Doktorsitesi.com

PSIKOLOJININ BILIM OLMA SÜRECI

Dr.Öğr.Üyesi Büşra Nur Yiğit
Dr.Öğr.Üyesi Büşra Nur Yiğit
18 Eylül 2025324 görüntülenme
Randevu Al
Tarih boyunca filozoflar, sanatçılar, edebiyatçılar da insan davranışlarını açıklamaya çalışmışlardır. Ancak psikoloji bir bilimdir ve diğer bilim dalları arasındaki farkı sistema- tik, objektif ve deneysel verilere dayalı bilimsel yöntemler kullanır. Nesnel, doğrulanabi- lir, genellenebilir cevaplar üretir.
PSIKOLOJININ BILIM OLMA SÜRECI
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Psikolojinin Tarihsel Gelişimi ve Pozitif Bir Bilim Olma Süreci

Psikoloji, uzun bir süre boyunca felsefenin bir alt dalı olarak kabul edilmiştir. Antik Yunan filozoflarından Platon ruhu değişmez bir yapı olarak tanımlarken, Aristo ruhu bedenin bir fonksiyonu olarak görmüştür. Rönesans sonrası dönemde ise zihin felsefesi ön plana çıkmış; J. Locke ve D. Hume zihni boş bir levha (tabula rasa) olarak nitelendirirken, Descartes ve Kant doğuştan gelen temel bilgilerin varlığını savunmuştur.

  1. yüzyılda yaşanan bilimsel gelişmeler ve sanayileşmenin getirdiği yalnızlaşma, bireysel psikolojik sorunları artırmıştır. Bu sorunları bilimsel yöntemlerle inceleme ihtiyacı, Wilhelm Wundt'un 1879'da ilk psikoloji laboratuvarını kurmasıyla sonuçlanmıştır. Bu gelişme ile psikoloji, felsefeden ayrılarak pozitif bir bilim kimliği kazanmıştır.

Psikolojide Ekoller ve Yaklaşımlar

Psikolojide ortak bir anlayışı benimseyen bilim insanlarının oluşturduğu topluluğa ekol, konuyu değerlendirme tarzına ise yaklaşım denir. İnsan davranışları çok yönlü olduğu için, tek bir yaklaşım yerine farklı ekollerin birbirini tamamlayan bakış açıları kullanılır.

Psikoloji Araştırmalarında Kullanılan Yöntem ve Teknikler

Bilimsel bilgiye ulaşmak için kullanılan sistemli yollar "yöntem" olarak adlandırılır. Psikoloji bilimi temel olarak üç mantıksal çıkarım yolunu kullanır:

  • Tümevarım (Endüksiyon): Özel gözlemlerden genel ilkelere ulaşma.
  • Tümdengelim (Dedüksiyon): Genel ilkeleri tekil olaylara uygulama.
  • Analoji (Benzetme): İki olgu arasındaki benzerlikten yola çıkarak çıkarım yapma.

1. Korelasyonel Yöntem

İki değişken arasındaki ilişkinin gücünü ve yönünü belirlemek için kullanılır. İlişki katsayısı +1 ile -1 arasında değer alır.

Korelasyon TürüÖzellikÖrnek
Pozitif Korelasyonİki değişken aynı yönde artar veya azalır.Reklam harcamaları arttıkça satışların artması.
Negatif KorelasyonBir değişken artarken diğeri azalır.Kilo arttıkça koşu mesafesinin kısalması.
Nötr KorelasyonDeğişkenler arasında ilişki yoktur.Boy uzunluğu ile zekâ seviyesi arasındaki ilişki.

2. Deneysel Yöntem

Neden-sonuç ilişkisini belirlemek amacıyla varsayımların sınandığı yöntemdir. Bu yöntemde iki temel grup bulunur:

  • Deney Grubu: Bağımsız değişkenin uygulandığı ve koşulların değiştirildiği gruptur.
  • Kontrol Grubu: Karşılaştırma yapmak amacıyla müdahale edilmeyen gruptur.

Davranışın Biyolojik ve Çevresel Temelleri

İnsan davranışları; sinir sistemi, kalıtım ve çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşimi sonucu oluşur.

Sinir Sisteminin Yapısı

Sinir sisteminin temel yapı taşı nöron adı verilen hücrelerdir. Uyarılar dentritler aracılığıyla alınır ve aksonlar üzerinden iletilir. Sinir sistemi iki ana bölüme ayrılır:

  1. Merkezi Sinir Sistemi: Beyin, beyincik, omurilik soğanı ve omurilikten oluşur. Beyin; öğrenme, düşünme ve duygulanma merkezidir.
  2. Çevresel Sinir Sistemi: Uyarıları merkeze, emirleri organlara iletir. Sempatik sistem organizmayı harekete geçirirken (hızlandırıcı), parasempatik sistem vücudu dinlenme haline (yavaşlatıcı) getirir.

Kalıtım ve Çevre Etkileşimi

Davranışlar üzerinde hem genetik mirasın hem de yaşanılan çevrenin etkisi büyüktür. Kalıtım, bireyin potansiyelini belirlerken; çevre (aile, eğitim, kültür), bu potansiyelin nasıl ortaya çıkacağını şekillendirir.

Yaşam Boyu Gelişim Süreçleri

Gelişim; döllenmeden ölüme kadar süren fiziksel, zihinsel ve sosyal değişimlerin bütünüdür. Modern psikoloji, gelişimi sadece çocuklukla sınırlamaz, tüm yaşamı kapsayan bir süreç olarak ele alır.

  • Ergenlik (12-24 Yaş): Kimlik arayışının, fiziksel değişimin ve bağımsızlık çabasının yoğun olduğu dönemdir.
  • Yetişkinlik (20-65 Yaş): Toplumsal rollerin benimsendiği, üretkenliğin en üst seviyeye çıktığı evredir.
  • Yaşlılık (65+ Yaş): Bilişsel enerjinin azaldığı ancak irdeleme yeteneğinin devam ettiği, fiziksel kısıtlamaların başladığı dönemdir.

Algı, Güdülenme ve Duygular

Algıyı Etkileyen Faktörler

Algı, duyumların anlamlandırılması sürecidir. Dikkat, hazırlayıcı kurulum, ortam, telkin ve geçmiş yaşantılar algıyı doğrudan etkiler. Algıda bütünlük ilkesine göre, zihin uyarıcıları parçalar halinde değil, anlamlı bütünler olarak örgütler.

Güdülenme Süreci

Organizmayı bir amaç için harekete geçiren güce güdü denir. Süreç; bir eksikliğin hissedilmesi (ihtiyaç), itici gücün oluşması (dürtü) ve hedefe yönelik davranışla tamamlanır.

Duygular ve Türleri

Duygular; haz, korku, kaygı ve öfke gibi türlere ayrılır. Korku belirli bir nesneye yönelikken, kaygı nedeni belirsiz bir huzursuzluk halidir. Duygular, bireyin performansını ve sosyal ilişkilerini doğrudan yönlendirir.

Sosyal Etki ve Davranış

Bireyin davranışları, içinde bulunduğu sosyal grup tarafından şekillendirilebilir.

  • Yükleme (Atfetme): Davranışların nedenini kişisel özelliklere (içsel) veya çevreye (dışsal) bağlama eğilimidir.
  • İtaat ve Benimseme: Bireyin bir otoriteye uyması veya bir grubun değerlerini içselleştirmesidir.
  • Özgeci Davranış: Hiçbir ödül beklemeden başkasına yardım etme durumudur. Ancak ortamdaki insan sayısı arttıkça sorumluluğun yayılması nedeniyle yardım etme eğilimi azalabilir (Tanık Etkisi).

Yazar Hakkında

Dr.Öğr.Üyesi Büşra Nur Yiğit

Dr.Öğr.Üyesi Büşra Nur Yiğit

Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden yüksek şeref öğrencisi olarak mezun oldum. Eğitim hayatım boyunca Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Prof. Dr. Ali Dursun Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Beslenme ve Metabolizma Ünitesi’nde çalışmalarda bulundu. Prof. Dr. Selçuk Dağdelen ve Prof. Dr. Okan Bülent Yıldızla diyabet konusunda çalışmalar yaptı.
GATA' da Prof.Dr. Mustafa Ulubay ile Kadın Hastalıkları ve Doğum Beslenmesinde çalışmalar yaptı.
Gelişimime katkı sağlamak amacıyla Metabolik ve Bariatrik Cerrahi Diyetisyenliği, Obezite veya Diyabet Tedavisine Güncel Yaklaşımlar, Sezgisel Yeme Psikolojik beslenme bozuklukları gibi birçok eğitim ve kurs programına katıldım.
Şuan da online ve yüz yüze olarak, kilo yönetimi ve hastalıklarda tıbbi beslenme tedavisi hizmetlerimin yanında mide balonu, mide botoksu, sleeve gastrektomi (tüp mide) ve gastrik bypass (MGB, RYGB) olmak üzere obezite cerrahisi alanında hizmet vermektedir.
Şuanda Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesi Psikiyatri Prof.Dr.Cengiz Kılıç ile birlikte psikolojik tez makale çalışmalarına devam etmektedir
Prof.Dr.Deniz Demiryürekle birlikte Akupunktur,Mezoterapi üzerine çalışmalar devam etmektedir.
Hacettepe üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde Prof Asistanı olarak hizmet vermektedir.(Yarın resmi olarak duyurulacaktır)
Hastanemizin Erişkin,Çocuk hastalıklarındaki yaptığımız tedavi çalışmaları devam etmektedir.
En yakın zamanda @hacettepeichastalklar7316 ve @hacettepe.ichastaliklari: hesaplarında aktif şekilde çalışmalar başlayacaktır.
Misyonumuz;
Toplum sağlığının korunması, bireye en üst düzeyde uzmanlaşmış, kaliteli tanı ve tedavi hizmetini, çağın gerektirdiği bilgi ve teknolojiyi buluşturarak vermek yanında, üstün nitelikli ve evrensel standartlarda eğitim, öğretim ve araştırma yapılması için gerekli altyapı desteğinin sağlanmasını amaçlar.
Vizyonumuz;
En ileri bilgi ve teknolojinin, yeterli ve tatmin edici düzeyde, zevkli bir ortam içinde sunulduğu, Yönetimiyle örnek bir model oluşturan, Uluslararası düzeyde tanınan ve tercih edilen, Hasta ve çalışan memnuniyetinin mükemmele ulaştığı, Lider sağlık kuruluşu üyesi olmaktır.
Değerlerimiz;
Özenli, Çalışkan, Güler yüzlü ve Saygılı olmaktır.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.