Doktorsitesi.com

Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu

Aile Danışmanı Canan Sinanoğlu
Aile Danışmanı Canan Sinanoğlu
8 Mayıs 202479 görüntülenme
Randevu Al
Obsesyon, latince bir kelime olan “obsesio”’dan köken almış olup kuşatma eylemini ve blokaj durumunu ifade etmektedir. Türk Dil Kurumu (TDK), obsesyon sözcüğünü “takıntı” olarak tanımlamış, takıntıyı ise “ruh bilimi yönünden herhangi bir şeye hastalık derecesinde düşkünlük” şeklinde açıklamıştır. “Compulsion” da Latince bir kelime olup zorlama ve mecburiyeti tanımlamaktadır. Psikolojik açıdan ise kompulsiyon, bir düşüncenin yol açtığı kaygı ve korkuyu ortadan kaldırmak için yapılan belirli hareketler olarak tarif edilmektedir.
Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu Nedir?

Obsesyon, Latince kökenli "obsesio" kelimesinden türetilmiş olup kuşatma eylemini ve blokaj durumunu ifade eder. Türk Dil Kurumu (TDK) bu kavramı takıntı olarak tanımlarken, ruh bilimi açısından bir şeye hastalık derecesinde düşkünlük olarak açıklar. Kompulsiyon ise Latince "compulsio" kelimesinden gelmekte olup zorlama ve mecburiyet anlamını taşır. Psikolojik bağlamda kompulsiyon, bir düşüncenin yarattığı kaygı ve korkuyu ortadan kaldırmak amacıyla sergilenen belirli hareketlerdir.

Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğunun Tarihçesi ve Tanımı

Obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu (OKKB); "anal karakter" veya "anankastik kişilik" olarak da adlandırılmaktadır. İlk kez 1952 yılında DSM-I (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve Sayısal El Kitabı) ile resmi bir tanı olarak kabul edilmiştir. Bu bozukluk, bireyin yaşam kalitesini ve psikososyal işlevselliğini ciddi oranda etkileyen, toplumda en yaygın görülen kişilik bozukluklarından biridir.

OKKB, temel olarak sekiz belirgin kişilik özelliği ile karakterize edilir:

  • Ayrıntılarla aşırı meşgul olma
  • Mükemmeliyetçilik
  • İşe ve üretkenliğe aşırı bağlılık
  • Aşırı vicdanlılık
  • Değersiz nesneleri atmada yetersizlik (istifçilik eğilimi)
  • Görevleri devretmede yetersizlik
  • Cimrilik
  • Katılık ve inatçılık

Epidemiyoloji: OKKB Kimlerde Görülür?

Toplum genelinde prevalansı %1-2 civarında olan OKKB, bazı klinik örneklemlerde %26 oranına kadar çıkabilmektedir. Cinsiyet dağılımı konusunda farklı bulgular olsa da bazı çalışmalar erkeklerde görülme oranının daha yüksek olduğunu savunmaktadır. Eğitim düzeyi lise ve altı olan bireylerde daha sık rastlanan bu bozukluğun, genç popülasyonda daha az görüldüğü bildirilmiştir.

OKKB ve Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) Arasındaki Farklar

DSM, bu iki durumu farklı ruhsal tablolar olarak tanımlar. Aralarındaki temel farklar şu şekildedir:

ÖzellikObsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu (OKKB)Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)
FarkındalıkEgosintonik (Kişi özelliklerini kendisiyle uyumlu görür)Egodistonik (Kişi düşüncelerini yabancı ve rahatsız edici bulur)
YapıObsesyon ve kompulsiyonların yokluğu ile karakterizedirBelirgin obsesyon ve kompulsiyonlar mevcuttur
EtiketlemeBireye uygunlukla etiketlenmiştirBireye yabancılıkla etiketlenmiştir

Eşlik Eden Hastalıklar (Komorbidite)

OKKB'ye sıklıkla diğer ruhsal ve tıbbi durumlar eşlik eder. Bu bozukluğun en sık görüldüğü durumlar şunlardır:

  • Anksiyete Bozuklukları: Panik bozukluk (%23-38), sosyal fobi (%33) ve genel anksiyete bozukluğu (%34).
  • Affektif Bozukluklar: Unipolar (%23-28) ve bipolar bozukluklar (%26-39).
  • Madde Kullanımı: Alkol veya ilaç bağımlılığı olanlarda daha yüksektir.
  • Tıbbi Durumlar: Parkinson hastalığı ve Ehlers-Danlos sendromu gibi hipermobilite durumları.

Etiyoloji ve Savunma Mekanizmaları

OKKB'nin kökeninde genellikle katı disiplin ile büyüme öyküsü yatar. Psikoanalitik modellere göre ebeveyn hakimiyeti ve aşırı kontrol, karakter oluşumunda etkilidir. Bağlanma kuramı açısından bakıldığında, bu bireylerin çocuklukta daha az bakım, daha fazla koruma aldıkları ve güvenli bağlanma kuramadıkları gözlemlenmiştir. Biyolojik faktörler arasında ise kalıtım önemli bir rol oynar.

Kullanılan temel savunma mekanizmaları şunlardır:

  1. Rasyonalizasyon (Akla uygun hale getirme)
  2. Entellektüalizasyon (Düşünselleştirme)
  3. İzolasyon (Yalıtma)
  4. Reaksiyon-formasyon (Karşıt tepki kurma)
  5. Undoing (Yapma-bozma)

Klinik Özellikler ve Günlük Yaşam

OKKB olan bireyler, mükemmeli başarmaya ve kurallara aşırı odaklanırlar. Bir işe başlamadan önce detaylı planlar yaparlar ancak ayrıntılarda boğuldukları için işin asıl amacından uzaklaşabilirler.

Sosyal ve Mesleki İlişkiler

  • Duygusal Kontrol: Duygularını ve diğer insanlarla ilişkilerini sürekli denetim altında tutarlar; resmi ve mesafelidirler.
  • Mesleki Kapasite: Ekonomik gereksinimden bağımsız olarak yüksek çalışma kapasitesine sahiptirler ancak inisiyatif alma konusunda zayıftırlar.
  • Etik Değerler: Kendilerini ve çevrelerini sürekli ahlak ve doğruluk konusunda sorgularlar; kurallara uyulmaması onları ciddi şekilde sinirlendirir.
  • Sosyal Yaşam: Eğlenmeye zaman ayırmazlar, genellikle yalnızdırlar ve hata yapma korkusuyla karar vermekte zorlanırlar.

DSM-5 ve ICD-10 Tanı Kriterleri

DSM-5'e göre, aşağıdaki kriterlerden en az dördünün varlığı OKKB tanısı için gereklidir:

  • Ayrıntılar ve listelerle aşırı meşguliyet nedeniyle ana noktanın kaçırılması.
  • Görevin tamamlanmasını engelleyen mükemmeliyetçilik.
  • Boş zaman faaliyetlerini dışlayacak derecede işe adanmışlık.
  • Ahlak ve etik konularda aşırı titizlik ve esneklik yokluğu.
  • Değersiz nesneleri elden çıkartamama.
  • İşleri kendi istediği gibi yapmayanlarla görev paylaşımı yapamama.
  • Gelecekteki felaketler için para biriktirme ve cimrilik.
  • Katılık ve inatçılık.

ICD-10 ise bu durumu "Anankastik Kişilik Bozukluğu" olarak tanımlar ve DSM'den farklı olarak müdahaleci düşünceleri de kriterlere dahil eder.

Tedavi Yöntemleri

OKKB olan bireyler, diğer kişilik bozukluklarına göre sorunlarının daha fazla farkındadır ve tedaviye daha isteklidirler. Ancak bağımsızlık ve kontrol ihtiyaçları nedeniyle başvuru süreci gecikebilir.

Farmakolojik Tedavi

  • Karbamazepin ve Fluvoksamin: Kişilik özelliklerini azaltmada etkili olabilir.
  • Sitalopram: Depresif semptomların eşlik ettiği durumlarda tercih edilir.

Psikolojik Tedavi

  • Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): Kişilik bozukluğu, anksiyete ve benlik saygısı üzerinde iyileşme sağlar.
  • Kişilerarası Psikoterapi: Depresif semptomları azaltmada bilişsel tedaviden daha üstün sonuçlar verebilmektedir.

Ek Not: Narsisistik Kişilik Bozukluğu Tedavisi

Narsisistik kişilik bozukluğunda tedavi etkinliği sistematik olarak yeterince değerlendirilmemiştir. Bu patoloji, eşlik ettiği diğer psikiyatrik bozuklukların tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir. Tedavide hasta ile gerçekçi beklentilerin tartışılması, dirençli belirtiler için çoklu ilaç kullanımını önlemek adına kritiktir. Güncel yaklaşımlar büyük oranda psikodinamik formülasyonlara ve klinik deneyimlere dayanmaktadır.

Etiketler

Obsesif kompülsifObsesif kompulsif bozukluk tedavisiObsesif kompulsif bozukluk belirtileri

Yazar Hakkında

Aile Danışmanı Canan Sinanoğlu

Aile Danışmanı Canan Sinanoğlu

Kln. Psk. Bil. Uzm. Canan Sinanoğlu ; Lisans eğitimini Atatürk Üniversitesi , Yüksek lisansını Yakın Doğu Üniversitesi Klinik Psilkoloji bölümlerinde tamamlamıştır . Tezini “Evliliklerinden Hoşnut Olan ve Olmayan Bireylerin Depresyon Düzeyleri ve İntihar Olasılıklarının Karşılaştırılması” üzerine yapmıştır.Aile Danışmanlığı eğitimini ise  Mevlana Üniversitesi'nde tamamlamıştır.  Amerika Birleşik Devletleri Madde Kullanımı Danışmanları Birliği (NAADAC) ve Yakındoğu Üniversitesi’nde Sigara Alkol ve Uyuşturucu Madde Bağımlılığı Danışmanlık Sertifika Eğitimini tamamlamıştır. Psikoterapi eğitimlerini , Aile ve Çift Terapisi ,Bireysel Terapi, Cinsel Terapi , Grup Terapisi ve Hipnoterapi gibi farklı bir çok alanda almıştır. Uzun yıllar Sağlık Araştırmaları  Genel Müdürlüğü  , Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü gibi Sağlık Bakanlığı'nın farklı kurumlarında görev yapmıştır .   Şu an çalışmalarına kendi kliniğinde   yüz yüze ve online devam etmektedir. 

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.