliferasyonunu ve lenfosit apoptozunu anlamlı baskıladı (p0,05). iDF-MKH’lerin astım hastalarında immünomodülatuar etkiyle Th2 lenfosit yanıtını baskıladığını ve lenfosit farklılaşmasını Th1 hücre yönünde desteklediğini göstermiştir. Elde edilen sonuçlar iDFMKH’lerin astım hastalığının tedavisinde yeni bir seçenek olabileceği yönünde yapılacak olan in vivo çalışmalara kapıları aralamaktadır. Anahtar Kelimeler: Allerjik astım, ev tozu akarı, dental folikül, mezenkimal kök hücre, immünomodülasyon S-007 Astımlı Hastada Algı-Tutum, Uyum ve Kontrol Üçgeni Zeynep Çelebi Sozener, Ömür Aydın, Gülfem Elif Çelik, Zeynep Mısırlıgil, Dilşad Mungan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı İmmunoloji ve Allerji Hastalıkları Bilim Dalı, Ankara Giriş: Astımda kontrolü sağlamada hasta uyumu, algı ve tutumu önemli bir yer tutmaktadır Amacımız hastaların algı, tutum ve davranışlarının, tedavi uyumunun ve kontrolün birbirine etkisini değerlendirmekti. Gereç ve Yöntem: En az 1 yıldır astım tanısı ile takip edilen ve en az bir kontrol edici ilaç kullanan hastalar çalışmaya alındı. Tedaviye uyum: subjektif (hasta beyanına göre), objektif (eczane kayıtları ile karşılaştırarak) ve cihaz uyumu şeklinde, kontrol ise GINA, AKT ve son 1 yıldaki atak sıklığı ile değerlendirildi. Hastaların bilgi düzeyleri, algı, tutum ve kaygıları sorgulandı. Bulgular: Çalışmaya 215 hasta (187K/28E; ortalama yaş:50,8±12,13yıl) alındı. Hastaların yarısı basamak-4 tedavi alıyordu ve %46’sı iyi kontrol altındaydı. Subjektif uyum oranı %64 iken, objektif olarak ta uyumlularsa oran %60, cihaz uyumu da gözetilirse oran %28 e düşmekteydi. Uyum sağlanan parametre arttıkça astım kontrolünün iyileştiği izlendi (püçten sınıf NSAİİ reaksiyon öyküsü vardı. Reaksiyona en sık sebebiyet veren ilk üç NSAİİ; ASA (%35.6, n=344), parasetamol (%33.4, n=323) ve metamizoldü (%32.1, n=310). Olguların %.81.2’sinde NSAİİ ile erken tip reaksiyon [NIUA: 269 olgu (%34.3), NERD: 207 olgu (%26.4), SNIUAA: 186 olgu (%23.7)], NSAİİ ile alevlenen kutanöz hastalık (NECD): 122 olgu %15.6) ve %1.6 olguda (n=15) geç tip reaksiyon görüldü. 167 olgu (%17.3) ENDA sınıflaması dışında kaldı. Sonuç: NSAİİ duyarlı hastaların çoğu yeni ENDA sınıflaması ile sınıflanabilmekle birlikte bazı hastalar sınıflama dışı kalmaktadır. Anahtar Kelimeler: NSAİİ, hipersensitivite reaksiyonu, ENDA sınıflaması, NERD, NECD, NIUA S-025 İlaca Bağlı Anafilaksi Geçiren Erişkin Hastalarda Olası Risk Faktörlerinin Değerlendirilmesi Semra Demir1 , Füsun Erdenen1 , Aslı Gelincik2 , Derya Unal2 , Müge Olgaç2 , Raif Coşkun2 , Bahauddin Çolakoğlu2 , Suna Büyüköztürk2 1 Sağlım Bilimleri Üniversitesi, İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İç Hastalıkları, İmmunoloji ve Allerji Hastalıkları Kliniği, İstanbul 2 İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, İmmunoloji ve Allerji Hastalıkları Bilim Dalı, İstanbul Amaç: ilaca bağlı anafilakside olası risk faktörlerini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya suçlu ajanın bilindiği ilaca bağlı erken tip hipersensitivite reaksiyonu geçiren 17 yaş üzeri hastalar dahil edildi. Anafilaksi ve anafilaksi dışı olmak üzere gruplandırıldı. Anafilaksi tanısı WAO kriterlerine göre konuldu. Suçlu ilaç deri testi ile doğrulandı. Anafilaksi dışı hastalarda ayrıca ilaç provokasyon testi ve nonsteroidal anti-inflamatuar ilaçlar (NSAİİ) ile hipersensitivite öyküsü olan hastalarda reaksiyon tipini belirlemek için aspirin ya da diklofenak ile provokasyon testi yapıldı. Hastaların sosyo-demografik, klinik özellikleri, bazal triptaz ve total IgE seviyeleri karşılatırıldı. Bulgular: Çalışmaya 281 hasta dahil edildi. Medyan yaş 40(min-max:16-90), %76,5’i kadındı. Hastaların %52,3’üne anafilaksitanısı konuldu. En sık suçlu ilaçlar NSAİİ (%56,9) ve beta-laktam grubu antibiyotiklerdi (%34,7). Reaksiyonların %13,2’sinde ilaç parenteral uygulanmıştı. %34,9’unda komorbid hastalık bulunmaktaydı. %24,6 hasta en sık antihipertansif (%10) olmak üzere ek ilaç kullanıyordu. %28,8 hastada atopi saptandı. Hastaların %28,1’i reaksiyon 20 Asthma Allergy Immunol 2017;15: Supplement: 2 Sonuçlar: 60Yaygın Değişken İmmün Yetmezlik (YDIY), 7IgM eksikliği, 6Kombine İmmün Yetmezlik, 3IgA eksikliği, 2CTLA4 eksikliği, 2MHC sınıf 1 eksikliği, 2Kronik Granülomatöz Hastalık, 1Spesifik IgG subgrup eksikliği, 1Otoimmün Poliglandüler Sendrom ile birlikte hipogammaglobulinemi, 1Diskeratosis Konjenita, 2Bruton agamaglobulinemisi, 1GATA2 mutasyonu, 1Kartilaj saç hipoplazisi, 1Osler Rendu Weber sendromu ile birlikte YDIY, 1Good sendromu, 1Nijmegen-Breakage sendromu takip edilmektedir. Bunların 29’unda (%32) otoimmün hastalık saptanmıştır. Otoimmunite sırasıyla dermatolojik (%10), romatolojik (%9), hematolojik (%8), tiroidit (%7), gastroenterolojik (%7), endokrinolojik (%6), hepatolojik (2%), nörolojik (%1) sistemlerinde saptanmıştır.29 hasta içinde otoantikor pozitifliği 12’sinde mevcuttur;yalnız 6 tanesinde otoimmün hastalığı ile ilgili otoantikor saptanmıştır. 92 hastanın 10’unda ise klinik bulgu olmadan otoantikor saptanmıştır. Tartışma ve Sonuç: PIY kohortumuzda otoimmun hastalık sıklığı literatürde belitilenden (%20-30) biraz yüksek (%32), YDIY içinde otoimmün hastalık oranı ile literatür ile uyumlu (%29) saptanmıştır. Otoimmun hastalık prezente edenler içindeki otoantikor pozitifliği %41 bulunmuş ve bu sonuç PIY’lerde otoantikor saptanmadan otoimmün hastalık olabileceğine dikkati çekmektedir. Çok sayıda otoimmünite ile prezente olan tüm olguların PIY yönünden değerlendirilmesi gerektiği akılda tutulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Primer immün yetmezlik, otoimmünite, sıklık, dağılım S-029 Atopik Dermatitli Çocuklarda Kontak Alerji Sıklığı Deniz Özçeker1 , Fatih Haslak2 , Sevgi Sipahi3 , Fatih Dilek4 , Zeynep Tamay3 , Nermin Güler5 1 Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul 2 İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, İstanbul 3 İstanbul Tıp Fakültesi, Çocuk İmmunoloji ve Alerji Hastalıkları Bilim Dalı, İstanbul 4 Bezmi Alem Vakıf Üniversitesi Çocuk İmmunoloji ve Alerji Hastalıkları Bilim Dalı, İstanbul 5 İstanbul Bilim Üniversitesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, İstanbul Giriş: Atopik dermatit sıklığı giderek artan kronik tekrarlayan inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Patogenezinde deri kalınlığı, pH, flora, bariyer fonksiyonu, tedavi uygulandığı retrospektif olarak kaydedildi. Deri testleri, ENDA/EAACI ilaç alerji çalışma grubu önerilerine göre yapıldı. Bulgular: 360 hasta incelendi. 250’si rituximab, 40’ı tosiluzimab, 40’ı infliksimab, 30’u abatacept tedavisi almıştı. Özellikle, ilk uygulama esnasında rituksimab ile tedavi edilenlerin %20’sinde (n:50), tosilizumab ile tedavi edilenlerin %5’inde (n:2) AR gelişmişti. Bu akut reaksiyonların birçoğunun premedikasyon ve infuzyon süresinin uzatılması ile üstesinden gelindi. 10 hasta ciddi HSR’ları nedeni ile kliniğimize yönlendirildi.8 tanesinde ani tip kutanöz/sistemik reaksiyon (3 hasta rituksimab, 2 tosilizumab, 1’er tanesi infliksimab, adalimumab, etanercept ile) ve 2 tanesinde geç başlangıçlı kutanöz reaksiyon (certolizumab ve infliksimab ile) saptandı. 8 hastanın 5’inde deri testleri pozitifti(2’si rituximab, 1’er tanesi tosilizumab, adalimumab, etanercept ile). Deri testi pozitif saptanan 5 hastanın 3’ünde mAb ile anaflaksi öyküsü mevcuttu. Geç tip deri reaksiyonu kliniği ile başvuran 2 olgunun da ilaç yama testleri negatif saptandı (DMARD/uzun süreli steroid kullanımına bağlandı). Tartışma ve Sonuç: Akut infüzyon reaksiyonları sıklığı %14.4, ani tip HSR%2.2, deri testi ile kanıtlanabilen gerçek alerjik reaksiyon %1.38, anaflaksi %0.8 saptandı. Ayrıca, premedikasyon ile üstesinden gelinemeyen ani tip HSR sıklığı %15 saptandı. Sonuçta, çalışmamızda, literatürde belirtilen sıklıklara kıyasla, gerçek alerjik reaksiyonlar çok daha nadir gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Monoklonal antikor, Ige aracılı hipersensitivite reaksiyonu, sıklık İmmünoloji-Deri Alerjileri S-028 Otoimmünite: Primer İmmün Yetmezliklerin İlk Bulgusu Ceyda Tunakan Dalgıç, Fatma Düşünür Günsen, Gökten Bulut, Asuman Çamyar, Hasibe Artaç, Melih Özışık, Fatma Ömür Ardeniz, Aytül Zerrin Sin Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Alerji ve Klinik İmmunoloji Bilim Dalı, İzmir Giriş: Primer İmmun Yetmezliklerin (PIY) en sık prezentasyon şekli tekrarlayan enfeksiyonlar olmasına rağmen, literatüre göre otoimmünite ikinci en sık prezentasyon şeklidir. Amaç: Kliniğimizde takip edilmekte olan PIY olguları arasında otoimmünite sıklığı ve çeşitliliğini saptamaktır. Yöntem: 2000 yılından itibaren takip edilmekte olan 92 PIY olgusunun tanıları, otoimmün hastalıkları ve otoantikor varlığı, retrospektif olarak incelenmiştir. 22 Asthma Allergy Immunol 2017;15: Supplement: 2 bir rol oynamaktadır. Klinisyenlerin hastalarını bireysel tetikleyiciler hakkında mutlaka sorgulamaları ve korunma önlemleri önermeleri gerektiğini düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Kronik ürtiker, kronik spontan ürtiker, kronik indüklenebilen ürtiker İmmünoloji-Deri Alerjileri S-032 Atopik Dermatitli Çocukların Annelerinde Obsesif Kompulsif Semptomlar Velat Çelik1 , Işık Görker2 , Burçin Beken1 , Pınar Özdemir1 , Necdet Süt3 , Mehtap Yazıcıoğlu1 1 Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Alerji ve İmmünoloji Bilim Dalı, Edirne 2 Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Edirne 3 Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik ve Tıbbi Bilişim Anabilim Dalı, Edirne Giriş: Atopik dermatit(AD) daha çok çocuklarda görülen, hasta ve aileleri açısından yorucu; fiziksel ve psikolojik yük oluşturan kronik inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Hijyen hipotezi, mikrobiyal teması azaltan çevre değişikliklerin AD gibi alerjik hastalıkları artırdığını ileri sürer. Çalışmamızda atopik dermatitli hastaların annelerinde obsesif kompülsif semtomların varlığı araştırılmıştır. Yöntem: Çalışmaya AD’li 21 hasta ile annesi (Grup I) ve 29 sağlıklı kontrol ve annesi(Grup II) alındı. Her 2 gruptaki annelere Maudsley Obsesif Kompulsif Ölçeği Türk versiyonu (MOKÖ-T) uygulandı. Besin alerjisi olanlara deri prik testleri ve oral besin provakasyon testi uygulandı. Sonuçlar: Grup I’deki hastaların ortanca yaşı 10,5 ay, Grup II’deki çocukların ortanca yaşı 17 ay idi. Annelerin ortanca yaşı grup I’de 29 yıl, grup II’de 28 yıl idi. Demografik veriler açısından istatistiki anlamlılık yoktu. MODÖ-T skoru ortalaması grup I’de 16.05 ve grup II’de 10.24 olarak bulundu (p=0.002). MODÖ-T temizlik alt ölçeği de group I’de yüksek bulundu(p14);triptaz değerleri>14 olanların algılanan stres ve endişe puanları diğer iki gruba göre anlamlı yüksek saptandı(p:0.001). Eğitim düzeyi arttıkça, VİT öncesi algılanan stres (p.0.031) ve endişe puanı (p:0.016)diğer gruplara göre anlamlı yüksek saptandı. Ayrıca, medeni durumlarına göre; VİT öncesi evli kişilerde stres puanı yüksek saptandı(p:0.02). Primer reaksiyonların(rxn) şiddetine göre;grade 1 rxn. %12.1, grade 2 rxn. %28.8, grade 3 rxn. %21.2, grade 4 rxn. %37.9 hastada saptandı. Grade 1’de stres puanı ort:10, grade2’de ort:10.7, grade 3’de ort. 13.2, grade4’te ort:10.8 bulundu ve gruplar birbiri ile kıyaslanınca VİT öncesi stres puanları arasında anlamlı fark saptanmadı(p:0.37). VİT sonrası, grade 1 grubunda ort. puan:10.3, grade 2’de ort.10.1, grade3’de ort:12.6, grade 4’te ort.10.2 saptandı ve gruplar kendi içinde kıyaslandığında anlamlı fark saptanmadı(p:0.5). Ayrıca, VİT öncesi ve sonrasında algılanan stres puanı kıyaslandığında anlamlı fark saptanmadı. Primer reaksiyon şiddeti ile stres ve endişe şiddeti arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç: Venom alerjisi, bazı hasta gruplarında stres ve endişe şiddetini artırmaktadır. VİT, bu bulguların düzelmesinde en etkin tedavi metodudur. Anahtar Kelimeler: VİT, endişe şiddeti, algılanan stres düzeyi S-043 Mevsim Öncesi Allergoid İmmünoterapinin Etkinliği?: Monosensitize ve Polisensitize Hastalarda Kontrollü Çalışma Şadan Soyyiğit1 , Ömür Aydın1 , Derya Seçil1 , Derya Öztuna2 , Betül Ayşe Sin1 , Zeynep Mısırlıgil1 , Dilşad Mungan1 1 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı, Allerji ve Klinik İmmünoloji Bilim Dalı, Ankara 2 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Biyoistatistik Anabilim Dalı, Ankara S-041 Akar-Duyarlı Astım ve/veya Rinitli Çocuklarda Subkütan İmmunoterapinin Solunum Yolu Enfeksiyonları ve Antibiyotik Kullanımı Üzerine Etkisi Ayfer Yükselen Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi, Pediatrik Allerji ve İmmunoloji Bilim Dalı, İstanbul Amaç Akar -monosensitize Allerjik astım ve/veya Allerjik rinit’li çocuklarda, subkütan immunoterapinin (SCIT) solunum yolu enfeksiyon sıklığı ve antibiyotik kullanımı üzerine etkisini araştırmak Yöntem: Akar -monosensitize Allerjik astım ve/veya Allerjik rinit’li 45 çocuk (22 E; ort. yaş,9.8 yıl) iki gruba ayrıldı: 23 hasta proflaktik ve semptomatik ilaç tedavisi ile (Grup 1); 22 hasta ise, ek olarak DP-DF mix SCIT (Grup 2) uygulanarak Kasım 2015 -Mart 2017 tarihleri arasında takip edildi. Solunum yolu enfeksiyonu (SYE) tanısı, en 2 semptom veya bulgunun, en 48 saat devam etmesi durumunda kondu. Hastaların solunum yolu enfeksiyon tanıları klinik semptom ve bulgular ile birlikte tanıya yardımcı laboratuvar testleri ve antibiyotik ihtiyaçları aynı pediatrist tarafından değerlendirildi. Bulgular: SCIT alan hastalarda (2.1), kontrol grubuna (6.8) kıyasla, anlamlı derecede daha az (p0,05). Sonuç: Mevsim öncesi allergoid immünoterapiyle sağlanan klinik iyileşmeye spesifik IgG4 blokan antikorlarındaki artış eşlik etmektedir. Bulgularımız, polisensitize hastalarda da monosensitize hastalarla benzer klinik ve immünolojik etkinlik olduğunu göstermektedir. BAP No: 16H023002 (Ankara Üniversitesi), 171218001 (NEÜ) Anahtar Kelimeler: Mevsim öncesi immünoterapi, monosensitize, polisensitize, klinik etkinlik, spesifik IgE, spesifik IgG4 Giriş: Mevsim öncesi allergoid immünoterapinin polisensitize hastalardaki klinik etkinliği ve immünolojik yanıt üzerine olan etkileri bilinmemektedir. Amacımız, monosensitize ve polisensitize hastalarda, mevsim öncesi allergoid immünoterapinin klinik ve immünolojik yanıta olan etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza, mevsimsel allerjik rinitli 74 olgu [immünoterapi grubu; n=46 (monosensitize/ polisensitize: 37/9), kontrol grubu; n=28 (monosensitize/ polisensitize: 20/8)] dahil edildi. Tüm hastalar polen mevsimi boyunca aylık semptom-ilaç skorları ve VAS ile takip edildi. Yaşam kalitesi, Mini-RQLQ anketi ile değerlendirildi. İmmünoterapi öncesi ve sonrasında alınan serumlarda çayır poleni [Phleum pratense (Phl p)] spesifik IgE ve spesifik IgG4 (UNI-CAP 100, Phadia) ölçümleri yapıldı. Bulgular: İmmünoterapi grubunda, Haziran-Temmuz semptom skoru, Mayıs-Haziran, Temmuz-Ağustos VAS skoru ve Haziran kombine semptom-ilaç skoru, kontrol