Doktorsitesi.com

İstenmeyen Bir Dürtüye Karşı Sürdürülen Savunma Çabası, Semptom Oluşumu ile Sonuçlanır

Klinik Psikolog Nilüfer Tütüncü
Klinik Psikolog Nilüfer Tütüncü
15 Nisan 202614 görüntülenme
Randevu Al
Psikanalitik kuramda insan ruhsallığı, durağan bir yapıdan çok sürekli işleyen ve çatışmalar üzerinden şekillenen dinamik bir sistem olarak ele alınır.
İstenmeyen Bir Dürtüye Karşı Sürdürülen Savunma Çabası, Semptom Oluşumu ile Sonuçlanır
Yapay Zeka ile geliştirilmiş versiyon

İçerik yapay zeka ile optimize edilmiştir

Psikanalitik Kuramda İnsan Ruhsallığı ve Benliğin Rolü

Psikanalitik kuramda insan ruhsallığı, durağan bir yapıdan ziyade sürekli işleyen ve çatışmalar üzerinden şekillenen dinamik bir sistem olarak ele alınır. Bu sistemin merkezinde yer alan benlik (ego), yalnızca bir düzenleyici değil, aynı zamanda farklı güçler arasında denge kurmaya çalışan profesyonel bir aracıdır. Bu güçler, en temelde alt benlik (id) ve üstbenlik (süperego) olarak iki uçta konumlanır.

Alt benlik, dürtüsel enerjinin kaynağıdır ve tamamen haz ilkesine göre işler; beklemez, ertelemez ve doğrudan doyum talep eder. Buna karşılık üstbenlik, yasaklayıcı, eleştirel ve cezalandırıcı bir yapıdadır; toplumsal ve içselleştirilmiş normların temsilcisidir. Benlik, bu iki yapı arasında gerçeklik ilkesine göre hareket ederek bir uzlaşma zemini kurmaya çalışır. Ancak bu uzlaşma her zaman mümkün olmadığından, ruhsal çatışma kaçınılmaz hale gelir.

Bastırma Mekanizması ve Benliğin Sınırları

Benlik, ruhsal çatışmayı yönetebilmek için çeşitli savunma mekanizmalarına başvurur. Bu mekanizmalar içinde en temel ve kurucu olanı bastırmadır. Bastırma, kabul edilemez dürtülerin, düşüncelerin ya da duyguların bilinç alanından uzaklaştırılarak bilinçdışına itilmesi işlemidir.

Buradaki kritik nokta, bastırılan içeriğin ortadan kalkmamasıdır. Bastırılmış içerik, benliğin organizasyonunun dışında varlığını sürdürmeye devam eder. Bu nedenle bastırma, yalnızca benliğin gücünü değil, aynı zamanda onun sınırını da gösterir. Benlik, dürtüyü yok edemez; yalnızca onun doğrudan ifade edilmesini engeller. Bu dışlanmış içerik, ruhsallık içinde pasif kalmaz ve sürekli olarak geri dönüş yolları arar.

Semptom: Bastırılmış Olanın Geri Dönüş Biçimi

Bastırılmış olanın geri dönüşü, çoğu zaman doğrudan değil, dolaylı bir biçimde gerçekleşir. Bu dolaylı ifade biçimi, psikanalizde semptom olarak karşımıza çıkar. Semptom, basit bir "bozukluk" ya da "işlev kaybı" değil, oldukça anlamlı bir oluşumdur. Çünkü semptom, iki karşıt gücün —dürtüsel talep ile savunma ihtiyacının— bir araya geldiği bir uzlaşma biçimidir.

Semptom, kendini ifade etmek isteyen dürtü ile bu ifadeyi kontrol altında tutmaya çalışan savunmanın çarpışmasından doğar. Bu bağlamda semptomun çift yönlü işlevi şu şekilde özetlenebilir:

  • Bir yandan bastırılmış dürtüye dolaylı bir doyum sağlar.
  • Diğer yandan bu doyumu sınırlayan, çarpıtan ve kabul edilebilir hale getiren bir yapı kurar.

Semptomun Benlikle İlişkisi ve İkincil Kazançlar

Başlangıçta semptom, benlik için yabancı ve rahatsız edici bir deneyimdir; kişi semptomu kendisine ait olmayan bir parça gibi yaşayabilir. Ancak zamanla benlik, semptomu yalnızca bastırmakla kalmaz, onu kendi organizasyonuna dahil eder. Bu süreçte semptom, giderek benliğin bir parçası haline gelir ve ondan ayırt edilmesi zorlaşır.

Bu dönüşümde ikincil kazanç kavramı merkezi bir rol oynar. Semptom, belirli psikolojik faydaların taşıyıcısı haline gelerek sürdürülür. Bu kazanımlar şunları içerebilir:

Kazanım TürüAçıklama
Sorumluluktan KaçınmaGünlük hayatın yükümlülüklerinden muaf olma durumu.
ErtelemeDış dünyanın taleplerini askıya alma imkanı.
Narsistik DoyumHastalık veya durum üzerinden ilgi ve doyum sağlama.
Üstbenlik YatıştırmaCezalandırıcı talepleri semptom aracılığıyla dindirme.

Semptomun Paradoksal Doğası ve Psikanalitik Yaklaşım

Semptomun en çarpıcı yönü, onun paradoksal doğasıdır. Semptom hem acı verir hem de korunur; hem yabancıdır hem de sahiplenilir. Bu nedenle semptomla kurulan ilişki basit bir "ortadan kaldırma" meselesi değildir; çünkü semptom, ruhsallığın kurduğu hassas bir dengedir.

Psikanalitik çalışmanın yönü, semptomu doğrudan yok etmek değil, onun hangi içsel çatışmanın ürünü olduğunu anlamaktır. Sonuç olarak, istenmeyen bir dürtüye karşı sürdürülen savunma çabası semptomla sonuçlanır. Ruhsallıkta hiçbir şey nedensiz değildir; semptom bir arıza değil, bir yanıttır ve ifade edilememiş olanın dilidir.

Kaynakça

  1. Freud, S. (1915). Bastırma
  2. Freud, S. (1923). Benlik ve Alt Benlik
  3. Freud, S. (1926). Ketlenme, Semptom ve Kaygı
  4. Laplanche, J. & Pontalis, J.-B. (1973). Psikanaliz Sözlüğü
  5. McWilliams, N. (2011). Psikanalitik Tanı
  6. Bağlam Yayınları. (2018). Psikanalitik Kurama Giriş

Yazar Hakkında

Klinik Psikolog Nilüfer Tütüncü

Klinik Psikolog Nilüfer Tütüncü

Uzman Klinik Psikolog Nilüfer Tütüncü, lisans eğitimini Beykent Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde onur derecesiyle tamamlamış, Klinik Psikoloji alanındaki uzmanlığını ise İstanbul Gelişim Üniversitesi’nde yine onur derecesiyle almıştır. Eğitim süreci boyunca Bakırköy Prof. Dr. Mahzar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile İstanbul Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin poliklinik, yatılı klinik ve obezite servislerinde aktif görev alarak kapsamlı klinik deneyim kazanmıştır. Akademik ve mesleki gelişimini kongreler, seminerler ve bildirilerle destekleyen Nilüfer Tütüncü, Beykent Üniversitesi Psikoloji Kulübü Başkanlığı süresince ruh sağlığı alanına ilgi duyan binlerce öğrenci ve meslektaşına yönelik eğitim organizasyonlarında yer almıştır. Kısa Süreli Psikodinamik Psikoterapi, Bilişsel Davranışçı Terapi, psikodinamik yönelimli cinsel terapi, evlilik ve çift terapisi ile cinsel terapi alanlarında çeşitli eğitim ve süpervizyon programlarını tamamlayan Tütüncü; bireysel terapi, çift terapisi, yetişkin, ergen ve cinsel terapi alanlarında çalışmalarını sürdürmekte olup, danışanlarına hem online hem de yüz yüze psikoterapi hizmeti sunmaktadır.

Önemli Bilgilendirme

Site içerisinde bulunan bilgiler bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgilendirme kesinlikle hekimin hastasını tıbbi amaçla muayene etmesi veya tanı koyması yerine geçmez.