Kaygı nasıl ortaya çıkıyor ve bizi nasıl etkiliyor?

1985–86 yılında MEF Rehberlik ve Araştırma Servisi’nin 5212 MEF öğrencisi üzerinde yaptığı bir araştırma son derece şaşırtıcı bir sonuç vermiştir. Araştırma sonucuna göre, üniversite giriş sınavına hazırlanan öğrencilerin kaygı düzeyi, genel cerrahi hastalarının kaygı düzeyinden çok daha yüksek bulunmuştur. Gerçekte üniversiteye hazırlanan gençlerin kaygı düzeylerinin yüksek olduğu eskiden beri biliniyordu. Ancak,hem bu kaygının ameliyat edilmeyi bekleyen hastalardan kat kat yüksek olabileceği tahmin edilmiyordu, hem de bu durum ilk defa bir araştırmayla açık bir şekilde ortaya konuyordu.
Bu yazıda sizlere birkaç uygulama yaptırarak kaygının nasıl ortaya çıktığını ve sizi nasıl etkilediğini göstermek istiyoruz.
Uygulama – 1: Aşağıda sınavla ilgili iki farklı senaryo verilmiştir. Bu senaryoları üniversite sınavına hazırlanan ve bu senaryoyu okumamış olan bir arkadaşınıza okuyun. Okumaya başlamadan önce arkadaşınıza, "sana iki öykü anlatacağım, gözlerini kapat ve benim anlattıklarımı lütfen resimlemeye (canlandırmaya) çalış, sadece ve sadece resimlemeni ve anlattıklarımı yaşamaya çalışmanı istiyorum" açıklamasını yapın. Sonra yumuşak bir ses tonuyla ve her cümle sonunda 3 saniye ara vererek okumaya başlayın.
(Birinci öykü)
Tarih 16 Haziran 2002 Pazar. Sabah saat 07.00. Annen: Kalk! sınava iki buçuk saat kaldı, kahvaltı ve hazırlığını yapabilmen için fazlaca zamanın kalmadı, diye seslendi. Bir gece önce geç uyuyabildiğin için kendini yorgun ve halsiz hissediyorsun. Odanın penceresinden dışarı baktın. Dışarıda yağmurlu ve rüzgârlı bir hava var. Sanki kış gününden kalma bir gün. Havanın rüzgârlı olması nedeniyle elektrikler kesilmiş, bu nedenle evinizin içi oldukça karanlık.
Banyoya hazırlanmak için gittin. Banyo karanlık ve bir mumla aydınlatılmış. Bu nedenle sabah hazırlığını yeterince yapamıyorsun. Sadece yüzünü yıkayabiliyorsun, saçlarını ıslatıp tarayabiliyorsun.
Kahvaltını yapmak üzere kahvaltı yaptığınız yere geçtin. Tüm aile masada hazır, seni bekliyorlar. Sanki herkes senin yüzüne bakıyor. Biraz kaygılı gibiler ama sana belli etmemeye çalışıyorlar. Herkese günaydın diyerek masaya oturuyorsun. Ortama sessizlik hâkim. Kimse konuşmuyor. Sadece çatal, bıçak sesleri duyuluyor. Konuşmalar olmasa da bir gerginlik var ve sen bunu hissediyorsun. Saat: 08.15. sınav yerine gitme vakti geldi. "Hadi artık gidelim, evraklarını, belgelerini hazırla" dediler. Evraklarını kontrol ediyorsun, nüfus cüzdanın evraklarının arasında yok. Oysa akşam hepsini tek tek kontrol etmiştin. "Nüfus cüzdanımı bulamıyorum!" diyorsun. Evde bir hareketlenme başlıyor. Herkes bir yerlerde nüfus cüzdanını aramaya başlıyor. "Burada yok", "burada da yok" diye sesler yükselmeye başlıyor. Saat 08.30’u geçti. Gittikçe gerilim artıyor. "Kim karıştırdı benim evraklarımı, akşam hepsini kontrol etmiştim" diye bağırıyorsun. Sonunda nüfus cüzdanın ÖSS Başvuru Kılavuzunun arasından çıkıyor ve saat 08.40. Alelacele giyiniyorsun. Kapının önünde tüm aile hazır ve seni uğurlamak için bekliyorlar. "Senin kazanacağından eminiz, kendine güven" diyorlar. Bu seni biraz daha gerginleştiriyor.
Dışarı çıktınız. Yağmur ve rüzgâr oldukça kötü çarpıyor. Arabanıza doğru ilerlediniz ve kendinizi arabaya güçlükle atabildiniz. Baban arabayı çalıştırmak için kontağı çeviriyor. O da ne? Araba bir türlü çalışmıyor. Aküsü boşalmış. Çalıştırmak için birkaç defa daha deniyorsunuz. Ancak bir türlü çalışmıyor. Hemen bir taksi bulup gitmek için arabadan dışarı çıkıyorsunuz. Pazar günü olduğu için yollar bomboş. Bir türlü bir taksi geçmiyor. Saat 09.00 oldu. Sonunda bir taksiye binerek yola çıkıyorsunuz. Saat 09.20 ve nihayet sınava gireceğin okula geldiniz. Sınava girecekleri içeri almışlar, koşarak okulun kapısında içeri giriyorsun. Sana sınav salonunu gösteriyorlar. Sınav salonuna gidiyorsun ve yerine oturuyorsun. İki sınav görevlisi içeri girdiler. "Çabuk evraklarınızı hazırlayın ve sıraların üstüne bırakın" dediler. Evraklarını sıranın üstüne koydun ve beklemeye başladın. Görevli gelip evraklarını incelemeye başladı. Adeta kuşkuyla bir sınav kimlik kartına, bir nüfus cüzdanına ve bir yüzüne bakıyor. Bu fotoğraflar pek sana benzemiyor, yoksa fotoğraftaki kişi sen değil misin?" diye soruyor. Adeta kalbin dışarı fırlayacakmış gibi çarpmaya başladı. Boğazında bir şeyler düğümleniyor. Cevap veremiyorsun. Evraklarını inceleyen görevli diğer görevliyle bu durumu görüşüyor. Aralarında bir şeyler konuşuyorlar, "biri sınava almayalım" diyor, öbürü "bence bu fotoğraftaki kişi bu öğrenci" diyor.
Senaryoyu okumayı tamamladığınızda, arkadaşınıza "gözlerini açabilirsin" diyerek neler yaşadığını, neler hissettiğini, kaygılanıp kaygılanmadığını, gözlerinin önünden neler geçtiğini, kendini nasıl hissettiğini sorun. Eğer arkadaşınız, bu uygulamayı ciddiye almışsa ve sizin okuduklarınızı gözünde canlandırıp yaşamaya çalışmışsa, size kaygılandığını, hatta hâlâ etkilerinin devam ettiğini, kalbinin bile hızla atmaya başladığını, ellerinin terlediğini söyleyecektir. Buradan da anlayabileceğimiz gibi, uydurma, gerçekten oldukça uzak, adeta bir oyun oynamak amacıyla yapılmış bir uygulama kaygı düzeyini yükseltebiliyor. Bu uygulamada siz kaygının dili oldunuz, kaygıya davetiye çıkaran resimleri ortaya çıkardınız.
(İkinci öykü)
16 Haziran 2002 Pazar. Sabah saat 07.30. Kendiliğinden uyandın. Camdan dışarı baktın, güneş ilk ışıklarını sunuyor. Ortama sakinlik ve sessizlik hâkim. 1 Mayıs 1999’dan yani bir gün öncesinden farksız. Odandan dışarı çıkıyorsun. Ortam yeterince aydınlık. Annen mutfakta kahvaltı hazırlıyor. Mutfağa gidiyorsun ve birbirinize "Günaydın" diyorsunuz. Banyoya geçiyorsun. Ilık bir duş alıyorsun. Bu duş oldukça iyi geliyor. Kahvaltı yapacağınız yere geçiyorsun. Baban bir önceki günün gazetesini karıştırıyor, birbirinize "günaydın" diyorsunuz. Sen de göz ucuyla gazetedeki başlıkları okumaya başlıyorsun. Kahvaltı masası hazırlanıyor. Masaya geçiyorsunuz. Annen ya da baban "evrakların hazırladın mı?" diye soruyor. Sen de "her şey tamam diyorsun". Kahvaltını yapıyorsun. Kahvaltı sonrasında hazırlığını tamamlayıp evraklarını son bir kez daha kontrol ettikten sonra saat 08.15’te babanla (annenle) birlikte çıkıyorsunuz.
Arabanıza biniyorsunuz. Sınava gireceğin okula doğru yola çıkıyorsunuz. Ortalık güneşli ve sakin. Saat 08.45, sınava gireceğin okula geldiniz. Okulun bahçesinde sınava girecek öğrenciler ve onlarla birlikte gelen yakınları var. Kimi bir köşede duruyor, kimi bahçede dolaşıyor, kimileri de kendi aralarında konuşuyorlar. Sen de sakin bir köşeyi tercih ediyorsun. Aklında biraz sonra gireceğin sınav var.
Sınav salonuna girince neler yapacağını planlıyorsun; "Önce cevap kartında basılı olan bilgilerin bana ait olup olmadığını kontrol edeceğim ve ÖSYM numaramı kodlayacağım, sonra doldurulması ve kodlanması gereken bölümleri doldurup kodlayacağım, soru kitapçıkları dağıtıldıktan sonra öncelikle kitapçık türünü cevap kartına kodlayacağım, soru kitapçığının sayfalarını hızlıca çevirerek eksik ya da baskı hatası olan sayfalar olup olmadığını kontrol edeceğim.
Tüm bunları yaptıktan sonra... Soruları bölümünden başlayarak yanıtlayacağım, önce çok iyi bildiğim soruların yanıtlarını bulmaya çalışacağım, diğer soruları daha sonra yanıtlayacağım. Yapamadığım sorular olursa moralimi bozmayacağım, hemen diğer soruya geçeceğim ve sadece o soruya konsantre olacağım." gibi planlar yapıyorsun. Sınav salonlarına öğrencileri almaya başladılar. Sen de sınav salonuna gidiyorsun. Sınav salonuna girdin, evraklarını sıranın üstüne koydun ve görevlileri beklemeye başladın. Sınav görevlileri içeri girdiler. "Günaydın arkadaşlar, lütfen belgelerinizi hazırlayın" dediler. Kontrol başladı ve sıra senin belgelerinin kontrolüne geldi. Sınav görevlisi kontrolünü yaptı ve diğer sıraya geçti.
Senaryoyu okumayı bitirdiğinizde arkadaşınıza "gözlerini açabilirsin" diyerek neler yaşadığını, neler hissettiğini, kaygılanıp kaygılanmadığını, gözlerinin önünden neler geçtiğini, kendini nasıl hissettiğini sorun. Hangi öykü onu daha çok kaygılandırdı? Birincisi değil mi? Çünkü siz ikinci öyküyü okurken temkinliliğin ve sakinliğin dili oldunuz. Ona gerçeğe uygun bir öykü anlatınız. Hiçbir şey abartılmış değildi. Bu nedenle ikinci öykü onu kaygılandırmadı.
Uygulama – 2: Bu uygulamayı yine bir arkadaşınızla birlikte yapabilirsiniz. Bir arkadaşınıza "seninle üçer üçe geriye sayma oyunu oynayalım, 1 dakikalık süre içinde bakalım hangi sayıya kadar gelebileceksin? Kaç hata yapacaksın?" açıklamasını yapın. Daha sonra saatiniz ayarlayın ve "345’ten üçer üçer geriye doğru saymaya başla" deyin. Arkadaşınız saymaya başladıktan sonra ona şunları söyleyin:
Daha hızlı saymalısın
Hata yapmamalısın
Çok yavaş gidiyorsun, oysa ben senin daha hızlı olabileceğini düşünüyordum. Bende hayal kırıklığı yarattın.
Bugüne kadar kiminle bu oyunu oynadıysam hepsi senden çok iyiydi.
Süre kısalıyor.
Vah vah bu kadar mı sayabiliyorsun vb.
Yukarıdaki sözleri daha artırabilir ve çeşitlendirebilirsiniz. Bu sözler arkadaşınızın büyük bir olasılıkla dikkatini dağıtacak, şaşırmasına neden olacak, onu öfkelendirecek, hata yapmasına yol açacak ve belki de oyunu oynamaktan vazgeçmesine neden olacaktır. Çünkü siz bu oyunda kaygının sesi oldunuz, arkadaşınızın dikkatini dağıttınız, beynini rahatsız ettiniz. Gördüğünüz gibi insanlar, çok iyi bildikleri bir konuda bile, kaygının sesine kulak vererek hata yapmaya, gerilmeye ve hatta kendilerini kötü hissetmelerine bile neden olabiliyorlar.
Sınavda da kaygının sesi zaman zaman sizi rahatsız edebilecektir. Size, bir soruyu yapamadığınızda;
Bu soruyu bile yapamadın, bundan sonrakiler daha zor sorular, onları nasıl yapacaksın?
Herkes bir bölümü bitirdi, sen hâlâ bitiremedin.
Zaman daralıyor, acele etmelisin.
Sorular hiç beklemediğin gibi, işin çok zor.
Sınav bitse de kurtulsan.
Bu gidişle biraz zor kazanacaksın vb. telkinlerde bulunacaktır.
Sınavda sizden istenen sadece ve sadece soruları doğru okuyup, algılayıp anlamak ve soru ile ilgili doğru akıl yürütmektir, sınavın sonucu ile ilgili değil. Kaygıyı yakından tanımak onunla mücadele etmenin temel koşuludur. Yukarıdaki örneklerden de görüldüğü gibi kaygı, dikkat ve konsantrasyonu olumsuz yönde etkileyen, performansı düşüren, sınav motivasyonunu olumsuz yönde etkileyen düşünceler silsilesidir.
Şimdi size soruyoruz; bir deneme sınavında sınav görevlisi bir öğretmen başınıza dikilse ve size; "çok yavaş çözüyorsun, yanıtlarından pek emin değilsin, bak yine hata yaptın" gibi sözler söyleseydi ne hissederdiniz? Bu sözlerin size ne gibi yararı olurdu? Dikkatiniz dağılır mıydı? Öğretmeninize "Lütfen, dikkatim dağılıyor, soruları anlayamıyorum" diyerek sizi rahat bırakmasını kibarca hatırlatır mıydınız? Öyleyse sınav kaygısını ortaya çıkaran düşüncelere, seslere niye aynı tavrı takınmıyorsunuz? Bu sizin elinizde değil mi? Yoksa kendinize söz geçiremiyor musunuz?
