Küçük kara balıkta ayrılma-bireyselleşme

Bu çalışmanın amacı Küçük Kara Balık kitabındaki Küçük Kara Balık’ın yaşam olaylarının, bu yaşam olaylarına gösterdiği tepkilerin ve duygularının Mahler’in Ayrışma-Bireyleşme Kuramı kapsamında değerlendirilmesi, karakterin başından geçenlerin Mahler’in teorisi ile örtüşen ve çatışan yerlerinin tartışılmasıdır. Mahler’in kuramı ayrışma-bireyleşmeyi, farklılaşma, alıştırma, yeniden yakınlaşma ve bireyliğin pekişmesi ve coşkusal nesne sürekliliğinin başlangıcı olmak üzere dört altevre üzerinden incelemektedir. Küçük Kara Balık kitabında asıl incelenen ve ana karakter olan Küçük Kara Balık, annesiyle yaşayan ve amacı dereden ayrılarak denize ulaşmak olan küçük bir balıktır. Çalışma boyunca Küçük Kara Balık karakterine özellikle son üç altevre açısından odaklanılmış ve anne ile yaşanılan sorunların karakterin davranışları üzerindeki etkileri tartışılmıştır. Karakterin öfke eşiğinin düşüklüğünün ve yaşadığı yutulma korkusunun anne ile öngörülen ilişkinin kurulamadığından kaynaklı olduğu, ancak bu durumun bireyleşme sürecinde kendisi için engelleyici bir faktör olmadığı düşünülmüştür.

Küçük kara balıkta ayrılma-bireyselleşme

Özet

Bu çalışmanın amacı Küçük Kara Balık kitabındaki Küçük Kara Balık’ın yaşam olaylarının, bu yaşam olaylarına gösterdiği tepkilerin ve duygularının Mahler’in Ayrışma-Bireyleşme Kuramı kapsamında değerlendirilmesi, karakterin başından geçenlerin Mahler’in teorisi ile örtüşen ve çatışan yerlerinin tartışılmasıdır. Mahler’in kuramı ayrışma-bireyleşmeyi, farklılaşma, alıştırma, yeniden yakınlaşma ve bireyliğin pekişmesi ve coşkusal nesne sürekliliğinin başlangıcı olmak üzere dört altevre üzerinden incelemektedir. Küçük Kara Balık kitabında asıl incelenen ve ana karakter olan Küçük Kara Balık, annesiyle yaşayan ve amacı dereden ayrılarak denize ulaşmak olan küçük bir balıktır. Çalışma boyunca Küçük Kara Balık karakterine özellikle son üç altevre açısından odaklanılmış ve anne ile yaşanılan sorunların karakterin davranışları üzerindeki etkileri tartışılmıştır. Karakterin öfke eşiğinin düşüklüğünün ve yaşadığı yutulma korkusunun anne ile öngörülen ilişkinin kurulamadığından kaynaklı olduğu, ancak bu durumun bireyleşme sürecinde kendisi için engelleyici bir faktör olmadığı düşünülmüştür.

Anahtar kelimeler:Mahler, ayrışma-bireyleşme, Küçük Kara Balık, yutulma korkusu

 

 

Abstract

The purpose of this study is to evaluate the experiences and feelings of the Little Black Fish as part of Mahler's Separation-Individuation Theory and discussing the overlapping and conflicting parts with Mahler's theory. Mahler's theory examines the four sub-stages of separation-individuation as differentiation/hatching, practicing, rapprochement and object constancy.Little Black Fish, main character of the book, is a small fish that lives with its mother and is separated from the stream to reach the sea.Throughout the study, the character of Little Black Fish has been focused on the last three sub-stages and the effects on the character behavior of the problems experienced with the mother have been discussed.It is believed that the character's low anger threshold and fear of engulfment are rooted in the inability to establish the predicted relationship with the mother however this is not arisk factor in the process of individuation.

Keywords: Mahler, separation-individuation, Little Black Fish, fear of engulfment

 

Mahler’in Ayrılma-Bireyleşme Kuramına Göre Küçük Kara Balık Kitabı’nın İncelenmesi

Psikodinamik yaklaşıma göre insanoğlunun ilk dönemlerinde yaşadığı bilinçli ya da bilinçsiz deneyimlerin hayatının geri kalanını etkilediği öngörülmektedir (Shaver ve Mikulincer, 2005). Psikodinamik yaklaşımın öncüsü olan Freud’a göre bu dönem 12 yaş ve sonrasında son bulurken, Klein’a göre bu dönem çok daha önce, yani ilk altı ayda son bulmaktadır (Freud,1948; Klein,1952). Bir diğer psikodinamik kuramcısı olan Mahler’e göre ise çocuğun kişiliğini oluşturan dönem, doğumdan sonra 36 ay içerisinde gerçekleşmektedir. Mahler, bu süreyi Freud’un klasik kuramından uzaklaşmadan, daha farklı sistematikler kurarak, Oidipus kompleksi ve penis hasetini farklı bakış açılarıyla anlatarak klasik psikodinamik kurama yeni bir bakış açısı kazandırmıştır (Yüksel, 2006).Mahler, kuramını oluştururken çoğu psikodinamik teorisyenlerin aksine çocuklar üzerine çalışarak kuramının temelini oluşturmuştur (Tyson ve Tyson, 1990; Mahler, Pine ve Bergman, 2003). İnsan yavrusunun 36 aylık olana kadar yaşadığı süre içerisinde ilerideki yaşamındaki nesnelerle kurduğu ilişkiyi, Oidupus kompleksi ve penis hasetini, yetişkinler medeniyetinde takınacağı tavrı, bakımveren ile kurduğu ilişki temelinde anlatmaktadır. Bu bahsi geçen süredeki dönem ayrışma-bireyleşme olarak isimlendirilmektedir (Mahler, Pine ve Bergman, 2003).

Ayrışma-bireyleşme birbirleriyle etkileşim içinde olan ama aynı zamanda farklı belirtileri ve davranışları içeren iki farklı ilerlemeyi kapsamaktadır. Ayrılma, çocuğun anne ile ortakyaşamsal evreden ayrılışını, bireyleşme ise ortakyaşamsal dönemden ayrılan çocuğun kendi ayırt edici özelliklerini fark edip, bu konuda kazanımlar elde edişini içermektedir. Bu dönemler içinde yaşanan gelişimsel gecikmenin veya erken gelişmenin çocuğun sonraki yaşamında önemli bir etkiye sahip olduğu görülmektedir (Topcu, 2016; Mahler, Pine ve Bergman, 2003). Ayrışma-bireyleşme döneminde yaşanılan sorunların ergenlik döneminde depresyona ve aile içi çatışmalara yol açabileceği düşünülmektedir (Topcu, 2016; Güven ve Aslan, 2010). Bu nedenle bebeğin bakımveren ile kurduğu ilk ilişkinin önemli olduğu söylenebilmektedir.

Ayrışma-bireyleşme döneminin altıncı ayda başlayıp 36. ayda son bulduğu gözlemlenmektedir. Doğumdan sonraki ilk altı ayda yaşanan normal otistik evre ve normal ortakyaşamsal evre, ayrışma-bireyleşme döneminin iki öncül evresi olarak adlandırılmaktadır (Mahler, Pine ve Bergman, 2003).

Bu çalışmanın amacı Küçük Kara Balık kitabındaki Küçük Kara Balık’ın yaşadıklarının ve duygularının Mahler’in Ayrışma-Bireyleşme Kuramı kapsamında değerlendirilmesi, karakterin başından geçenlerin Mahler’in teorisi ile örtüşen ve çatışan yerlerinin tartışılmasıdır. Bu bağlamda evrelere ve Küçük Kara Balık karakterine detaylıca odaklanılmıştır. Çalışma boyunca Küçük Kara Balık cinsiyetsiz olarak değerlendirilmiştir, bununla birlikte Küçük Kara Balık’ın değerlendirilmesinde ve Mahler’in teorisinde geçen cinsiyete özgü gelişimsel ayrımlardan bahsedilmemiştir. Ayrıca Küçük Kara Balık’ın ayrışma-bireyleşme döneminin öncülü olan normal otistik ve normal ortakyaşamsal dönem hakkında çıkarımı yapılmasının zorlama olacağı düşünüldüğünden, bu iki evreye değinilmemiştir. Birinci altevrede yaşanması beklenen süreçleri, hikâye karakterinin ikinci altevrede yaşadığı düşünülmüştür ve bu yaşananlar, çıkarımlar ve olası gecikme nedenleri ikinci altevrede tartışılmıştır. Bu doğrultuda farklılaşma ve alıştırma altevrelerine birlikte değinilmiştir. Çalışmada Küçük Kara Balık kitabının seçilme sebebi, karakterin ayrışma-bireyleşme dönemini belirgin bir şekilde yaşaması ve hayali bir karakter olduğundan çıkarımların tartışmaya çok daha açık olmasıdır.

Küçük Kara Balık, İran asıllı yazar SamedBehrengi tarafından kaleme alınan, MayisAlizade tarafından Türkçeye çevrilen bir çocuk hikayesidir. Hikâye genel olarak dünyayı keşfetmek isteyen küçük bir kara balığın başından geçenleri anlatmaktadır. Küçük Kara Balık, sürüsüyle birlikte dere kenarında yaşayan, binlerce yumurtanın içinden hayatta kalan tek yavru olan, keşfetmeye ve sorgulamaya hevesli bir karakter olarak betimlenmektedir. Hikâyenin başlangıcında Küçük Kara Balık’tan kimseyle konuşmayan, hiçbir arkadaşıyla oyun oynamayan, gün boyu annesinin peşinde dolaşan bir balık olarak bahsedilmektedir. Lakin bir sabah Küçük Kara Balık annesini uyandırıp bulunduğu yerden ayrılmak istediğini annesine dile getirir. Annesi bu durumdan hoşlanmaz ve yavrusuna karşı çıkar.  Diğer yandan Küçük Kara Balık fikrinde ısrar eder ve derenin aktığını, bu derenin nihayetinde başka yerlere vardığını, kendisinin de bu başka yerleri keşfetmek istediğini söyler. Annesinin ve sürünün geri kalanının karşı çıkmalarına rağmen Küçük Kara Balık dere yatağından ayrılır ve okyanuslara ulaşma hayaliyle yola çıkar (Behrengi, 2016). Bu yolculuk esnasında sırasıyla balık sürüleriyle, kurbağalarla, kertenkeleyle, yengeçle, Ay Dede ile, pelikan ve balıkçıl ile yaşadığı deneyimler (Behrengi, 2016); hayatta kalma çabası ve birey olma güdüsü, çocukların ve yetişkinlerin anlayabileceği şekilde anlatılmaktadır.

Mahler’in kuramında ayrışma-bireyleşme döneminin en önemli belirleyicilerinden birinin annenin çocukla olan iletişimi ve annenin karakteri olduğu öngörülmektedir (Mahler, Pine ve Bergman, 2003; Bergman ve Harpaz-Rotem, 2004). Çocuk ile anne arasında oluşan ilk ilişkinin, sonrasında çocuğun bağlanma tarzını belirlediği ve bağlanma tarzının da ilerleyen yaşlarda oluşabilecek patolojilerden sorumlu olduğu söylenmektedir (Topcu, 2016; Tüzün ve Sayar, 2006).Ayrıca annenin yaşadığı korku, kaygı ve agresyon; çocuğun gelişimsel süreci için risk faktörü oluşturmaktadır (Dunbar, 2008).Bu nedenle Küçük Kara Balık’ın annesinin özelliklerine bakıldığında; annenin başka bir çocuğu olmadığı için, çocuğuna karşı çok büyük bir sevgi beslediği söylenmektedir (Behrengi, 2016). Annenin, yavrusunu hiçbir zaman yanından ayırmak istemediği ama aynı zamanda narsistik özelliklerinin de olduğu gözlemlenmektedir. Annenin narsistik özellikleri; kendi ayrılma korkusunu Küçük Kara Balık’ın üzerinde göstererek onun bireyleşme çabasına sürekli ket vurmasından, zaman zaman tehdit ile zaman zaman acındırma ile gitmesini engellemeye çalışmasından anlaşılmaktadır.Narsistik özellik gösteren annelerin çocuklarını kendi parçaları gibi gördükleri, bu nedenle kendi korkularını karşıya yansıttıkları söylenmektedir (Furman, 1996). Diğer taraftan, annenin yavrusuna vereceği öz bakımı zaman zaman aksattığı da gözlemlenmektedir. Bu, kitapta Küçük Kara Balık annesinden uyanmasını istediğinde annenin: “Ne güzel uyuyordum. Uyanmamı bekleyemez miydin?” (Behrengi, 2016) diyerek cevap vermesinden çıkarılabilmektedir.

Normal otistik evre, ayrışma-bireyleşme döneminin ilk öncülüdür ve bu dönem yenidoğanın ilk ayını kapsamaktadır. Bu dönemde yenidoğan, homeostazı sağlamakta, fizyolojik büyümeyi kolaylaştırmak için anne karnındaki dönemle oldukça büyük benzerlikler göstermektedir (Mahler, Pine ve Bergman, 2003). Doğum ile beraber anne ile bebeğin dokuz aylık birliktelikleri sona ermekte ve yeni çevreye adapte olmanın bebek için çok daha zor olabileceği tahmin edilmektedir (Atasoy, Ertürk ve Şener, 1996). Yenidoğanın otistik evredeki görevi; yeni çevreye bedensel, ruhsal ve fizyolojik mekanizmalar aracılığıyla adaptasyonun sağlanmasıdır (Mahler, Pine ve Bergman, 2003).

Ayrışma-bireyleşme döneminin ikinci öncülü olan ortakyaşamsal evrede, bebeğin anne bakımının sağladığı doyumlar neticesinde, gereksinimi doyuran nesnenin belli belirsiz farkına vardığı düşünülmektedir. Bebeğin kendisini ve annesini yekten bir birey olarak düşündüğü varsayılmaktadır. Mahler bu evreye ortakyaşam ismini bebek henüz “ben” ile “ben olmayan” farkındalığına sahip olmadığı için vermektedir. Bu dönemde bebeğin gelecek yaşantısındaki ilişkilerinin temelini oluşturduğu gözlemlenmektedir. Yetişkinlerin kolayca algıladığı ama bebeğin dış dünyadan geldiğini kolayca anlamlandıramadığı uyaranlara karşı yatırımının artmaya başladığı bu dönemde anlaşılmaktadır. Özetle, normal otizm evre nesnesiz; normal ortakyaşamsal evre nesne öncesi farklılaşmamışlığın ilk iki aşamasını oluşturmakta ve bu iki evre ayrılma-bireyleşme döneminin öncül evreleri olarak belirtilmektedir. (Mahler, Pine ve Bergman, 2003).

Ayrışma-bireyleşme dönemi 6-36 aylar arası görülmektedir. farklılaşma, alıştırma,yeniden yakınlaşma ve Bireyliğin Pekişmesi ve Coşkusal Nesne Sürekliliğinin Başlangıcı olmak üzere dört altevreden oluşmaktadır. Farklılaşma evresinde bebeğin içsel hazzı devam ederken bakımveren ile kurduğu ilişkinin getirdiği hazzın da artmaya başladığı ve bu evrenin son dönemlerinde yumurtadan çıkışın gerçekleştiği gözlemlenmektedir. Yumurtadan çıkışta, içe yönelmiş olan dikkatin tamamen uyanıklığın ve anneyle iletişimin artması ile dışa yöneldiği ve görece arttığı görülmektedir. Altıncı ve yedinci aylarda bebeğin anneyi duyu organlarıyla keşfetmeye başladığı söylenmektedir. Bebek, annenin yokluğuyla baş edebilmek için kendi mizacına uygun çözüm yolları üretmeye başlamaktadır. Bebek dokunarak ve görerek parçadan bütüne gittiği için annenin yokluğunda geçiş nesneleri kullanmaktadır. Bu dönemin sonlarına doğru bebek annenin bedenine, sesine, görünüşüne, hissine ait tınıları fark etmektedir. Anneyi, canlı veya cansız varlıklardan ayırt edebilmektedir. Bebekte, annenin farkındalığının artması ve anne ile anne olmayanın ayrımına varması ile beraber yabancı kaygısı gelişmektedir. Yabancı kaygısı; korku, keşfetme hevesi ve merak unsurlarından oluşmaktadır (Mahler, Pine ve Bergman, 2003). Bu kaygının azlığı veya çokluğunun, ileride yaşanabilecek patoloji ihtimalini artırdığı söylenmektedir (Ainsworth, 1979). Bununla beraber yabancı kaygısının evrimsel bir açıklamasının bulunduğu ve sadece insanoğlu için değil diğer canlılar için de geçerli olduğu düşünülmektedir (Ainsworth ve Bell, 1970).

Ortakyaşamsal evreyi uygun geçiren bebekte merak olgusu korku duygusunu bastırırken, bu evreyi uygun geçirmeyen bebeklerde korku duygusu merak olgusunu bastırmakta ve yabancı tepkisi oluşmasına neden olmaktadır. Vaktinden önce veya gecikmiş farklılaşma evresi bebeklerde değişik sonuçlara yol açmaktadır. Eğer anne bebeğe çift değerlilikte davranıyorsa, bebek farklılaşma evresini çok erken geçirmektedir. Eğer narsistik özellikler gösteren bir anne ise bebeğin ortakyaşamsal evresinin uzamasına ve ileride yabancı kaygısının artmasına neden olmaktadır. Çok müdahaleci ve boğucu bir annenin bebeği ise farklılaşma evresine olduğundan çok daha erken başlamaktadır (Mahler, Pine ve Bergman, 2003).

Onuncu ve on yedinci aylar arasını ayrışma-bireyleşme döneminin ikinci altevresi olan alıştırmaaltevresi oluşturmaktadır. Alıştırma altevresi, ilk alıştırma dönemi ve asıl alıştırma dönemi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır: İlk alıştırma döneminin temel özelliği anne dışındaki çevreye ilgi ve alakanın görece olarak artmasına rağmen anneye olan yatırımın öncelik taşımasıdır. Bebekle annenin ortakyaşamsal dönemde kurduğu ilişki bu dönemin nasıl ilerleyeceğini belirlemektedir. Anneyle yeterli yakınlığı kuramamış ve anneden yakınlık bekleyen çocukların bütün enerjisini anneden gelecek ilgiye verdikleri için dış dünyadan haz alamadıkları, bu nedenle alıştırma evresine geç girdikleri gözlemlenmektedir. Çocuk ile anne arasındaki iletişimin azlığının ya da çokluğunun, çocuğun ayrılma konusunda isteksizliğini ve iç çatışma yaşama olasılığını artırdığı düşünülmektedir. Bu durum, dış dünyadan alınan hazzın azalmasına neden olabileceği gibi çocuğun anne dışındaki dünyanın farkına varması da dış dünyaya yöneliminin artmasını sağlayabilmektedir. Yine de çocuğun merkez üssünü anneye odaklayarak her defasında coşkusal yakıt ikmali için anneye yöneldiği gözlemlenmektedir. İlk alıştırma döneminin sonuna doğru anneye olan ilgi neredeyse yok olacak derecede azalmakta ve bütün ilgi ve coşku dış dünyaya yönelmektedir ve bu yönelim dünya ile yaşanılan aşk olarak adlandırılmaktadır(Mahler, Pine ve Bergman, 2003). Bu evrede yaşanan gelişimin bir sonucu olarak, anneye yapılan yatırımın neredeyse tamamen dış dünyaya yönlendirildiği anlaşılabilmektedir.

Asıl alıştırma dönemi, çocuğun dikine devinim hareketlerindeki yeterliliğin artmasıyla beraber dış dünyaya âşık olma durumu olarak tanımlanmaktadır. Bebeğin anneye yatırımı her ne kadar azalsa da anneye olan coşkusal gereksinimi devam etmektedir. Bu ikircikli durumun bebekte yutulma korkusu yaratabileceği düşünülmekte ve bu durum aynı zamanda anneden kaçarak yürüme ve bunun zıt davranışı olan gölge gibi izleme davranışlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.Mahler, yutulma korkusunu çocuğun annesinin bireyleşmesini engellemesi düşüncesinden kaynaklı oluşan korku olarak tanımlamıştır. Bu davranışlar üçüncü altevrede daha yoğun olarak gözlemlenmekle beraber, davranış başlangıcı ikinci altevrede gerçekleşebilmektedir. Eğer bebeğe teşvik veya cesaretlendirme gösterilmezse hedef, bebeğe korkutucu gelmekte ve bu süreç bebeğe haz vermemektedir. Özellikle, annelerin psikopatoloji gösterdiği durumlarda her yeni hedefin endişeyle dolu olduğu görülmektedir. Bebek, anneden uzaklaşamamaktadır (Mahler, Pine ve Bergman, 2003). Bu durumdan bebeğin hem gidecek cesaretinin hem de gideceği bir yerin olmadığı çıkarılabilmektedir.

Hikayenin başında, Küçük Kara Balık’ın gün boyu annesinin peşinde olduğu, annesi nereye giderse onu takip ettiği belirtilmiştir (Behrengi, 2016).  Buradan Küçük Kara Balık’ın ikinci altevrede olduğu, Mahler’in gölge gibi izleme örüntüsünü gösterdiği söylenebilmektedir.

Hikayede, Küçük Kara Balık salyangoz ile arkadaşlık kurması sonucunda annesinin ve sürüde yaşayan diğer balıkların karşı çıkmalarına, kızmalarına, tehdit etmelerine rağmen dereden ayrılıp okyanuslara ulaşmayı hayal etmeye başlar. Sürü ile bu konu hakkında yaptığı tartışma sonucunda sürüdekiler Küçük Kara Balık’ı öldürmek isterler ve Küçük Kara Balık annesinin yalvarmalarına rağmen sürüden ayrılmaya karar verir. Yakın arkadaşları nehrin sonuna kadar Küçük Kara Balık’a eşlik ederken Küçük Kara Balık; annesini, arkadaşlarını, ölümünü isteyen sürüdeki balıkları ve dereyi arkasında bırakarak dereden ayrılır (Behrengi, 2016).Küçük Kara Balık’ın annenin binlerce yumurtasından canlı kalan tek balık olması annenin bütün sevgisinin ve bütün ilgisinin onun üzerine odaklandığı ve bunun Küçük Kara Balık üzerinde yutulma korkusu oluşturduğu anlaşılmaktadır. Küçük Kara Balık’ın dereden ayrılmak istemesinin ise anneyle kurduğu ilk bağda oluşan yutulma korkusunun diğer nesne ve durumlara aktarılarak tekrarlanan bir olgu olduğu çıkarılabilmektedir. Annenin Küçük Kara Balık’ın gitmesini istememesinin nedenlerinden biri de sosyal baskıya uyum sağlama çabasından kaynaklı olabileceği de göz ardı edilmemelidir.

Küçük Kara Balık dereden göle geçişi sağlayan çağlayanın kenarında durur, düşünür, geri dönmek ister ama korkuyu yenmesi gerektiğini anlayıp kendini çağlayanın sularına bırakır (Behrengi, 2016). Bu durumun yutulma korkusuyla beraber anne desteğinin eksikliği nedeniyle ortaya çıkan uzaklaşma çabalarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Küçük Kara Balık’ın Mahler’in teorisinde belirtilen anneden yeterli destek alamayan çocukların, yutulma kaygısı ile beraber anneden uzaklaşma çabası ile anneye duyulan özlemin yarattığı ikircikli durumu yaşadığı düşünülmektedir.

Hikayenin devamında, Küçük Kara Balık göle ilk vardığında kurbağa yavrularıyla karşılaşır. Kurbağa yavruları daha büyümemiş kocabaş halindedirler. Kocabaşlar, kendilerine benzemediği için Küçük Kara Balık ile dalga geçerler, kendilerinin o gölün en önemli canlıları olduklarını söyleyip Küçük Kara Balık’a kılıksız derler. Bunun üzerine Küçük Kara Balık onlara sinirlenerek onların görgüsüz olduğunu söyleyip isimlerinin de çok tuhaf olduğunu belirtir (Behrengi, 2016). Küçük Kara Balık’ın karşılaştığı kurbağa sürüsüne birkaç olumsuz sözün sonrasında abartılı bir öfke patlaması göstermesi ve bu olayın dereden ayrılmasının hemen sonrasında gerçekleşmiş olması, onun annesi ile ayrılmasını içselleştiremediği ve bu durumun sonucunun Mahler’in bahsettiği biçimde öfke ve kaygı olarak dışarı vurması olduğu söylenebilmektedir. Buna örnek olarak kocabaşlara, görgüsüz, kendini beğenmiş, burnu havada deyip onların isimleriyle dalga geçmesi gösterilebilmektedir.

Kocabaşların Küçük Kara Balık ile dalga geçmeye devam etmesiyle Küçük Kara Balık kocabaşların anneleri ile görüşmek ister. Kocabaşların annesi Küçük Kara Balık’a yavrularını aşağıladığını, kendisini çok büyük gördüğünü, hiçbir zaman istediği yere gidemeyeceğini ama yavrularının büyüyünce yeşilliklerde gezebileceklerini söyler. Küçük Kara Balık bunun üzerine “Eğer 100 değil 1000 kez sudan yeşilliklere çıksanız da yine bilgisizsiniz” der ve kurbağanın üzerine atlamasına izin vermeden orayı terk eder (Behrengi, 2016).

Mahler’in birinci altevrede bahsettiği geçiş nesnesine Küçük Kara Balık’ın anneden ayrıldıktan sonra ihtiyaç duyduğu ve bu ihtiyacı ikinci altevrede gösterdiği gözlemlenmiştir. Hikayede, Küçük Kara Balık’ın kocabaşlarla değil de onların anneleriyle iletişim kurmak istemesinden, kocabaşların annesinin Küçük Kara Balık’ın annesinin yerine kullandığı bir geçiş nesnesi olduğu çıkarılabilmektedir. Küçük Kara Balık’ın kocabaşların annesiyle olan ilişkisinde öfke nöbetlerini devam ettirdiği ve temelde annesinin kendisiyle beraber gelmemesi ve kendisine destek olmamasının yarattığı bu duyguyu kocabaşların annesine yansıtarak öfkesini dışa attığı gözlemlenebilmektedir.

Yoluna devam eden Küçük Kara Balık kurbağa yemeye çalışan bir yengeçle karşılaşır. Küçük Kara Balık yengeci hem merak eder hem de ondan korkar. Yengecin onu görmesiyle beraber korktuğunun anlaşılmaması için yengece selam verir. Yengeç, Küçük Kara Balık’ın çok kibar olduğunu söyleyip yanına yaklaşmasını ister. Küçük Kara Balık kurbağa gibi yengecin de kendisini yiyebileceğini düşündüğü için yanına gitmek istemeyip ona dünyayı dolaşmak istediğini söyler. Yengeç ise ona yanına gelmeyecek kadar ödlek olduğunu söyler. Yengecin yan yan kendisine yaklaştığını fark eden Küçük Kara Balık, onun yürümesiyle dalga geçer ve yengecin kurbağaya benzediğini ve kendini beğenmiş olduğunu söyleyerek oradan ayrılır (Behrengi, 2016).

Hikayede, Küçük Kara Balık’ın gölde yengeçle karşılaştığında yengecin kendisini yanına çağırma talepleri karşısında olumsuz cevaplar verip, yengecin de kendisini kurbağaya yaptığı gibi öldüreceğini düşünüp yengece yaklaşmaması, geçmişte var olan yutulma korkusunun devam ettiğini göstermektedir. Bu durum, Mahler’in teorisinde yer alan yutulma korkusunun ileriki zamanlara kadar belirgin olmayan aralıklarla tekrarlanabileceği düşüncesiyle örtüşmektedir. Ayrıca Küçük Kara Balık’ın bu davranışı, kendisini korumayı öğrendiğinin ve önsezi gibi yetenekleri geliştirmeye bağladığının göstergesi olabilmektedir. Öte yandan, önyargının insanlarda annenin kısıtlayıcı tutumlarından dolayı anneye karşı öfkenin anne dışında birine yönlendirmesinden kaynaklanabileceği söylenmektedir (Parens, 1979). Küçük Kara Balık’ın yengece olan önyargısının, annesinin daha öncesindeki kısıtlayıcı tavrından olabileceği düşünülebilmektedir.

Normalde birinci altevrede yaşanan yabancı kaygısı ve yabancı tepkisinin hikaye karakterinde ikinci altevre sonlarına doğru yaşandığı; yengece hiçbir suretle yaklaşmamasından, yengecin bütün yaklaşma taleplerine olumsuz cevap vermesinden ve sonrasında da kaygının yarattığı düşünceyi öfke olarak dışarıya yansıtmasından ve yengeci aşağılamasından çıkarılabilmektedir. Spitz’e (1965) göre farklılaşma altevresinde gerçekleşen yabancı kaygısı, bebeğin hissettiği ilk önyargıdır ve bunu geçiş nesnesi olarak kullanmadığı canlılar için uygulamaktadır.

Üçüncü altevre olan yeniden yakınlaşma evresinde çocuk, bilişsel yeteneklerinin gelişmesini ve coşkusal yaşamdaki farklılaşmayı özerk kişilik kavramı altında göstermektedir. Bu dönemle birlikte çocuk ayrı bir birey olmanın ilk aşamasını gerçekleştirmektedir. Anne ile fiziksel olarak ayrı oluşun farkına varılması ile beraber, bir önceki dönemde gözlemlenen annenin farkına varmama durumunda azalmalar ortaya çıkmakta ve çocukta ayrılma kaygısıartış göstermektedir. Başlangıçta yaşanan ayrılma kaygısının nesne yitimi korkusundan kaynaklandığı düşünülmektedir. Çocuk, anneden ayrı olma farkındalığı kazandıkça, annenin nerede olduğuyla ilgili düşünceleri artmakta ve bu artış çocuğun her bir beceri ve deneyimini anne ile paylaşma gereksinimine dönüşmektedir (Mahler, Pine ve Bergman, 2003).

Çocuk, enerji yatırımını kendilik temsiline yapmakta ve bunun oluşmasını sağlayan olgunun annenin çocuğa duyduğu sevgi olduğu görülmektedir. Bu dönemde, her çocukta farklı olmakla beraber ayrılma tepkileri görülmektedir. Yürümeye başladıktan sonra çocukta iki temel davranış örüntüsü gözlemlenmektedir: Çocuk, anneyi gölge gibi izlerken aynı zamanda ondan kaçma davranışı sergilemektedir. Bu ikilemin, çocuğun anne tarafından yutulma korkusuyla, anne ile tekrar birleşme dileğinin çatışmasından kaynaklandığı düşünülmektedir (Mahler, Pine ve Bergman, 2003).

Alıştırma evresinde dünya ile yaşanılan aşkın, üçüncü evrede her şeyle kendisinin başa çıkması gerektiğini anlamaya dönüştüğü gözlemlenmektedir. Dünyanın esasen çocuğun istekleri çerçevesinde hareket etmediğinin fark edilmesi, yardım gereksinimi hisseden ve bunları seslendiren ama elde etme yetisine sahip olmayan çocuğun çaresizliği çocuğu bu anlayışa yöneltmektedir. Bu duygularla baş etmeye çalışan çocuğun, hayatının her yönünü annesiyle paylaşmak istediği düşünülmektedir. Her ne kadar anneye olan ruhsal gereksinimin arttığı görülse de çocuğun ayrı oluşun farkındalığını gittikçe kazanmakta olduğu ve anneden uzaklaşma davranışına karşı direnç gösterdiği düşünülmektedir (Mahler, Pine ve Bergman, 2003).

Çocukta  gölge gibi izleme davranışı ve ayrılma kaygısının nesne sürekliliği kavramının kazanılmasıyla beraber son bulduğu görülmektedir. Bir önceki dönemde merkez üssü konumunda olan anne artık keşiflerin paylaşılmak istenildiği kişi olmaktadır. Bu dönemin coşkusal yatırımının keşiflerin ve hazların anne ile paylaşma isteği olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte çocuğun annenin istekleriyle kendi isteklerinin her zaman aynı olmadığının farkına varmaya başladığı görülmektedir. Bu farkına varışın çocuğun bir önceki evrede hissettiği büyüklük ve tüm güçlülük duygularını sarsıntıya uğrattığı düşünülmektedir (Mahler, Pine ve Bergman, 2003).

Annenin çocuğa ilgisi azaldıkça çocuğun yürüme ve keşfe duyduğu ilginin azaldığı görülmektedir. Çocuk giderek annenin yokluğunun farkına varmaya başlamaktadır, aynı zamanda kendi uğraşlarına çok daha fazla odaklanabilmekte ve anneyi görüp gelmenin çocuk için yeterli olduğu düşünülmektedir. Bu evrenin sonlarına doğru annenin yokluğu ile baş etmek için anne ikamesi nesneler bulduğu ve simgesel oyunlar ile annenin yokluğunu bastırmaya çalıştığı gözlemlenmektedir. Bu dönemde çocukta öfke krizleri ve bilinçli olarak yabancıdan uzaklaşma davranışı ortaya çıkmaktadır. Daha önceki altevrelerde yaşanan sorunların bu altevrede sıkıntı yaşanmasına neden olduğu düşünülmektedir (Mahler, Pine ve Bergman, 2003). Anne ile olan iletişim ne kadar iyiyse anneden çocuğa gelen teşvik ve övgü davranışlarının o kadar fazla olduğu, çocuğun çevreyi keşfinin arttığı ve çocuğun anneye verdiğini düşündüğü hazzın görece çoğaldığı düşünülmektedir.

18 ve 20. aylarda çocuklarda yeniden yakınlaşma krizi görülmektedir. Çocuğun bireyselleşmek için anneden kurtulmaya çalışırken, isteklerini yerine getiren anneye karşı istemsiz bir yakınlaşma arzusu duyduğu görülmektedir. Mahler bu davranış örüntüsüne çift eğilimlilik adını vermektedir. Bu dönemin tipik davranışının kararsızlık olduğu söylenmektedir (Mahler, Pine ve Bergman, 2003). Bu kararsızlık, çocuğun birey olması ve aynı zamanda anneye ihtiyaç duyması yönündeki çift eğilimliliğine bağlanabilmektedir.

Üçünücüaltevrede ayrıca, Piaget’innesne kalıcılığı kavramı çocuklarda oluşmaya başlamaktadır (Mahler, Pine ve Bergman, 2003). Nesne kalıcılığı, nesnelerin görünmeme durumu olmasına rağmen varlıklarına devam ettiğine dair kazanılan biliş olarak tanımlanmaktadır (Piaget, 2000). Bu yeti annenin yokluğunda gelişen kaygıyı bazen bastırabilecek kadar güçlü bazen de yetersiz kalacak kadar etkisizdir. Annenin yokluğunda, annenin yerine ortakyaşamsal annenin ikamesi olan bir kişi veya nesne konulmaktadır.  Bununla beraber nesne bölünmesi başlamakta; anne, iyi ve kötü anne olarak bölünmektedir. İyi anne, hem çocuğun öfkesinden hem de kötü anneden korunmaya çalışmaktadır. Nesne bölünmesi, önceki altevrelerde anne ile sorun yaşayan çocuklarda daha sık ve daha şiddetli görülmektedir (Mahler, Pine ve Bergman, 2003). Özetle, bu dönemde çocuklar ortakyaşamsal dönem, farklılaşma ve alıştırma altevrelerinin de getirdiği bireysel farklılıklar ile beraber, birey olmanın keşfi ile anne ile bir olmamanın hüznünü bir arada yaşamakta, anneyi yitirmekten korktuğu kadar anne tarafından yutulmaktan da korkmakta, vücut farklılıklarının farkına varmakta ve eksik gördüğü şeyleri karşıya yansıtmaktadır. İyi ve kötü olarak böldüğü nesneyi ikircikli bakış açısıyla anlamlandırmaya devam etmektedir.

Hikâyede gölde ilerlemeye devam eden Küçük Kara Balık kertenkeleyle karşılaşır, kendisini tanır, onun bilgili ve düşünceli biri olduğunu söyler. Kertenkeleye dünyayı dolaşmak istediğini, onu korkutmaya çalıştıklarını, pelikan, bıçkıcı balığı ve karabatağın kendisini öldürmek isteyebileceğini duyduğunu ve kendisinden bilgi edinmek istediğini söyler. Kertenkele, Küçük Kara Balık’ın yanlış bildiği şeyleri düzeltir, dikkatli olması gerektiğini söyler ve kendisini koruması için ona bir bıçak verir. Bıçak ile pelikanın kepçesini yarıp çıkabileceğini ve kendini ölümden kurtarabileceğini söyler. Küçük Kara Balık kertenkeleye teşekkür eder ve kertenkelenin çok iyi kalpli olduğunu söyler. Kertenkeleye daha önce o yoldan balık geçip geçmediğini sorar. Küçük Kara Balık’a sorularının cevaplarını verdikten sonra kertenkele çocuklarının uyandığını söyleyerek Küçük Kara Balık’ın yanından ayrılır (Behrengi, 2016).

 Küçük Kara Balık, yengeçle karşılaşmasının akabinde kertenkele ile karşılaşmaktadır. Bu karşılaşmada Küçük Kara Balık annesini zaten hikâyenin başında geride bırakıp yolculuğa çıktığı için kertenkeleyi bir anne ikamesi olarak kullandığı söylenebilmektedir. Küçük Kara Balık, kertenkeleyle karşılaştığında daha önce karşılaştığı karakterlere zıt olarak kertenkeleye olumlu yaklaştığı, ona sorduğu sorularla onun iyi yönlerini ortaya çıkarmaya çalıştığı, övgüleri ve yüceltme çabası Mahler’in teorisinde bahsedilen “iyi/kötü anne” bölünmesine ve “iyi anne”yi “kötü anne”den korumaya çalışmasına (Mahler, Pine ve Bergman, 2003) benzetilebilmektedir. Kertenkeleyi ikame nesnesi olarak algılamasının ve onu “saf iyilik” olarak anlamlandırmasının bir nedeni de Küçük Kara Balık’ın yutulma korkusu yaşamamış olabileceği düşünülmektedir. Kertenkele Küçük Kara Balık’ın kişiliğine ve davranışlarına hiçbir müdahalede bulunmadığı için Küçük Kara Balık’ta herhangi bir yutulma korkusu yaratmamakta, Küçük Kara Balık’ın davranışlarına ve gelecekte yaşayabileceği tehlikelere karşı uyarı niteliğindeki öğütleri ve önlem alabilmesi için hançer vermesi kertenkeleye karşı öfkesini yok denecek kadar azaltarak ona karşı olan saygısını yükseltmekte olduğu söylenebilir. Kertenkelenin de bir anne olması Küçük Kara Balık’ta bu duygu ve düşünceye sebep olabileceği, kertenkeleyi bu yüzden ikame nesnesi olarak çok çabuk kabullendiği düşünülebilir. Ayrıca kertenkeleye diğer balıkları sorması, Küçük Kara Balık’ın kendi türünü diğer türlerden ayrıştırmaya başladığı izlenimini vermektedir.

Hikayede Küçük Kara Balık kertenkele ile ayrıldıktan sonra, hem korkar hem de artık eski minik kara balık olmadığını düşünerek bundan mutluluk duyar. Her geçtiği yerle birlikte bilgisinin arttığını ve dünyayı anlamlandırmasının kolaylaştığını düşünür. Küçük Kara Balık, yolunun üzerinde sevimli bir ceylan görür. Ceylan rahat görünmez, korkuyla etrafına bakınır ve susamasına rağmen su içmez haldedir. Küçük Kara Balık ceylana neden böyle telaşlı olduğunu sorduğunda ceylan kendisine avcının birinden kaçmaya çalıştığını, vurulduğunu ve su içip kaçacağını söyler. Küçük Kara Balık ceylana çok üzülmesine rağmen yoluna devam eder (Behrengi, 2016).

Yeniden yakınlaşma evresinde görülmekte olan anneye yeniden yönelim arzusu ve keşfedilen güzellikleri anne ile paylaşma gereksinimi Küçük Kara Balık’ta anne ile uzak kalınması dolayısıyla geri dönme isteği ve korkuyla görülmektedir. Bu korkunun kertenkelenin anlattıklarının bir sonucu olabileceği de göz ardı edilmemelidir. Ayrıca Küçük Kara Balık’ın yaralı ceylanı görüp üzüldükten sonra yoluna devam etmesi “amaca yönelik” davranışları geliştirmekte olduğunu ve bu davranışların dördüncü altevreye geçiş sinyali olarak kabul edilebilir. Ayrıca, Küçük Kara Balık’ın kendi farklılaşmasından duyduğu mutluluk da bireyselleşme işareti olarak kabul edilebilir. Küçük Kara Balık’ın ceylana karşı bir empati besleyip bunu kendi duyguları ile karıştırmaması kendisinde özerk kişiliğin oluştuğunun belirtisi olarak gösterilebilmektedir. Bununla birlikte, Küçük Kara Balık’ta daha önceden görülen yabancı kaygısının ceylanla karşılaştığında görünmediği anlaşılmaktadır.

Yolun devamında Küçük Kara Balık bir balık sürüsüyle karşılaşır. Onlarla konuşarak uzaklardan geldiğini, derenin sonunda okyanusa ulaşmaya çalıştığını söyler. Balık sürüsünden bir balık; bulunduğu yerin artık ırmak olduğunu, ırmağın devamında pelikan olabileceğini, onun kepçesinden korkmadan yoluna devam edip edemeyeceğini sorar. Küçük Kara Balık pelikandan korkmadığını söyleyince diğer balıklar ona hayranlık gösterirler ve onu kahraman ilan ederler. Bazı balıklar onunla gelmek istediklerini ama pelikandan korktuklarını bunun için onunla gelemeyeceklerini belirler (Behrengi, 2016).

Anne ikamesi yerine koyduğu kertenkelenin Küçük Kara Balık’a verdiği destek ve teşvik, bundan sonra Küçük Kara Balık’ın pelikan korkusunu azalttığı, diğer balıklarla iletişimini arttırdığı ve bunun sonucunda Küçük Kara Balık’ın keşfe olan hazzında göreceli olarak artış olduğu söylenebilmektedir. Ayrıca Küçük Kara Balık’ın korkusuz davranışlarının arkadaşları tarafından onaylanıp, takdir edilerek ödüllendirilmesi dolayısıyla pekiştirilip, bundan sonra korkusuzca hareket etme olasılığının artacağı alt fikri de göz ardı edilmemelidir. Yapılan çalışmalar takdir edilen davranışın ileride tekrar edilme olasılığının takdir edilmeyen davranışlara göre daha fazla olduğunu göstermektedir (McAllister, Stachowiak, Baer ve Conderman, 1969).

Hikayede Küçük Kara Balık yoluna devam eder ve bir karanlık kayanın dibinde uykuya dalar. Gece uyandığında tepesinde Ay Dede’yi görür. Küçük Kara Balık, Ay Dede ile muhabbet etmeye başlar. Küçük Kara Balık, Ay Dede’yi görünce çok sevinir, annesiyle beraberken de Ay’ı çok sevdiğini düşünür. Hep Ay Dede ile konuşmak istemesine rağmen annesinin buna izin vermediğini hatırlar. Ama artık Küçük Kara Balık büyümüştür ve annesi yanında yoktur, gidip Ay Dede ile konuşma kararı alır. Ay Dede’ye dünyayı tanımak istediğini söyleyince Ay Dede dünyanın çok büyük olduğunu, Küçük Kara Balık’ın tek başına olduğunu ve tehlikelerle karşı karşıya gelebileceğini söyleyip onlardan korkup korkmadığını sorar. Bunun üzerine Küçük Kara Balık korktuğunu ama yine de yoluna devam etmek istediğini belirtir. Konuşmanın sonunda Ay Dede bulutların onun önünü kapatacağını söyler ve yok olur. Küçük Kara Balık daha sonrasında da Ay Dede’yi tekrar görebileceğinin verdiği güvenle uyumaya devam eder (Behrengi, 2016).

Mahler’in üçüncü altevrede bahsettiği çift eğilimlilik kavramı, hikayede Küçük Kara Balık’ın Ay Dede ile arasındaki ilişkisinden anlaşılabilmektedir. Ay Dede’nin Küçük Kara Balık’a hem annesini hatırlatması hem de annesinin izin vermeyeceği davranışları yapmasına güdülemesi çift eğilimli davranışa örnek olarak gösterilebilmektedir. Ay Dede’nin, Küçük Kara Balık gözünde kendisini yutmaya çalışmayan bir anne ikamesi olabileceği, Ay Dede’ye söylediği korkup ama yine de her yeri görmek isteme davranışını sergilemek istemesinin de bir çift eğilimlilik örneği oluşturduğu çıkarılabilmektedir. Ay Dede ile konuşmak istemesi, onu çok sevdiğini dile getirmesi, onun düşüncelerine saygı duyması Ay Dede’nin anne ikamesi olarak nitelendirilmesine örnek olarak gösterilebilmektedir. Bunun yanında, Ay Dede’nin bulutların arkasına geçtiğinde yok olmadığının bilincinde olması Küçük Kara Balık’ın, Piaget’in terimi olan nesne kalıcılığını geliştirmeye başladığının göstergesi olarak adlandırılabilmekte ve bu dördüncü altevreye geçmeye hazır olduğunun bir işareti olduğu düşünülebilmektedir. Diğer yandan, daha önce anne ikamesi yerine koyduğu yengeç ile beraber “maskülen” olarak bilinen Ay Dede’den aldığı sosyal desteğin  Küçük Kara Balık’ın bireyleşmesini kolaylaştırdığı ve nesne sürekliliğini desteklediği bu sayede pelikana olan korkusunun azaldığı düşünülebilmektedir.

Ayrışma-bireyleşme döneminin dördüncü ve son evresi bireyliğin pekişmesi ve coşkusal nesne sürekliliğinin başlangıcı olmaktadır. Bu altevrede, çocukların gerçekleştirmesi gereken iki olgudan birincisi, bireyliğe ulaşmak; ikincisi ise dereceli olarak nesne sürekliliğine ulaşmak olduğu söylenmektedir. Bu altevrede, çocuk sahip olduğu iyi ve kötü yönleri bir arada toplayıp biricik özellikleriyle, çevreden model alınan özellikleri birleştirerek kendi bireysel kimliğini oluşturmaktadır (Mahler, Pine ve Bergman, 2003). 

Çocuğun, bu son altevrede -üçüncü yıl- anneden ayrı olmanın verdiği kaygıyı bastırmayı, nesne sürekliliğini, iyi ve kötü nesneyi birleştirip bütünsel bir temsil oluşturmayı, kendine ve karşısındakine güven duymayı pekiştirmekte ve öğrenmekte olduğu belirtilmiştir (Mahler, Pine ve Bergman, 2003). 

Mahler’in nesne sürekliliği kavramı, Piaget’in nesne kalıcılığı kavramını kapsamaktadır. Çocukta nesne sürekliliğinin oluşabilmesi için ön koşul nesne kalıcılığının oluşmasıdır (Mahler, Pine ve Bergman, 2003). Piaget’in nesne kalıcılığı kavramı, anne ortamda olmasa da anne imgesinin varlığının devam ettiğinin algılanması ile başlamaktadır (Baillargeon, 1986). Mahler’e göre, çocuk nesne kalıcılığı geliştirdikten sonra iyi anne ve kötü anne temsillerini bir potada eritmektedir. Çocuğun tek bir anne temsili oluşturması nesne sürekliliği ismi verilmektedir.  Anne ile çocuk arasında ilişkinin iyiliğini veya kötülüğünü ortaya çıkaran bir durum da nesne sürekliliğiyle alakalı olmaktadır (Mahler, Pine ve Bergman, 2003). Bell’e (1970) göre, çocukların nesne kalıcılığı kişi kalıcılığından önce oluşuyorsa anne ile çocuk arasındaki ilişkinin iyi olduğu; tam tersi durumlarda ise aradaki ilişkinin uyumlu olmadığı çıkarılabilmektedir. Buradan kişi kalıcılığı geliştirilirken duyguların daha fazla yoğun olduğunu ve olumlu duyguların nesne kalıcılığı geliştirirken bireylere yardımcı olduğu, olumsuz duyguların ise nesne kalıcılığı geliştirilirken olumsuz etkilere neden olduğu çıkarılabilmektedir.

Mahler’e göre nesne sürekliliği kavramı süreğen bir kavramdır ve kültürden kültüre değişiklik göstermektedir. Dördüncü altevrenin sonlarına doğru çocuklar sözel olarak kendilerini görece olarak çok daha rahat ifade edebildikleri, nesne sürekliliğini sağlayabildikleri, bir önceki altevrelere kıyasla bilişsel yeteneklerini geliştirdikleri, amaca yönelik davranışlarında çok daha etkin oldukları dolayısıyla, çocuklarda bireyselleşmenin başladığı söylenebilmektedir (Mahler, Pine ve Bergman, 2003).

Üçüncü yılın sonlarına doğru çocuklarda hazzı erteleme davranışı ile beraber zamanı ve mekânsal algıyı organize edebilme yetisi gelişmektedir. Diğer taraftan annenin tutarlı ve istikrarlı oluşunun çocuğun ben kavramının oluşmasında olumlu etkileri olduğu söylenebilmektedir. Normal gelişimin çok erken ya da çok geç olması çocukta beklenen yutulma korkusunun çok daha fazla yaşanmasına neden olabilir. Çocuğun bütün enerjisini, kişiliğini anneden korumak için harcadığı söylenebilmektedir. Normal gelişim gösteren çocuklar annenin ortamda olmadığı durumlarda nesne sürekliliği ve nesne kalıcılığı olgusu yardımıyla içsel anne imgesini ve annenin ruh içi temsilini kullanarak kendilerini rahatlatabilmektedirler (Mahler, Pine ve Bergman, 2003).

Hikayede, uykusundan uyanan Küçük Kara Balık dışarıda minik balıkların onu beklediğini görünce çok sevinir. Küçük balıklar onunla gelmek istediklerini ama yine de çok korktuklarını dile getirirler. Küçük Kara Balık gülerek kendisinin de korktuğunu ama korkuyu yenmeye çalıştığını söyler ve hep birlikte yola koyulurlar. Çok ilerlemeden ortalık birden kararıverir ve Küçük Kara Balık pelikanın kepçesinde olduklarını hemen anlar. Diğer balıklara durumu açıklayıp korkmamaları gerektiğini, bir çıkış yolu bulacaklarını söyler. Minik balıklar ağlarlar ve daha öncesinde kahraman ilan ettikleri Küçük Kara Balık’ı suçlamaya başlarlar. Bu sırada pelikan kahkaha atarak balıklarla dalga geçer. Diğer balıklar pelikana yalvarmaya, ona övgüler dizerler ve onları bırakması için pelikanı ikna etmeye çalışırlar. Minik balıklar bütün suçun Küçük Kara Balık’ta olduğunu, onun kendilerini ikna ettiğini söyleyip pelikanı Küçük Kara Balık’a karşı doldururlar. Pelikan ise eğer küçük balıklar Küçük Kara Balık’a cezasını verip kendisini öldürürlerse onları bırakacağının sözünü verir. Küçük Kara Balık diğer balıkları korkak olmakla suçlayıp pelikanın yalan söylediğini, kendisini öldürseler bile onları bırakmayacağı konusunda onları ikna etmeye çalışır. Küçük Kara Balık’ın oradan kurtulmak için bir planı olsa da diğer balıkları ikna edemez. Küçük balıklar Küçük Kara Balık’a saldırır ve pelikana onu öldürdüklerini, artık kendilerini bırakmalarını isterler. Ama pelikan sözünü tutmaz ve onları midesine indirir. Küçük Kara Balık ölmez, kertenkeleyi minnetle anarak ondan aldığı bıçakla pelikanın kepçesini deler ve suya atlayıp kaçmaya başlar. Küçük Kara Balık yeniden özgür olduğu için çok mutludur ve arkadaşları onu dinlemediği için onlar adına çok üzülür (Behrengi, 2016).

Hikâyenin başında, Küçük Kara Balık’ın çıktığı yolda kurbağa sürüsü ile olan iletişiminden düşünme, utanma, alay etme, arkadaş olma gibi bilişsel yetenekleri kazanmış olduğu anlaşılabilmektedir. Küçük Kara Balık, kurbağa sürüsüyle karşılaştığı zaman kurbağaları ilk önce iyi, sonrasında kötü olarak atfetmektedir. Bu durum Küçük Kara Balık’ın nesne sürekliliği olgusunu tamamlayamadığının işareti olarak algılanabilmektedir.

Dördüncü altevrede gelişmesi beklenen zaman-mekân algısının Küçük Kara Balık’ta ikinci altevredeyken geliştiği, bilişsel düşünce süreçlerini çok daha erken yönetebildiği söylenebilmektedir. Bu yargıya, hikâyede Küçük Kara Balık’ın dereden gelen suların gölde birleştiğini görüp, buradan gölde birleşen suların da denize akacağını çıkarsayabilmesinden varılabilmektedir.

Hikâyede, pelikanın Küçük Kara Balık ve diğer balıkları yuttuğunda diğer balıkların Küçük Kara Balık’a yönelik suçlamalarına karşı, Küçük Kara Balık’ın hiçbir şekilde “ben” algısına zarar gelmemesi; Küçük Kara Balık’ın oluşturduğu iyi ve kötü özelliklerin harmanlanmasına ve “ben” algısında nesne sürekliliğini kazanmış olmasına işaret edeceği çıkarılabilmektedir. Bunun yanında, Küçük Kara Balık’ta benlik tanımının dışarıdakilerin tanımına bağlı olmadığı ve kendisine olan güveninin tam olduğu söylenebilmektedir. Buna ek olarak, dışarıdan gelen suçlamalara rağmen Küçük Kara Balık’ın yaptığı planlarda herhangi bir aksama olmaması, Küçük Kara Balık’ta duygusal regülasyonun gelişmiş olduğunun göstergesi olarak kabul edilebilir. Ayrıca diğer balıkların pelikana övgü dolu sözler söylemesine karşın Küçük Kara Balık’ın hiçbir şekilde davranış ve düşüncesini değiştirmemesi de özerk benkavramının göreceli olarak oluşturulduğuna ve dış etmenlerden etkilenmesinin azlığına yordanabilmektedir.

Daha sonrasında Küçük Kara Balık’ın pelikanın kesesinden kurtulmak için plan yapması ve bunu adım adım uygulaması bilişsel yeteneklerinin ilk altevrelere kıyasla geliştiğinin bir göstergesi olabilmektedir. Bunun yanında pelikanın kışkırtmaları ile diğer balıkların Küçük Kara Balık’ı öldürmeye çalışmaları sırasında Küçük Kara Balık’ın diğer balıklara söylediği: “Pelikan bizi zaten yuttu, ne olursa olsun sizi geri çıkarmayacak.” (Behrengi, 2016) şeklindeki ifadeleri Küçük Kara Balık’ın neden-sonuç ilişkisi kurup ona göre davranışlarını şekillendirdiğinin bir göstergesi olarak algılanabilmektedir. Ayrıca yutulma korkusunun azalması ve bilişsel becerilerinin gelişmesiyle beraber Küçük Kara Balık kertenkeleden aldığı hançeri pelikanın kesesini kesmek için kullanıp özgürlüğe ve bireyselliğe bir adım daha yaklaşmış olmaktadır.

Küçük Kara Balık, çok daha önceden kazandığı nesne kalıcılığı kavramını hikâyenin sonlarına doğru nesne sürekliliği kavramıyla bütünleştirdiği düşünülmektedir. Kendisini bir kahraman olarak gören diğer balıkların daha sonrasında kendisini kötü, pelikanın kesesine girmelerine neden olan bencil ve düşüncesiz bir balık olarak atfetmelerine rağmen onların pelikanın kesesinde ölmelerinden dolayı üzülmesi aslında “iyi” ve “kötü” kavramlarını bir potada eritip tek bir nesne olarak bütünleştirmesi olarak yorumlanabilmektedir.

Küçük Kara Balık sonunda denize ulaşır bunun için çok mutludur. Küçük Kara Balık bir bıçkıcı balığıyla karşılaşıp uyanıklığı ve çevikliği sayesinde ondan kurtulmayı başarır. Sonrasında karşılaştığı bir balık sürüsü ile sohbet eder. Sürü üyelerinin onu sürüye davet etmelerine rağmen bu öneriden çok hoşlandığını ama denizde kendi başına dolaşmak istediğini, sonrasında yanlarına gelebileceğini söyler. Sürü üyelerinin onu karabataklara karşı uyarmalarına karşın Küçük Kara Balık kendisinin çok badireler atlattığını, karabatağın ona bir şey yapamayacağını söyleyerek yanlarından ayrılır (Behrengi, 2016).

Küçük Kara Balık’ın denizlere ulaştığında yaşadığı coşku ve öncesinde nesne sürekliliğini kazanmış olmasının bilgisiyle birlikte Küçük Kara Balık’ın coşkusal nesne sürekliliği yaşadığı ön görülebilmektedir. Yaşanılan erken farklılaşma evresi ve ayrılma kaygısının geç yaşanmasına rağmen Küçük Kara Balık bireyselleşme sürecine görece sağlıklı ve dördüncü altevrede görülmesi beklenen davranış örüntülerini göstererek bireyselleşmeye adım attığı düşünülmektedir. Diğer balıkların onu sürüye katma isteğine hiçbir öfke ya da kaygı göstermeksizin olumlu cevap verip, yine de bireysel yaşamak istediğini söylemesi buna örnek gösterilebilmektedir. Öte yandan, yalnız dolaşma isteği Küçük Kara Balık’ın kendi beninin enini keşfetme isteği olarak yorumlanabilmektedir, ayrıca bu durumun kendine aşırı güveni (overconfidence) işareti olduğu söylenebilmektedir Bunların yanında, bütün hikâye boyunca hep hissedilen yutulma korkusunun anne ile Küçük Kara Balık arasındaki ortakyaşamsal evrenin normalden daha az gelişmesinden kaynaklandığı çıkarılabilmektedir.

Hikayenin sonunda, Küçük Kara Balık ölümden çok korktuğunu ama önemli olanın yaşamak olduğunu, diğer balıkların ona saygı duymasının kendisi için çok önemli olduğunu düşünürken karabatağın saldırısına uğrar ve çırpınmasına rağmen kurtulamaz. Küçük Kara Balık karabatağa kendisinin zehirli bir balık olduğunu, kendisini yutarsa zehrinden ölebileceğini söyler. Karabatak her ne kadar buna inanmasa da bu riski göze alamayıp, Küçük Kara Balık’ın hareket etmediğini görünce gagasını açar, Küçük Kara Balık suya düştüğü an onu tekrar yutar. Karabatağın midesinde ağlayan bir minik balık görür. Ona kızarak ağlamamasını, annesinin gelemeyeceğini, onu kurtaracağını ve karabatağı öldüreceğini söyler. Minik balık ona inanmaz. Küçük Kara Balık bıçağını çıkararak ilk önce minik balığı kurtarmak istediğini söyleyip minik balığı kurtarır. Minik balık Küçük Kara Balık’ı bekler. O sırada karabatak kıvranmaya başlar, debelenir, haykırır ve suya düşer ama Küçük Kara Balık’tan bir daha hiç haber alınamaz (Behrengi, 2016).

Küçük Kara Balık’ın minik balığı kurtarmak için kendi yutulma korkusunu bastırabilmesi hazzı erteleme davranışına örnek olarak gösterilebilmektedir. Amaca yönelik davranışlarda bulunabilmesi, saygı gibi daha karmaşık kavramların farkına varması ve kendini rahatça ifade edebilmesi, Küçük Kara Balık’ın ayrışma-bireyleşme dönemini öngörülen şekilde tamamladığının göstergesi olabilmektedir. Hikayenin sonunda Küçük Kara Balık’tan bir daha haber alınamaması da karakterin ben gelişimini tamamlamış ve dışarıdan gelebilecek yorumlamalara, eleştirilere karşı “ben”i korumayı öğrenmiş olmasının metaforik bir göstergesi ve bunun da karakterin bireyselleşmesini vurgulama yöntemi olduğu düşünülmektedir.

Yukarıda anlatılanların bir sonucu olarak özetlemek gerekirse; bu çalışmada Küçük Kara Balık’ın ayrışma-bireyleşme sürecinin Mahler’in teorisi ve literatür bulguları temelinde incelenmesi hedeflenmiştir. Küçük Kara Balık’ın anne ile kurduğu ilişkinin onda yutulma korkusu yarattığı, bu korku neticesinde başka diyarlara gitme fikrinin oluştuğu gözlemlenmiştir. Çıkılan yolculukta normal ortakyaşamsal evrede yaşanılan olumsuzluklardan zaman zaman öfke ve kaygı yaşadığı, öngörüldüğü evre dışındaki evrelerde de görülen yabancı kaygısı ve yabancı tepkisinin zaman zaman yinelendiği gözlemlenmektedir. Yengeç ve Ay Dede ile kurduğu ilişki sonrasında bu olgularda azalma görüldüğü ve böylece altevre gelişimlerini sağlıklı bir şekilde tamamlayabildiği düşünülmüştür. Küçük Kara Balık’ta beklenenden önce gelişen yer-yön kavramı, nesne sürekliliği ve duygusal regülasyon gibi bilişsel fonksiyonların gelişmiş olmasının Küçük Kara Balık için koruyucu faktör olduğu düşünülmektedir.

Çalışma içerisinde ana karakter cinsiyetsiz olarak değerlendirilmiş, teorideki cinsiyet ile ilgili yerler vurgulanmamıştır. Bundan sonraki çalışmalarda, Küçük Kara Balık’a atfedilen cinsiyet rolü ile birlikte farklı çıkarımlar elde edilebileceği düşünülmektedir. Buna ek olarak; Küçük Kara Balık değerlendirilirken yazarın hayat hikayesi, yaşadığı dönem ve çevre, analizin içeriğine dahil edilmemiştir. Gelecek çalışmalar bu bağlamda değerlendirilirse daha zengin sonuçlar çıkabileceği öngörülmektedir. Son olarak çalışma boyunca Küçük Kara Balık sıfır-üç yaş aralığında ele alınmıştır. Sonraki çalışmalarda, Mahler’in teorisi baz alınarak ergenlikte yaşanılan ayrışma-bireyleşme sorunları temelinde hikâyenin değerlendirilmesinin literatüre farklı bakış açıları kazandıracağı düşünülmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kaynakça

Ainsworth, M. S. (1979). Infant–motherattachment. Americanpsychologist34(10), 932.

Ainsworth, M. D. S., &Bell, S. M. (1970). Attachment, exploration, andseparation:

Illustratedbythebehavior of one-year-olds in a strangesituation. Child development, 49-67.

Atasoy, Z., Ertürk, D., & Şener, Ş. (1997). Altı ve on iki aylık bebeklerde bağlanma. Türk

Psikiyatri Dergisi8(4), 266-279.

Baillargeon, R. (1986). Representingtheexistenceandthelocation of hiddenobjects: Object

permanence in 6-and 8-month-old infants. Cognition23(1), 21-41.

Behrengi, S. (2016). Küçük Kara Balık (M. Alizade, Çev.) Ankara: Binbir Çiçek Kitaplar.

Bell, S. M. (1970). Thedevelopment of theconcept of object as relatedtoinfant-mother

attachment. Child Development, 291-311.

Bergman, A., &Harpaz-Rotem, I. (2004). Revisiting rapprochement in the light of

contemporary developmental theories. Journal of the American Psychoanalytic Association52(2), 555-569.

Dunbar, J. L. (2008). A conflict between distance and closeness: the mother's bittersweet

experience of becoming separate from her toddler. Infant observation11(1), 77-88.

Freud, S. (1997). 5. Inhibitions, Symptoms, andAnxiety. EssentialPapers on Obsessive-

compulsiveDisorder, 91.

Furman, E. (1996). On motherhood. Journal of the American Psychoanalytic Association44,

429-447.

Güven, M., & Aslan, S. (2010). The Evaluation of Separation-IndividuationLevels of

UniversityStudents in Terms of SomeVariable. EducationSciences5(3), 765-774.

Klein, M. (1952). Theorigins of transference. The International journal of psycho-

analysis33, 433.

Mahler, M. S., Pine, F., Bergman, A. (2003). İnsan yavrusunun psikolojik doğumu. (A. N.,

Babaoğlu, Çev.) İstanbul: Metis Yayınları.

McAllister, L. W., Stachowiak, J. G., Baer, D. M., &Conderman, L. (1969). The Application

of OperantConditioningTechniques in a Secondary School Classroom1. Journal of AppliedBehavior Analysis2(4), 277-285.

Parens, H. (1979). DevelopmentalConsiderations of Ambivalence: Part 2 of an Exploration of

theRelations of InstinctualDrivesandtheSymbiosis-Separation-IndividuationProcess. ThePsychoanalyticstudy of thechild34(1), 385-420.

Piaget, J. (2000). Piaget’stheory of cognitivedevelopment. Childhoodcognitive

development: Theessentialreadings, 33-47.

Shaver, P. R., &Mikulincer, M. (2005). Attachmenttheoryandresearch: Resurrection of the

psychodynamicapproachtopersonality. Journal of Research in Personality39(1),

22-45.

Spitz, R. (1965). Thefirstyear of life. New York: International UniversitiesPress

Topcu, M. (2016). Ayrılma ve Bireyleşme: Nesne İlişkileri Üzerine Terapötik Uygulama,

Ayna Klinik Psikoloji Dergisi, 3(2), 27-28.

Tüzün, O., & Sayar, K. (2006). Bağlanma kuramı ve psikopatoloji. Düşünen Adam19(1), 24-

39.

Tyson, P., &Tyson, R. L. (1990). An overview of theories of objectrelations. Psychoanalytic

Theories of Development: An Integration, 69-86.

Yüksel, E. G. (2006). Üniversite öğrencilerinin ayrılma bireyleşme özellikleri ve etkileyen

etmenler. Uzmanlık Tezi. Manisa: Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi.

 

 

Bu makale 7 Haziran 2022 tarihinde güncellendi. 0 kez okundu.

Yazar

Çankaya Üniversitesi Fen/Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümüne %50 Başarı bursu ile giriş yaptım. Eğitim dilimiz İngilizce olduğu için 1 yıl İngilizce hazırlık  okuduktan sonra bölüm derslerimi almaya başladım.. Öğrenim hayatım boyunca; çeşitli sosyal sorumluluk projelerinde yer aldım ve bir çok psikoloji seminerine katılma şansı buldum. Katıldığım bu seminerlerden şuan bir çok alanda, çeşitli sertifikalara sahibim. Bu dönemde bazı projelere katılıp grup arkadaşlarım ile birlikte birincilik aldım.  Birincilik  aldığım proje bilişsel psikoloji ile ilgili bir görsel algılama/ ilizyon projesi idi. Ayrıca yazmış olduğum iki makale ODTÜ ‘’Ayna’’ dergisinde yayımlanmaya hak kazandı. Bu makaleler çocuk/ergen  gelişim psikolojisi ile ilgili kuram ve analiz makaleleri idi. Staj yaptığım dönemde ise danışan karşılamadan, görüşme tekniklerine ; danı ...

Etiketler
Mahler, ayrışma-bireyleşme, Küçük Kara Balık, yutulma korkusu
Psk. E.Selin Yalçın
Psk. E.Selin Yalçın
Ankara - Psikoloji
Facebook Twitter Instagram Youtube