Öfke: Bastırılmış İhtiyaçların Dili

Öfke, çoğu zaman dışarıdan “kontrol edilemeyen bir patlama” gibi görünse de, psikodinamik perspektiften bakıldığında insan ruhsallığının en anlamlı sinyallerinden biridir. Öfke yalnızca saldırganlık ya da taşkınlık değildir; çoğu zaman duyulmayan bir ihtiyacın, tanınmayan bir duygunun ve çocuklukta karşılıksız kalmış bir ilişkinin bugüne sızan yankısıdır.
Freud’a göre saldırganlık, dürtüsel yapının ayrılmaz bir parçasıdır ve bireyin hem dış dünyayla hem de kendi iç dünyasıyla kurduğu ilişkinin temel düzenleyicilerindendir (Freud, 1920/2011). Ancak Freud’un dürtü kuramı, öfkeyi yalnızca biyolojik bir enerji olarak ele alırken, nesne ilişkileri kuramcıları bu duygunun kökenini erken ilişkilere yerleştirir.
⸻
Öfke Bir İlişki Ürünüdür
Melanie Klein, öfkenin yalnızca “içsel bir patlama” olmadığını, erken bakım ilişkilerinde yaşanan hayal kırıklıklarının ruhsallıkta nasıl örgütlendiğini göstererek açıklar. Bebek, ihtiyaçlarının yeterince karşılanmadığı her an, sevgiyle nefretin iç içe geçtiği ambivalan bir iç dünya geliştirir (Klein, 1946/1998). Bu dönemde yeterince yatıştırılamayan her gerilim, ileriki yaşamda öfke biçiminde tekrar sahnelenebilir.
Winnicott ise öfkeyi “ilişkinin devam ettiğinin bir göstergesi” olarak ele alır. Ona göre çocuk, ancak bakım verenin psikolojik olarak orada olduğunu hissettiğinde öfkelenmeye cesaret edebilir. Çünkü öfke, terk edilmeyeceğine dair örtük bir güven varsayar (Winnicott, 1965).
Yani paradoksal olarak, öfke çoğu zaman bağın sürdüğüne dair umudun ürünüdür.
⸻
Bastırılan Öfke, Kaybolmaz: İçeriye Döner
Psikodinamik kurama göre ifade edilemeyen her duygu bir biçimde dönüşür. Özellikle öfke, bastırıldığında kaybolmaz; suçluluk, utanç, değersizlik ya da depresif çökkünlük şeklinde içe döner.
Fairbairn’in kuramı bu noktada çarpıcıdır. Ona göre çocuk, sevgi nesnesini kaybetmemek adına kendi öfkesini “kötü benlik” parçasına hapseder (Fairbairn, 1952). Yetişkinlikte ise kişi ilişkilerinde sürekli kendini suçlayan, sınır koymakta zorlanan ve “fazla anlayışlı” görünen bir yapıya bürünebilir.
Bu bireyler çoğu zaman şunu söyler:
“Ben kolay kolay sinirlenmem.”
Oysa terapötik süreçte görülür ki, bu sinirlenmeme hali, geçmişte öfkenin tehlikeli olduğu bir ilişkisel bağlamda öğrenilmiştir.
⸻
Terapide Öfke Neden Geç Kalır?
Birçok danışan terapiye geldiğinde kaygı, depresyon ya da ilişkisel tükenmişlikten söz eder; ancak öfke aylar sonra görünür olur. Bunun nedeni, öfkenin çoğu birey için hâlâ yasaklı bir duygu olmasıdır.
Kernberg, borderline yapılanmalarda yoğun öfkenin çoğu zaman “terk edilme korkusu” ile iç içe geçtiğini belirtir (Kernberg, 1984). Kişi, öfkelendiğinde kaybedeceğini düşünür; bu nedenle öfke bastırılır, ancak bu bastırma kişilik örgütlenmesinin merkezine yerleşir.
⸻
Öfkeyle Çalışmak: Kontrol Etmek Değil, Anlamak
Psikodinamik terapide amaç öfkeyi bastırmak ya da “kontrol altına almak” değildir. Amaç, öfkenin neyi temsil ettiğini keşfetmektir:
• Kime söylenemedi?
• Hangi ihtiyacın yerini aldı?
• Hangi ilişki örüntüsünü tekrar ediyor?
Öfke doğru bağlamda karşılandığında yıkıcı değil, dönüştürücü bir duygudur. Çünkü kişi ilk kez kendi içsel sınırlarını tanımaya ve ilişkide yer açmaya başlar.
⸻
Sonuç
Öfke, insanın en çok yanlış anlaşılan duygusudur. Oysa psikodinamik açıdan bakıldığında, öfke:
• Duyulmamış ihtiyaçların dili,
• Bastırılmış ilişkisel yaraların yankısı,
• Ve sağlıklı sınırların habercisidir.
Öfkeni susturmak değil, anlamak iyileştirir.
⸻
Kaynakça
Fairbairn, W. R. D. (1952). Psychoanalytic studies of the personality. Tavistock.
Freud, S. (2011). Haz ilkesinin ötesinde (Çev. E. Kapkın). Metis Yayınları. (Orijinal çalışma 1920)
Kernberg, O. F. (1984). Severe personality disorders: Psychotherapeutic strategies. Yale University Press.
Klein, M. (1998). Notes on some schizoid mechanisms. In Envy and gratitude and other works 1946–1963 (pp. 1–24). Vintage. (Orijinal çalışma 1946)
Winnicott, D. W. (1965). The maturational processes and the facilitating environment. Hogarth Press.

