1950'lilerde kekemelere tıbbi tedavi uygulanması kaygıyı düşürme amacıyla trankilizanların kullanımı ile başlamıştır. Konuşma patologlarının bir çoğunun konuşma ve anksiyete arasında ilişki olduğunu ileri sürmesi ve psikiyatristlerin kekemeliğin sosyal anksiyete ile ilgili olduğunu belirtmeleri sonucu kekemelerin tedavisinde trankilizanlar kullanılmaya başlanmıştır. Ancak yapılan çalışmalar başarısız sonuçlar vermiş, anksiyete düzeyini düşüren ilaçların kekemeliğin sıklığından çok şiddetini hafiflettiği ve bu durumun da kalıcı bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Ayrıca kekemeliğin ikincil davranışlarını azaltmaya yönelik olarak haloperidol kullanılmış, kimi kekemelerde etkili görülmesine karşın yan etkileri nedeniyle kullanımı bırakılmıştır.
Literatürde, ilaçlarla yapılan çalışmaların oldukça farklı sonuçlar verdiği görülmektedir. Mitchell (1963), kekemelerin konuşma terapisiyle birlikte aldıkları reserpine sonucunda konuşmalarında anlamlı düzeyde bir değişim belirtmezken, aynı yıl Hollister, yetişkin kekemelerde reserpine ve konuşma terapisi ile %50 oranında ilerleme kaydettiğini belirmiştir. Holliday (1959), meprobamate ile yaptığı kontrollü çalışma sonucunda ne ilaç verilen ne de plasebo grubunda bir farklılık olmadığını belirtmiş, aynı yıl yine meprobamate ile yapılan bir başka çalışmada ise Di Carlo, Katz ve Batkin, plasebo grubunda kekemeliğin arttığını, ilaç verilen grupta ise kekemelikte anlamlı düzeyde bir azalmaya rastlandığını belirtmişlerdir.
1960-1970 arası kekemeliğin tedavisinde farklı ilaçlar kullanılmış ancak bu konuda yapılan çalışmalarda olumlu sonuçlar elde edilememiştir. Günümüzde de kekemelik tedavisinde ilaçlar kullanıldığı ancak ilaçların tedavide etkisiz kaldığı bilinmektedir. Hatta bazı ilaçlar uzun süreli yan etkilerinden dolayı olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir.


Kocaeli Psikoloji uzmanlarına ulaşmak icin tıklayın!